What do you think?


Kahveniz Nasıl Olsun?
“Dilimle damağım arasında yayılarak sıcak, buruk, kekremsi, fakat nefis bir tadın beynimin bütün sıkışmış hüceyrelerini açan, tıkalı yerlerine nefes aldıran ve bütün sinirlerimin üstünde sükûn müjdeleri koşturan, vatan hülasası, lezzetlerin lezzeti kahve...”
—Peyami Safa
“Kahvemden bir yudum aldıktan sonra yazmaya başladım. Habeşistan’dan başlayıp Yemen, Hicaz ve Mısır üzerinden İstanbul’a ulaşan, oradan da bütün dünyayı kuşatacak kollara ayrılan uzun yolda zevkli bir yolculuktu bu. Doğrusu Yemen-İstanbul arasındaki menzillerde fazla oyalanmadım ve İstanbul’dan ayrılan kollara da sapmadım. Çünkü benim asıl derdim, kahvenin İstanbul macerasıydı.”
—Beşir Ayvazoğlu
—Peyami Safa
“Kahvemden bir yudum aldıktan sonra yazmaya başladım. Habeşistan’dan başlayıp Yemen, Hicaz ve Mısır üzerinden İstanbul’a ulaşan, oradan da bütün dünyayı kuşatacak kollara ayrılan uzun yolda zevkli bir yolculuktu bu. Doğrusu Yemen-İstanbul arasındaki menzillerde fazla oyalanmadım ve İstanbul’dan ayrılan kollara da sapmadım. Çünkü benim asıl derdim, kahvenin İstanbul macerasıydı.”
—Beşir Ayvazoğlu
261 pages, Paperback
First published January 1, 2011
About the author
Beşir Ayvazoğlu
73 books25 followersBeşir Ayvazoğlu (1953 Zara, Sivas), edebiyatçı, şair, yazar, gazeteci.
Asıl ismi "Beşir Ayvaz" olup 11 şubat 1953 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştur. Sivas'ta ilk ve orta öğreniminin ardından 1975'te Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü'nü tamamlamıştır. Çeşitli liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmış, TRT’de uzman olarak çalışmıştır. Lise yıllarında mahallî gazetelerde amatör olarak yürüttüğü gazetecilik mesleğine Hergün, Tercüman, Türkiye, Zaman ve Yeni Ufuk gazeteleriyle, Aksiyon dergisindeki köşe yazarlığı ve yöneticilik ile devam etmiştir. 1985-1991 yılları arasında Tercüman gazetesinin “Kültür-Sanat” yönetmenliği yapmıştır. Yeni Ufuk gazetesinde ise genel yönetmen olarak çalışmıştır. Dergâh, Kubbealtı Akademi, Hareket, Hisar, İzlenim, Türk Edebiyatı, Türkiye Günlüğü, Yeni Türkiye gibi dergilerde birçok deneme ve makale yayımlamıştır. Bir dönem Kültür Bakanlığı danışmanı olarak görev yapmıştır.
ADTYK Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu, TDV İslâm Ansiklopedisi Türk Dili ve Edebiyatı Merkez ilim ve Redaksiyon Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur. Ayrıca CNNTürk’te Hilmi Yavuz’la birlikte iki yıl “Gökkubbemiz” adlı kültür programını hazırlamış ve Kasım 2001-Temmuz 2005 tarihleri arasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. TRT 2’de “Bir Tepeden” adlı bir kültür programı hazırlayan yazar, halen Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yürütmekte ve Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Türkiye Yazarlar Birliği, İLESAM, Çocuk Vakfı ve Sezer Tansuğ Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer alıp Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in de üyesidir. Şiir, deneme, araştırma, inceleme ve biyografi alanında yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunmaktadır.
Şu an 15 Nisan 2015'te kurulmuş olan haber sitesi Karar.com'da köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayvazoğlu aynı zamanda İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi'nde İstanbul Toplum ve Edebiyatı derslerine girmektedir.
Asıl ismi "Beşir Ayvaz" olup 11 şubat 1953 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştur. Sivas'ta ilk ve orta öğreniminin ardından 1975'te Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü'nü tamamlamıştır. Çeşitli liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmış, TRT’de uzman olarak çalışmıştır. Lise yıllarında mahallî gazetelerde amatör olarak yürüttüğü gazetecilik mesleğine Hergün, Tercüman, Türkiye, Zaman ve Yeni Ufuk gazeteleriyle, Aksiyon dergisindeki köşe yazarlığı ve yöneticilik ile devam etmiştir. 1985-1991 yılları arasında Tercüman gazetesinin “Kültür-Sanat” yönetmenliği yapmıştır. Yeni Ufuk gazetesinde ise genel yönetmen olarak çalışmıştır. Dergâh, Kubbealtı Akademi, Hareket, Hisar, İzlenim, Türk Edebiyatı, Türkiye Günlüğü, Yeni Türkiye gibi dergilerde birçok deneme ve makale yayımlamıştır. Bir dönem Kültür Bakanlığı danışmanı olarak görev yapmıştır.
ADTYK Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu, TDV İslâm Ansiklopedisi Türk Dili ve Edebiyatı Merkez ilim ve Redaksiyon Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur. Ayrıca CNNTürk’te Hilmi Yavuz’la birlikte iki yıl “Gökkubbemiz” adlı kültür programını hazırlamış ve Kasım 2001-Temmuz 2005 tarihleri arasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. TRT 2’de “Bir Tepeden” adlı bir kültür programı hazırlayan yazar, halen Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yürütmekte ve Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Türkiye Yazarlar Birliği, İLESAM, Çocuk Vakfı ve Sezer Tansuğ Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer alıp Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in de üyesidir. Şiir, deneme, araştırma, inceleme ve biyografi alanında yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunmaktadır.
Şu an 15 Nisan 2015'te kurulmuş olan haber sitesi Karar.com'da köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayvazoğlu aynı zamanda İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi'nde İstanbul Toplum ve Edebiyatı derslerine girmektedir.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 7 of 7 reviews
July 31, 2018
Kahve ve kahve kültürüne dair bir solukta okunan, keyifli bir kitap.
Yazar kahve tarihçesini herkesin dile getirdiğinden farklı olarak edebi yönüyle de ele almış ve eseri basma kalıplıktan kurtarmış.
Kahve tiryakisiyseniz severek okursunuz.
Kendime Not: Tez vakitte bir kallavi fincanı edinmeliyim. :)
Yazar kahve tarihçesini herkesin dile getirdiğinden farklı olarak edebi yönüyle de ele almış ve eseri basma kalıplıktan kurtarmış.
Kahve tiryakisiyseniz severek okursunuz.
Kendime Not: Tez vakitte bir kallavi fincanı edinmeliyim. :)
August 13, 2018
Kahve kültürüyle ilgili güzel bir kitaptı ancak yeniçeri ve tulumbacı kahvelerine fazla yer vermemesi nedeniyle bazı eksiklikler vardı.
August 11, 2026
Kitap Türk kahvesi merkezinde, kahvenin Türklerin hayatındaki öyküsünü anlatıyor, Türk edebiyatında kahveden bahseden alıntılarla insanı keyifli bir zaman yolculuğuna çıkarıyordu. Bir de bazı kartpostal ve resimlere uzun uzun baktım sebepsiz.
Peki, dünyaya Türk kahvesi diye bilinen enfes içeceği tanıtan, bir zamanlar kahvenin günlük hayatlarında vazgeçilmez bir yere sahip olduğu bilinen Türkler, neden artık çayı daha çok içiyorlar? Bunun aslında acıklı denilebilecek bir hikayesi var, kitaptan anladığım haliyle anlatıyorum:
Kahveyle Osmanlı 16. yüzyılda tanışır. Türkler bu içeceği çok kısa bir sürede benimser, müptelası olur. Kahvenin anavatanı Yemen, Osmanlı topraklarının bir parçası olduğundan kahveye ulaşmak kolaydır. Fakat işler Birinci Dünya Savaşıyla değişmeye başlar. Osmanlı, Yemen'i kaybeder (ki bu kaybedişin de oldukça acıklı olduğunu "Yemen Türküsü" adıyla kültürel hafızamıza kazınmış, “Havada bulut yok bu ne dumandır / Mahlede ölüm yok bu ne figandır” diye başlayan; “Ah o Yemen’dir gülü çemendir / Giden gelmiyor, acep nedendir?” diye sorarak cepheye gidenlerin geri dönmeyişine ağıt yakan türkümüzü akla getirerek de anımsayabiliriz.). Bu durum kahve fiyatlarının fırlamasına, fırsatçı tüccarların kahveyi çoğaltmak için arpa, nohut ekleyerek tadını bozmalarına sebep olur. İnsanlar kahveye kolay ulaşamaz, ulaşsa da eski tadı bulamaz. Artık Türkler eskisi kadar çok kahve tüketemez olmuşlardır.
Bu eksiklik zamanla yerini çaya bırakır. Yazarın bir yerde bahsettiği gibi uzun bir süredir Türklerin damarlarında kafein değil, tein dolaşıyor. Çay her evde ilk sırayı almış durumda. (Aslında Türkiye iyi çay tarımı için o kadar elverişli bile değil diye biliyorum.) Fakat kahvenin tahtının sarsıldığını söylemek de haksızlık olur; kız istemelerde, misafir ağırlamada, özel günlerde yine en nitelikle ikram kahvedir. Bir fincan kahvenin hâlâ kırk yıl hatırı vardır. Sabah öğünü kahvaltı adını, kahve içmek için hızlıca yenilen yemeğe verilen isimden alır (kahvaltı–kahve + altı). Köpüklü, buram buram kokan bir fincan kahveye kimse hayır demez. Her evin renk renk fincanları vardır.
Ben en azından kendi neslimde kahvenin daha çok sevildiğini gözlemliyorum açıkçası. Gerek Türk kahvesi olsun gerek espresso tabanlı kahveler olsun gerçekten çok kahve içiyoruz aslında. Çay çoğunlukla alışkanlıktan içiliyor ama kahve, özellikle Türk kahvesi tam olarak keyif için içiliyor, hâlâ. Epigenetik midir?
Not: Benim de bazen yaptığım gibi, "bir küçük fincan kahve kime yetecek?" diyip Türk kahvesini büyük bardaklar ölçeğinde pişirip tüketmek geleneğe aykırı, çirkin bir şeymiş. Fincanın küçüklüğünün olayı, kahvenin kıymetli olmasıyla beraber insana faniliğini ve hazların geçiciliğini hatırlatmasıymış. Makbul olan az miktardaki kahveden en yüksek derecede keyif alacak şekilde içilmesiymiş. Bunu bilmiyordum, fincana yüklenen sembolik de olsa derinlikli anlamı sevdim. 2-3 fincana denk Türk kahvesini tek seferde büyük bardaktan içerken insan pek faniliğini akla getirmiyor gerçekten.
Peki, dünyaya Türk kahvesi diye bilinen enfes içeceği tanıtan, bir zamanlar kahvenin günlük hayatlarında vazgeçilmez bir yere sahip olduğu bilinen Türkler, neden artık çayı daha çok içiyorlar? Bunun aslında acıklı denilebilecek bir hikayesi var, kitaptan anladığım haliyle anlatıyorum:
Kahveyle Osmanlı 16. yüzyılda tanışır. Türkler bu içeceği çok kısa bir sürede benimser, müptelası olur. Kahvenin anavatanı Yemen, Osmanlı topraklarının bir parçası olduğundan kahveye ulaşmak kolaydır. Fakat işler Birinci Dünya Savaşıyla değişmeye başlar. Osmanlı, Yemen'i kaybeder (ki bu kaybedişin de oldukça acıklı olduğunu "Yemen Türküsü" adıyla kültürel hafızamıza kazınmış, “Havada bulut yok bu ne dumandır / Mahlede ölüm yok bu ne figandır” diye başlayan; “Ah o Yemen’dir gülü çemendir / Giden gelmiyor, acep nedendir?” diye sorarak cepheye gidenlerin geri dönmeyişine ağıt yakan türkümüzü akla getirerek de anımsayabiliriz.). Bu durum kahve fiyatlarının fırlamasına, fırsatçı tüccarların kahveyi çoğaltmak için arpa, nohut ekleyerek tadını bozmalarına sebep olur. İnsanlar kahveye kolay ulaşamaz, ulaşsa da eski tadı bulamaz. Artık Türkler eskisi kadar çok kahve tüketemez olmuşlardır.
Bu eksiklik zamanla yerini çaya bırakır. Yazarın bir yerde bahsettiği gibi uzun bir süredir Türklerin damarlarında kafein değil, tein dolaşıyor. Çay her evde ilk sırayı almış durumda. (Aslında Türkiye iyi çay tarımı için o kadar elverişli bile değil diye biliyorum.) Fakat kahvenin tahtının sarsıldığını söylemek de haksızlık olur; kız istemelerde, misafir ağırlamada, özel günlerde yine en nitelikle ikram kahvedir. Bir fincan kahvenin hâlâ kırk yıl hatırı vardır. Sabah öğünü kahvaltı adını, kahve içmek için hızlıca yenilen yemeğe verilen isimden alır (kahvaltı–kahve + altı). Köpüklü, buram buram kokan bir fincan kahveye kimse hayır demez. Her evin renk renk fincanları vardır.
Ben en azından kendi neslimde kahvenin daha çok sevildiğini gözlemliyorum açıkçası. Gerek Türk kahvesi olsun gerek espresso tabanlı kahveler olsun gerçekten çok kahve içiyoruz aslında. Çay çoğunlukla alışkanlıktan içiliyor ama kahve, özellikle Türk kahvesi tam olarak keyif için içiliyor, hâlâ. Epigenetik midir?
Not: Benim de bazen yaptığım gibi, "bir küçük fincan kahve kime yetecek?" diyip Türk kahvesini büyük bardaklar ölçeğinde pişirip tüketmek geleneğe aykırı, çirkin bir şeymiş. Fincanın küçüklüğünün olayı, kahvenin kıymetli olmasıyla beraber insana faniliğini ve hazların geçiciliğini hatırlatmasıymış. Makbul olan az miktardaki kahveden en yüksek derecede keyif alacak şekilde içilmesiymiş. Bunu bilmiyordum, fincana yüklenen sembolik de olsa derinlikli anlamı sevdim. 2-3 fincana denk Türk kahvesini tek seferde büyük bardaktan içerken insan pek faniliğini akla getirmiyor gerçekten.
June 23, 2025
Bayıldım! Kitap ve kahvelerle ilgili dünyada ne kadar kitap varsa okuyasım geliyor. Benim için dünya nimetlerinin en başında gelen bu iki nesnenin tarihini, diğer insanların hayatlarında bıraktıkları etkiyi, sosyolojik ve tarihi açıdan incelemelerini okumak kadar bana keyif veren çok az şey var. Türk kahvesinin tarihini oldukça detaylı bir şekilde ele almış bu kitap da benim için çok keyifliydi. Kitabı her elime aldığımda birkaç satır okuyup, “Neyse ben bir kahve koyup öyle devam edeyim.” diye diye okudum. Tarihe ve türk kahvesine merakı olanlar okusun.
August 6, 2022
“Kahve dediğin, bizimki gibi küçük fincanlarda içilir ki, bu, o lezzetin ulaşılmazlığına, faniliğine işarettir. Sınırlı ve az bir lezzeti, değerini bilerek, kıymetini takdir ederek, sınırlı bir zamanda çoğaltmak ve ebedileştirmek anlamına gelir. Öyle Amerikalılarınki gibi litrelik kağıt bardaklarda cork cork, meyve suyu gibi içilene kahve mi derim ben?”
January 15, 2019
Türk kahvesine bayıldığım için bir solukta bitirdiğim bir kitap oldu. Sıcak ve naif yorumlar ile öğretici bölümünün ısıtıldığı bir eser olmuş. Genel kültür bazında fazlasıyla faydalı buldum. Anlatıların edebiyat tarihiyle yoğrulması ise gönlümü en çok vuran noktası oldu.
January 9, 2022
Böylesine kahve düşkünüyken nasıl çaycı millete dönüşmüşüz. Yazık be ya :)
Displaying 1 - 7 of 7 reviews








