Salim Fikret Kırgi, sinemada, televizyonda, edebiyatta, popüler kültürde adeta bir fenomen olan “kurgusal vampir”in “folklorik” boyutuna bakıyor. Osmanlı Vampirleri “folklorik vampiri” çoğunlukla “Rum Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Slav ve Grek toplulukların takip ettiği bir halk inanışı” olarak tanımlayan genel eğilimin göz ardı ettiği bir noktaya eğiliyor: Folklorik vampirin ortaya çıkış yeri olan coğrafyanın büyük bölümünün, fenomenin ilk meydana çıkıp tartışılmaya başlandığı 15.-18. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde olmasına.
Vampirlerle ilgili verilmiş fetvalara, vampirlerle ve doğaüstü varlıklarla ilgili yazılmış eserlere, seyahatnamelere de göz atarak Osmanlı Avrupası içerisindeki dini-etnik toplulukların birbirleriyle etkileşimleri çerçevesinde vampir mitinin tarihine katkı sunan bir çalışma.
“Osmanlı ulemasının vampir salgınlarıyla mücadele konusundaki görüşleri, mahkemelerin konuyla ilgili almış oldukları kararlar neydi? Vampir olduğuna inanılan Müslümanlar var mıydı ve -eğer öyleyse- onların cesetleri de kazıklanıp yakılıyor muydu? Müslüman Osmanlıların vampir farkındalığı ne koşullar altında şekillendi ve halk inanışının Batı Avrupa’da kazandığı tanınırlık sonrası ne yönde gelişti?”
İstanbul doğumlu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Sinema-Televizyon, İstanbul Şehir Üniversitesi’nde Tarih ve Edebiyat öğrenimi gördükten sonra Budapeşte Orta Avrupa Üniversitesi’nin Karşılaştırmalı Tarih Bölümü’nde Osmanlı toplumunda vampir inanışı hakkındaki teziyle yüksek lisans derecesi aldı.
Çeşitli mecralarda korku öyküleri yazmaya başladığımdan beridir –çok yoğun olmamakla birlikte- sık sık karşılaştığım yorum: “Peki bunlar bizim kültürümüzde var mı?” olmuştur. Bizim kültürümüzde olması garip karşılanan şey Osmanlı döneminde Balkan coğrafyasında geçen öykülerimde biteviye kullandığım “hortlaklar” yani “vampirler”, bu sorunun da tesiriyle sürekli el altında birkaç makale ve metin alıntısı bulundurduğum, sık sık tetkik ettiğim bir sahaydı. Şimdilerde bu soruyla yine karşılaşıyorsam da konuya ilişkin çalışmaların sayısı arttığından, hatta “Efsane”den (2002) seneler sonra yakın zamanda “Yaşamayanlar” adıyla bir vampir dizisi de yayınlanacakken, Devlet-i Aliyye’nin hüküm sürdüğü topraklarda zuhur eden kabir kaçkınları mevzusu edebiyatın ardından akademide de belli bir popülarite yakalamaya başladı.
Bu yaz tabiri caizse çifte sevinç yaşadım. İlkini Seçkin Sarpkaya ile birlikte Karakum Yayınevi’nden “Türk Kültüründe Vampirler”in basıldığı haberi geldiği zaman yaşadım. Konuyla ilgili notların, anekdotların derlendiği ve yer yer hikâyelerle de ön plana çıkan bir araştırma olarak hem meraklıların hem de öykü yazarlarının faydalanabileceğini düşünmüştüm. İkinci sevinci ise “Osmanlı Vampirleri” adlı akademik bir çalışmanın da okurla buluşacağını yaşadım. Konuyla ilgili bu kadar kısa bir zaman aralığında yeni bir çalışmanın okurla buluşmasının yankısı ve daha fazla okurun dikkatinin konuya çekilecek olması beni heyecana sevk etmişti.
Salim Fikret Kırgi’nin Budapeşte Orta Avrupa Üniversitesi’nin Karşılaştırmalı Tarih Bölümü’nde Osmanlı toplumundaki vampir inanışlarını mercek altına aldığı “Osmanlı Vampirleri-Söylenceler, Etkiler, Tepkiler” adlı 128 sayfalık çalışması, İletişim Yayınları’ndan geçtiğimiz ağustos ayında yayımlandı.
Bu kitabın ismini görünce de heyecanlanıp hemen aldım. Okurken heyecanım yavaş yavaş azaldı çünkü diğer yorumlarda belirtildiği gibi kitap sanki bir tezmiş gibi akıyor, çok fazla dip not ve sürekli bir kaynağa referans gösterme durumu var ki bu da okurken insanı yoruyor. Pek çok kavram, kelime ve cümle sürekli tekrar edilmiş, bir süre sonra sıkılıyorsunuz bu durumdan da.
Yine de bazı keyifli anektodlar okudum ve ilginç bilgiler edindim. Pek çok vampir mitinin Trakya topraklarından çıkmasına da bir #trakyalı olarak ayrıca gururlandım. :p
Sürekli aynı örnekleri değişik kelime kombinasyonlarıyla vermesi bana sayfa sayısı şişirilmeye çalışılan bir tez izlenimi versede genel olarak konuya farklı bir açıdan bakması hoşuma gitti. Vampir mitine ilgi duyan okuyucular için ufuk açıcı bir kaynak olabilir.
erken modern dönem ve 19. yüzyıl osmanlı'sındaki farklı millet ve kültürlerdeki vampir inanışı, efsaneleri ve olgusuna tarihsel olarak hukuki ve edebi kaynaklar kullanarak yaklaşan, kısa olmasına rağmen oldukça kapsamlı bir kitap. akademik bir formatta yazıldığı için, yapılan alıntıların kaynaklarının dipnot olarak paylaşılması da okuyucu için çok kullanışlı. folklor ve halk inanışlarında vampirlerin yeriyle ilgili bilgi edinmek isteyen herkese tavsiye edebileceğim bir kitap.
Merak ettiğim bir konuyla ilgili yapılan araştırmanın özetlenmiş derlemesi. Zaman zaman konu dağılsa bile bir seferde okuyup bitirdiğim bir kitap oldu.
Bunun bir tez konusu olduğunu bilsem de, açıkçası daha çok halk arasında yayılan söylentileri veya masalları, efsaneleri ve dava konusu olan daha ciddi mevzular okuyacağımı sanmıştım. Temelde bu tip olaylardan bahsetse de bana biraz yavan geldi. Vampir diye şikayet edilen kişinin avını öldürmek için evin dışına davet etmesini bir delil olarak sunulmasını çok saçma buldum. Hoş! Cadıları da neden ve ne kadar saçma sebeplerle de öldürdüklerini biliyoruz, ama hakkında fetva verilen meselelerin vampirlikle ne alakası olduğunu da pek anlamadım. Bir çok yerde kelime grupları tekrar ediyor. Mesela"folklorik vampir" tanımı aynı cümle içinde zaman zaman sıklıkla tekrar ediyor ve ben de açıkçası tez kabarık dursun diye mi böyle yapılmış anlamadım. Sıklıkla vampir kelimesinin nasıl türediğini aynı şekilde farklı bölümlerde dile getirilmiş. Sonuç olarak bazı şeyler öğrensem de umduğumu bulamadım. Ama kitap içinde gösterilen kaynakları okuma isteğim uyandı. Kitabı okumayın diyemem. Okumaktan zarar gelmez.
Bir kez daha anneannemin ve dayımının anlattığı korku hikâyesindeki congolos ile karşılaştım fakat bu sefer vampir söylencesi bağlamında… Vampiri hem sözcük hem kültürel hem de dini açıdan konu alan kitapta Dracula’nın esasen Seyahatname’den esinlenilmiş olabileceği, Tatarca “obur” sözcüğünün vampire veya cadıya karşılık gelen şekilde kullanıldığı, Yozgat ve Sivas yöresindeki karacongolozun zemheride ortaya çıktığı gibi bilgiler yer alıyor. Eğlenerek ve meraklanarak okudum resmen, bir yandan da keşke çizimler/canlandırmalar da olsaydı ya da yöresel (Trakya, Yozgat, Sivas, Çerkes ya da Tatar) bazı folklora hikâyelere de yer verilseydi dedim.
Yine de yazarın dini, siyasi, tarihi ve dilbilimle ilgili bilgi birikimini ortaya koyan da bir kitap. Bu bakımdan iyi derlenmiş diye düşünüyorum. Cadılar, vampirler, masallardaki yaratıklar gibi fenomenlere meraklıysanız kitaplığınızda olması gereken bir eser.
Öncelikle kitabı Osmanlı'da supernaturel temasına ilgi duyan herkese tavsiye ederim. Kitap yaklaşık 100 sayfa ve kolay okunuyor. Her ne kadar kitapta ilgi çekici anektodlar olsa da metin editöryel süreci tamamlanmadan yayınlanmış izlenimi uyandırıyor. Kitap derinlik olarak genel okuyucu ve akademik yayın arasında kalmış. Kitapta bahsi geçen birçok olay genel okuyucu için çok yüzeysel anlatılmış. Öte yandan esere akademik olarak getirilebilecek önemli bir eleştiri yer yer 3-4 sayfa boyunca aynı kaynağa atıfta bulunulması kaynak çeşitliliğin yetersiz olduğu izlenimi yaratıyor. Umarım kitap olası yeni baskılarda sorunları giderilmiş bir şekilde genişletilerek okura sunulur.
fantastik edebiyat, gotik kültürü, mitoloji veya direkt olarak 17. yy adlandırması ile spekülatif edebiyat dediğimiz gotik, fantastik ve bilim kurgu türlerini içine alan edebi türe dair fazlaca ilgili olmayan kişilerin bu kitabı okumakta zorlanacağını düşünüyorum. zira kitap eğlence / bilgilendirme amaçlı basılmış bir eserden ziyade akademik bir çalışma havasında ilerliyor. çok fazla dipnot açılmış, bu dipnotlar kurgulanmış olan yazıya yedirilebilirdi. türe ilgisi olan bir birey olarak kitaptan oldukça zevk aldım, çoğu kısımda dipnotlara bakma gereği duymadım.
"Elimine etmek, handikap, lengüistik..." gibi İngilizce'den devşirilmiş kelimelerin kullanılması rahatsız ediciydi. Yer yer örnek vermekten ve açıklama yapmaktan kaçınılmış ama yazar zaten kitabın biraz özet niteliğinde olacağının bilgisini veriyor başta. Yazar, oldukça kapsamlı bir araştırma yapmış, konu da bir o kadar ilgi çekiciydi.
Vampir kelimesi çok dikkat çekici bir şekilde kitabın reklamını yapsa da pek öyle bir havası yok. Kimi yerlerde Osmanlı tarihi okuyorsunuz. Konudan sapıyor sonra "neyse" deyip döndüğü yerler var. Üstelik Osmanlı topraklarındaki söylenceleri anlatırken sürekli sunni vurgusu çok rahatsız edici geldi. Kimi güzel örnekler vardı. Hatta önsöz -giriş kısmı- kitaptan daha güzeldi.
Derinlemesine kurgulanmis bir play oruntusuyle, iki vampir fenomenini birbirini nasil etkiledigini ve Osmanli halk gelenekleri ve inanclarinin bu fenomenin olusmasindaki etkisini derinlemesine tartisan bir eser.
Kitabın methini Mehmet Berk Yaltırık'tan dinlemiştim. Yine benzer konular etrafında geziniyoruz ve daha ayrıntılı okumalar yapabilirsiniz. Bu tip incelemelerin çoğalması dileğiyle...