"Osmanlı İmparatorluğu gürültüyle ve aniden ortadan kalktı. Büyük imparatorluklar artlarında üç-beş yıllık değil, yüz yıllık sancılar bırakır." “İttihatçılar vatanseverdi, bu onların hem gücüydü hem de hatalarının bir nedeni.” “Türkiye’de iktidar çevreleri Atatürk’ün büyük iddia ve heyecanını anlayamamıştır. Hâlâ da Türk akademi dünyası bu yolda topal adımlarla ilerlemektedir.” "Türk toplumu yeryüzü tarihinin en büyük devrimini yaşayan yerkürenin devlerine karşı varlık mücadelesi vermiştir."
"6-7 Eylül olayları, Varlık Vergisi ile birlikte yakın tarihin en büyük sorun çıkaran iki tertibidir. Tertiplerin akışına sorumlular bile hâkim olamamıştır."
"Türkiye anayasaları boyuna yenileniyor. Yenilenmeyen politikanın örgütlenme biçimi ve eğitimidir."
İLBER ORTAYLI
Eserleriyle Türkiye’nin yakın tarihine en kuvvetli feneri tutan İlber Ortaylı; gündemden düşmeyen anayasa tarihimizden seçimlere, Birinci Dünya Savaşı’nın acı sonuçlarından İkinci Dünya Savaşı’ndaki denge politikasına, Enver Paşa’nın komutanlığından İsmet İnönü - Adnan Menderes çatışmasına, İran, Irak, Suriye ilişkilerinden ABD, Rusya ve Avrupa Birliği politikasına, askeri darbelerden eğitim sistemimize kadar birçok konuda yakın tarihimizin dönüm noktalarını farklı bir bakış açısıyla ve sıra dışı analizleriyle ele alıyor.
Türkiye’nin Yakın Tarihi, geleceğimizi sağlıklı biçimde kurmak adına geçmişimizde neler olup bittiğini tüm ayrıntılarıyla merak edenler için benzersiz bir şaheser.
İlber Ortaylı (born 21 May 1947), is a leading Turkish historian, professor of history at the Galatasaray University in Istanbul and at Bilkent University in Ankara. Since 2005 he has been the head of the Topkapı Museum in Istanbul.
As the son of a Crimean Tatar family who fled Joseph Stalin's persecution and deportation, he was born in a refugee camp in Bregenz, Austria on 21 May 1947 and came to Turkey when he was 2 years old. Ortaylı attended elementary school and St. George's Austrian High School in İstanbul and then Ankara Atatürk High School. He graduated from Ankara University Mekteb-i Mülkiye (Faculty of Political Science) and completed his postgraduate studies at the University of Chicago under Professor Halil İnalcık and at the University of Vienna. He obtained his doctorate at Ankara University in the Faculty of Political Sciences. His doctoral thesis was Local Administration in the Tanzimat Period (1978). After his doctorate, he attended to the faculty at the School of Political Sciences of Ankara University. In 1979, he was appointed as associate professor. In 1982, he resigned from his position, protesting the academic policy of the government established after the 1980 Turkish coup d'état. After teaching at several universities in Turkey, Europe and Russia, in 1989 he returned to the Ankara University and became professor of history and the head of the section of administrative history.
İlber Ortaylı is widely known as a polyglot. Apart from Turkish, he also speaks German, Russian, English and French.
He has published articles on Ottoman and Russian history, particular emphasis on cities and the history of public administration, diplomatic, cultural and intellectual history. In 2001, he collected the Aydın Doğan Foundation Award. He is a member of the Foundation for International Studies, the European-Iran Examining Foundation and the Austrian-Turkish Academy of Sciences. A biographical book on İlber Ortaylı, "Zaman Kaybolmaz: İlber Ortaylı Kitabı," was published by Nilgün Uysal in 2006.
■Tanzimat'tan Sonra Mahalli İdareler (Provincial administration after Tanzimat) (1974) ■Türkiye'de Belediyeciliğin Evrimi (Evolution of manucipality in Turkey; with Ilhan Tekeli, 1978) ■Türkiye İdare Tarihi (Administrative history of Turkey) (1979) ■Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu (German influence in the Ottoman Empire) (1980) ■Gelenekten Geleceğe (From tradition to the future) (1982) ■İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı (The longest century of the Empire) (1983) ■Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Yerel Yönetim Geleneği (Local administration tradition from Tanzimat to the Republic) (1985) ■İstanbul'dan Sayfalar (Pages from Istanbul) (1986) ■Studies on Ottoman Transformation (1994) ■Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı (Kadıs as a legal and administrative figures in the Ottoman State) (1994) ■Türkiye İdare Tarihine Giriş (Introduction to the history of Turkish administration) (1996) ■Osmanlı Aile Yapısı (Family structure in the Ottoman Empire) (2000) ■Osmanlı İmparatorluğu'nda İktisadi ve Sosyal Değişim (Economic and social change in the Ottoman Empire) (2001) ■Osmanlı Barışı (Ottoman peace) (2004) ■Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek 1 and 2 (Rediscovering the Ottoman Empire) (2006) ■Kırk Ambar Sohbetleri (Kırk ambar conversations) (2006) ■Eski Dünya Seyahatnamesi (Travelogue of the old world) (2007)
Kitabın ismindeki azametin aksine, daha çok İlber Ortaylı hocanın sohbetleri kıvamında geçen, Türk tarihine ilgili ama konu hakkında derin bir bilgisi olmayan, bir yerlerden başlamak isteyenlere hitap eden bir kitap.
Üzerine başlı başına kitap yazılabilecek konulara hepi topu 3-4 sayfa ile şöyle bir değiniliyor. Eğer işin acemisiyseniz, meraklısıysanız bu kitap sizi doyuracaktır. Fakat İlber Ortaylı hocanın ortalama bir televizyon programı videosunu izleyerek bu kitapta anlattıklarından daha fazlasını öğrenmek de mümkün.
Birileri yorumlarında hoca detay vermemiş demiş,e gidip makalelerini okuyun öyleyse.Detay yok diye puan mı kırılır böyle bir kitaptan? Bu,Ortaylı'nın makalelerinin ya da ders notlarının derlendiği bir kitap değil,bunu bilmek lazım okumadan önce.Bu durum da kitabın önsözünden anlaşılıyor zaten. Hoca TR ile ilgili içte ve dışta önemli hususlara değinmiş,Ortaylı'nın daha önce okuduğum kitaplarıyla benzerlik gösteriyor;anlatım açık ve boşa edebiyat yok,gayetle tadında bir kitap.
Açıkcası kitabın beklentilerimi karşıladığını söyleyemem. Genelde her tarih severin bildiği noktalar üzerinde durmuş özellikle Türkiye yakın siyasi tarihinde. Fakat Türkiye'nin Dış Politikası kısmında yeni bilgilerin yanısıra bugünki Orta Doğu sorunuyla alakalı notları, hayal kırıklığımı bi nebze değiştirdi.
Okuduğum yorumlardan ve kendi izlenimlerimden yola çıkarak bu kitabın iyi bir tarih kitabı olmadığını düşünüyorum. Okurlar iki gruba ayrılmış: Çok iyi tarih bilgisi olanlar ve az tarih bilgisi olanlar şeklinde. İlk grup, bu kitabın yüzeyselliğinden ve onlara yeni bir şey katmadığından şikayetçi, benim de içinde bulunduğum ikinci grup ise kitabı kafa karıştırıcı bulmuşlar. Ne yazık ki Türkiye'nin yakın tarihini anlatmak için 240 sayfa yeterli olmamış, olaylar çoğunlukla açıklanmamış - sadece "bahsedilmiş", okurun birçok konuda ön bilgisi olduğu varsayılmış, daldan dala atlanmış ve çok fazla şahsi yoruma yer verilmiş. Bir başlangıç kitabı değil, bunun için fazla teferruatlı; ileri seviye bir kitap değil, bunun için de fazla yüzeysel... Ben daha genç ve tarih bilgisi az kesime yönelik, en baştan başlayan, tane tane, uzaylıya* anlatır gibi, basit bir anlatım beklemiştim. İlber Ortaylı'nın bazı tarihi olaylar hakkında yorumunu merak ediyorsanız okunabilir. Onun dışında benim aradığım tarih kitabı profiline uymuyor. Şimdiye kadar okuması zevkli, aynı zamanda da kapsamlı ve kolay anlaşılır bir tarih kitabı bulabilmiş değilim. Bence Ortaylı'nın da eleştirdiği Türk toplumundaki tarihe ilgisizlik ve bilgisizlik biraz da bundan kaynaklanıyor.
***** Bazı ilgimi çeken alıntıları paylaşayım:
23 NİSAN 1920: YENİ MECLİS, YENİ RUH Ankara nasıl başkent oldu? Sorunun cevabı halen kolay verilemiyor, ama galiba bir husus açık: İzmir stratejik bakımdan pek olumsuz bir yerdeydi, İstanbul ve Konya’daki muhalefetten ise çekinmişlerdi. Zafer Ankara’da kazanılmıştı ve galiba bu şehrin başkent olmasına İstiklal Savaşı komutanlarından çok evvel etraftaki bürokrasi karar vermiş ve telkine başlamıştı.
DOĞU ANADOLU’NUN KADERİNİ BELİRLEYEN SAVAŞ Türkiye ismi nereden geliyor; orduları Diyar-ı Rum’u yani Roma İmparatorluğu’nun Anadolu topraklarını fetheden devlet ve toplum bir yüzyıl içinde İran yaylasından göçebeleri, şehirlileri, dervişleri, zanaatçıları ve askerleriyle Anadolu’ya aktı. Onlar kendilerine Romalı, Rumi diyorlardı. Gerçi Türkmen olduklarını bilirlerdi ama asıl 12. yüzyılda Anadolu’da ticaret yapan Cenovalı ve Venedikli tüccarlar ve diplomatik raporlarını yazdıkları devletleri bu ülkeye “Turchia” veya “Turcmenia” demeye başladılar. Sadece Helenlerin değil; Kapadokyalı, Ermeni, Arami (veya Süryani), Kürt, Gürcü kavimlerin yaşadığı bu ülkede Türkler çok çabuk arabulucu ve yaygın ekseriyet durumuna yükselmişti ve dilleri “lingua franca” yani ortak anlaşma dili haline geldi. Zaten iki buçuk asır sonra da Balkanlara yerleştiler.
HARF DEVRİMİ Okuma alışkanlığı için galiba iyi bir eğitim ve insanların yalnız kalmayı sevmesi baş şarttır.
TÜRKİYE VE İTALYA Gemicilik terimleri dışında, İstanbul ve İzmir argosu da İtalyanca deyimlerle doludur; “mantenuta” (kapatma-metres) karşılığı olarak “montinata” veya “manita” diye geçer. “Alırım façanı aşağı” diyen adamların bu kelimenin “faccia”den geldiğini bildiklerini sanmayız. “Bu işin raconu böyledir” diyenler, “racon” kelimesinin İtalyanca “raggione”den geldiğini belki bilmezler. Zaten argoda kaynağı bilmek diye bir sorun yoktur.
TÜRKİYE VE ALMANYA Almanya artık 19. asırdaki icatçı, inatçı mühendislerinin yükselttiği bir sanayi ülkesi değil. Yaşlı nüfuslu, ama halen nitelikli teknisyenlerin sürüklediği, bazı dallarda rakipsiz bir sanayi devi... Zenginlik, sosyal demokrat politikaların bir asrı geçmesi nedeniyle (Nasyonal Sosyalizm de demokrasisiz olarak bu politikaları sürükledi) dengeli biçimde dağılmış. Almanya’da çalışan insanlar her zaman kendinden emin; ama işini kaybedeceğini hissederse de saldırgan ve totaliter idareye meyyal. Nazizm’i işsizler ordusunun değil, işini kaybetmekten korkan küçük burjuvalar ordusunun destekleyip iktidara getirdiği tarihi bir gerçek.
TÜRKİYE VE AVRUPA Rusya ise edebiyat, musiki, güzel sanatlar, matematik ve doğa bilimlerinde Avrupa medeniyeti denen kubbeyi taşıyan ana sütunlardan birini oluşturmasına rağmen Avrupalılar tarafından halen tam Avrupalı sayılmamaktadır. Nitekim Arnold Toynbee gibi çağdaş tarihçiliğin devi bir düşünür bu çelişkiye haklı olarak işaret etmiş ve Rusya ile Türkiye’yi, istedikleri kadar Avrupalı olsunlar, dışlanan iki güç olarak göstermiştir. Batılılar Rusya’yı ve Türkiye’yi ne olursa olsun siyasi, iktisadi, kültürel ittifaklarına almak istemezler. Sovyetler Birliği’nin bir kabus haline dönüştüğü İkinci Dünya Savaşı sonrasında ihmal edilmez bir değer olan Türk askeri yapısının NATO’ya kabulü dahi bir istisnadır. Kimse Türkiye’yi kalkındırmak için bir ittifak düşünemez, ama kalkınmış bir Türkiye’nin ihmal edilemeyeceği de açıktır. Bu ülke son 150 yıldaki yolculuğuyla ve başardıklarıyla hem istenen, hem istenmeyen ama uzak durulamayan bir gerçekliktir.
ANADOLU’DA ESKİ ESER GEZMEK Türkler bu kıtaya geldikleri zaman buna rağmen eski şehirleri ıslah etmeyi tercih etmişlerdir. Kullanılan isimlerde telaffuz farklıdır, örneğin; “Eski Hisar” anlamında “Paleokastron=Balıkesir” veya “Kengriyon=Çankırı” veya “Tripolis=Tirebolu” veya “Tefreke=Divriği” gibi. Tanımadığın bir coğrafi ortamda yeni şehir kurmak çılgınlıktır, galiba bu istisna sadece Bursa Yenişehri’nde veya Karaman ilindeki Ermenek’te denenmiştir.
SOKAK İSİMLERİ Bir toplum cahil ya da fakir olabilir ama had bilinmezse parlak bir gelecek beklenemez.
EĞİTİM SİSTEMİMİZ VE SINAVLAR Test usulü imtihan tıp ve psikoloji uzmanlarının dediği gibi deha sahibi çocukların aleyhinedir. Türkçe üsluba hatta hiçbir dilin üslubuna değil, kutu doldurmaya önem verilmektedir. İki-üç yıl süren dershane eğitimi öğrencinin en verimli zamanında onun sanatla, müzikle, edebiyatla, resimle, sanat tarihiyle, hatta sporla bile ilgisini kesmektedir. […] Belki 5-10 yıl içinde dışarıdan; yani Hindistan, İsrail, Rusya ve Macaristan gibi ülkelerden öğretmenler getirilir ve eğitim bütçeleri bugünkü sefil konumuna göre yükseltilirse bu kara talihimiz değişmeye başlar. Zira 70 milyonluk bir ülkede 1,5 milyon insanın filoloji, arkeoloji, işletme, idari ilim gibi dallara yığılması akıl işi değil. Bize bugün için lazım olan tabipten çok tıp adamlarının bulamadığı tıbbi alet teknisyenidir. Ciddi olarak bu konuya eğildiğimiz takdirde çözümüne 50 yıl değil, 10 yıl yeter.
Çok eksik bir kitap bence, neden sonuç ilişkisini asla veremiyor. Yakın tarihten anlayan biri için lise inkılap tarihi tadında olmuş. İlber Ortaylı alanında yetkin bir adam olabilir ama kesinlikle iyi bir yazar değil maalesef.
bugün 2025'te çok zeki olacağım serimizde BÜYÜK bir gün İLK İLBER ORTAYLI KİTABIMI BİTİRDİM tüm dünyayı fethedebilecek güçteyim
İlber Ortaylı belki hepimizin ihtiyacı olduğunu bildiği için, 1876dan itibaren Türkiye'nin geçirdiği iç ve dış gelişimleri gerçekten çocuğa anlatırcasına bir sadelik ve sabırla özetliyor. cümleler inanılmaz kısa.
beni okuma deneyimindeki bu akıcılıktan daha fazla şaşırtan tek şey İlber Hoca'nın ülkemize duyduğu hayranlık ve memnuniyet oldu. kendimi bildim bileli (2023 yazındaki sultanlar başarısı hariç) ülkemi içim acıyarak sevmeye alışmış olan bana İlber hocanın türkiyeyi belirli konularda gerçekten takdir edişini okumak çok garip geldi.
yaparken her şeyi berbat edip artık ne olacaksa olsun diyerek sunduğum yemeği tadan vedat milorun beğenip tarifini sorması gibi bir etki.
İlber Hoca'nın 20yy 'da Türkiye'nin yakın tarihin perde arkasını ele almış milletçe sahip olduğumuz eksikleri tarafsızca eleştirmiş yeri geldiğinde de milletimizden övgüyle bahsetmiş. Kalemini keskin bir şekilde kullanan İlber Hoca toplumca yaptığımız hatalardan ders çıkartıp muhasır medeniyetler seviyesine çıkmak için gerekli olan reçeteleri hastasının iyileşmesini gönülden isteyen bir doktor gibi yazmıştır.Korkusuz bir şekilde kaleminin ucunu herkese değdiren hocamız cahilliğimizden bir parça daha eksilttiğine inanıyorum.
Kitabı okurken sanki İlber Hoca karşınızdaymış ve sizinle konuşuyormuş gibi hissediyorsunuz. Dilini bu açıdan beğendim.
Bilgiler kısmında da, kitabın kapağından tahminle Türkiye’nin siyasi tarihiyle alakalı olacağını düşünmüştüm. Ancak siyasi dönemler çok kısa tutulmuş ve çoğu bilgiyi -sanıyorum ki hoca bildiğimizi varsaymış- özet şekilde görüyoruz. Türkiye’nin mimarisinden, eğitim politikasına, AB politikalarına, anayasaya, dış devletlerle geçmişten günümüze kadar yaşanan ilişkileri özet şeklinde bulabilirsiniz. Özet dememin sebebi, çok fazla detayına inilmemesinden kaynaklanıyor.
Eğitim kısmında bundan 60-70 sene önce çok iyi olduğumuzu ancak halkın eğitime ulaşmaması gibi bir problemin olduğunu da belirtmiş hoca bu kitapta. Şimdi ise tam tersi. Zaman zaman İlber Hoca bu konudaki eleştirilerini çekinmeden yapıyor. Aslında bizim yetiştirdiğimiz mühendislerin (İTÜ veya ODTÜ gibi üniversitelerin) dışarıdaki mühendislerden bir farkı olmadığını, onlar kadar iyi olduğunu belirtiyor.
Türkiye’nin geçmişinde yaşanılan siyasetin aslında günümüzde de değişmediğini, iktidar-muhalefetin davranışlarının aynı olduğunu da görebiliyorsunuz.
Kısacası, detaylı bilgi verilmiş bir kitap olmayabilir ama özet şeklinde okunabileceğini düşünüyorum.
İlber Ortaylı, Günümüzün tarafsız, taraflı tarihçilerinden İlber Bey'i yaşayan en büyük tarihçilerimizden olarak görüyorum. Blkisine birikimine hayran olmamak imkansız ama Analiz yöntemini beğenmemek tbiki bir seçim meselesi.
İlber Ortaylı olayların detayına inmeyip, yorumlarını ve görüşlerini ifade etmiş.Bir tarihçi bilinci ile yazıldıkları ve temellendirilerek anlatıldıkları için bu yorumların da çok değerli olduğuna inanıyorum.
Turkiye'nin yakin tarihi uzerine bilgi sahibi olunmak isteniyorsa, bu kitap bir sozluk veya rehber olarak alinabilir. Yakin tarih uzerine notlar iceriyor.
Türkiye'nin inkilap tarihinden sonraki dönemlerinin tarih derslerinde öğretilmiyor olması beni hep rahatsız etmiştir. Bu konuda eksiğim olduğunun hep farkındaydım, hala da bu eksiğimi tamamlayabilmiş değilim. 'Türkiye'nin Yakın Tarihi' kitabının bu konuda başlangıç için iyi bir yer olduğunu düşünüyorum. Yakın tarihimiz dışında temel problemlerimizi irdeleyen ve bunlar hakkında bakış açısı sunan bir kitap. Ders kitabı gibi olmasından çekinerek başladığım bu kitabın hiç de öyle olmadığını, oldukça ilgi uyandıran ve kolay okunan bir üsluba sahip olduğunu da belirtmek isterim ki okumak isteyip çekinenler ön yargılarından kurtulsunlar.
Kişisel düşünceme göre, yakın Türk tarihi hakkında biraz bilgi sahibiyseniz, size katacağı ek bir şey olmayan bir kitap. Birçok konu hakkında genel bilgi ve düşünce paylaşımı var, ancak hiçbirisi detay içermiyor. Konuyla alakalı hiç bilgisi olmayan bir kişi için giriş düzeyinde çok başarılı olabilir.
Altını çizerek okuduğum bir kitap oldu, en baştan belirtmem gerekiyor ki bu kitabı anlamak için tarih altyapınız olması gerek. Maksist, Cumhuriyet Senatosu vs. gibi kavramlar okuyucunun bildiği varsayılarak açıklanmamış. Ama şöyle de bir paradoks var ki, kitapta yazan şey zaten bildiğimiz şeyler, bunlar hakkında bilgisi olmayanın da kitaptan pek bir şey anlayacağını sanmıyorum. Yni tarihle ilgilenenler için bir başlangıç kitabı desem, değil. Tarih bilgisi olup daha derinlere inmek isteyenler için desem, o da değil. (Zaten bu kadar sene ve olay 240 sayfada ayrıntılı anlatılamaz.) Evet, toplamda bir 5-6 sayfa bilmediğim şeyden bahsediyor, onlar da altını çizdiğim yerler zaten, ama daha çok İlber Ortay'lının yakın tarihimizi yorumlaması şeklinde bir kitap olmuş. Bir de tabii bazı gerçekleri hatırlamak adına faydalı. "bizim gibi hafızası zayıf, tarihçi olmayan toplumlar için" demiş, doğru demiş kitapta. Belki de bundan önce okuduğum 2-3 kitabın gazeteciler tarafından yazılması veya araştırma sonuçlarına dayanmasından dolayı söylenen her cümlenin kanıtlara dayandırılmasına alışmış olsam gerek, bu kitapta bunun eksikliğini yaşadım. İlber Ortaylı bilgisini yeterince kanıtlamış birisi olduğu için pek kaynak gösterme ihtiyacı duymamış olabilir ama bazı bölümler tarihsel bilgilerden çok kişisel görüş yansıtıyor hissiyatına kapılmadım desem yalan olur. Birde benim gibi gençlerin hayatında hiç duymadığı eski kelimeler sıkça kullanılmış. Ama sürekli aynı kelimeler olduğu için akışı pek bozmuyor. Hafiften bir milliyetçilik hissettim, özellikle diğer ülkeler ile yapılan karşılaştırmalarda, genellikle Osmanlı döneminden bahsederken. Bir insan bir ülkeyi bu kadar yüceltip, ülkenin halkını da bir o kadar nasıl yerebilir onu da bu kitapta anlıyorsunuz. Ama haksız mı? Değil. Okuyanların biraz ders alacağını umuyorum. Özellikle muhalefetin yetersizliği, insanların kültür bilincinin olmayışı ve her şeyi devletten beklemeleri gibi durumlar çok ciddi, fakat üzerinde pek durulmayan sorunlar.
Ilber Hoca'ya yorum yazmak haddime degil ancak uc yildiz vermeye korktum. Sanirim insanlarin bilgisizligi hocayi biktirmis olacak ki bu kadar genel bilgileri bir kitapta toplamis. Daha detayli bilgiler umardim ama sanirim eski kitaplarini okumak gerekecek onlar icin. Anladigim kadariyla her seyi bastan almaya karar vermis :)
Kitabın kapağına bakınca Atatürk, İnönü, Menderes dönemleri sırayla ertaflıca anlatılacak diye düşünüyorsunuz ama öyle değil kitabın içeriği. Yakın tarih için okunacak ilk eser de olamaz bu kitap. Zaten hoca bazı yerlerde bildiğimizi varsayıp atlıyor. Türkiye hakkında çeşitli bilgi ve yorumlarını aktarıyor. Okunabilir her yerde bulamayacağımız bilgi ve yorumlar var.
Kitap hakkında yapılabilenecek en öz yorumu, Ortaylı, benim yerime bizzat vermiş; "Bizim ülkemizde ve zihniyetimizde yakın tarih, araştırılıp yazılacak bir konu olmalıydı; oysa yaşlıların gençlere aktardığı anı ve dedikodulardan ibarettir." Kitap hakkındaki hislerim daha yerinde bir şekilde özetlenemezdi.
Kitapla ilgili yorumlara geçmeden önce İlber Hoca’nın kitaplarında dikkatimi çeken birkaç hususa dikkat çekmek istiyorum; sanırım Kronik Kitap kaynaklı, kitaplar neredeyse bir editörden geçmiyor hissi veriyor hem dil noktasında hem de aynı ifadelerin farklı kısımlarda defalarca birebir aynı cümlelerle tekrar etmesi açısından.
Anayasa tecrübelerimizle başlayan akış, yer yer yorumları da içeriyor, açıkçası bir miktar yönlendirme ve yorumdan kimseye zarar gelmez, ayarınca olduğu sürece. Hocanın 82 anayasasını tepki anayasası olarak görmesi ve dilinin hukuki metin dili olmadığını söylemesi gibi. Lawrence’ın ve Şerif Hüseyin’in peşine tüm Arapların katılmadığı bilgisi çoğunu şaşırtacaktır belki. Türk evlatlarının sürüklendiği topraklarda en büyük zaferlerden biri olan Kut-ül Amare Zaferi’ne çekilen dikkat de kıymetli. Hoca, bu konunun gençlere aktarılması gerektiğini söylüyor. Osmanlı Hanedanı’nın Avrupa bankalarına para yatırmayan tek hükümdar ailesi olduğunu ve buna rağmen geçinmek için onursuz bir yaşam seçmediklerini belirtiyor.
Harf Devrimi’ne geçilen yıllarda Türkçe matbaa eserleri yaklaşık 40 bin kadarmış, Rusya’da benzer dönemde eser sayısının 300 bin, İngiltere’de ise 2 milyon olduğu düşünülürse geride niye kaldığımız gayet rahat anlaşılabilir. Hoş bugünü düşündüğümüzde insan tek sorunun nicelik de olmadığını da görüyor da o da başka bir konu. Hoca, İsmet Paşa’nın Nuri Demirağ’ı fena harcadığını söylüyor, aktardığına göre Demokrat Partililer de bu müdahaleyi sessizce tasvip etmişler, Demirağ’ı bilirsiniz, fikirlerinde başarılı olsaydı belki çok daha iyi yerlerde olurduk. Menderes’in camileri yıktırdığı dönem “Cami mi yok, şehrin medeni bir imarı yapılıyor” diye eleştirenleri terslemesi ülkede profil sahiplerinin çok başka yüzleri olduğunu da gösteriyor.
Manita kelimesinin kökeninin mantenuta (İtalyanca metres) olduğunu öğrenmek bayağı bir şaşırttı beni. Aynı benim birden daldan dala atladığım gibi kitap da bu minvalde ilerliyor, yukarıda bahsettiğim editoryal sorunlardan ötürü sürekli tekrar eden cümleler de eklenenince ben ne okuyorum hissiyatı oluşabiliyor bazen.
Türkiye'nin Yakın Tarihi . Osmanlı'nın son,👉 Cumhuriyet'in ilk👈 yıllarına dair #ilberortaylı nın belki bu kitap için tutmadığı notların📝 derlenmesiyle oluşmuş #türkiyeninyakıntarihi. Yazıların kesişim✂ noktası zaman dilimi ve Türkiye sadece. Savaşlar, iç-dış politika, kültürel-sosyolojik değişiklikler v.b. üzerine📌 İlber hocanın belki yayımlamayı da düşünmediği birkaç sayfalık📋 metinler. . Yazıların hepsi bir soruna odaklanıyor. Bu yüzden eleştireller. Öyle ince ve çok değişkenli🎲 sorunlar ki fark etmesi, çözmesi de büyük iş. Konulara yüzeysel, kısaca😊 değinilmiş ama derin oldukları bariz. . Dürüst olmak gerekirse sıradan bir tarih okuyucusu olarak kitap📕 benim boyumu aştı.🙌 Boyunun ölçüsüne güvenenler bir göz atabilir.😝 . #timaşyayınları #kitap #kitaptavsiyesi #kitapönerileri #kitapyorum #kitapalıntıları
Beklentilerimi karşılayan bir kitap olmadı. İnceliği sebebiyle içeriğine bakınca her konuya derinlemesine girebileceğini düşünmüyordum zaten ancak bu denli üstün körü bir anlatımla karşılaşacağımı da beklememiştim. Kitabı İlber Hoca kendi kaleme almamış da, sohbetleri esnasında biri hızlı hızlı kâğıda dökmüş gibi. Türkiye tarihi hakkında en ufak bir fikriniz bile yoksa başlangıç için işinize yarayabilir, ancak sanmayın ki kafanızdaki soru işaretlerini giderecek. Bahsi geçen konular ve kişileri bir kenara not edip kendiniz araştırmak durumunda kalacaksınız, çünkü İlber Hoca, herkesin bildiğini varsaydığı isimlerden bahsederken açıklama yapmaya pek yanaşmıyor; konu üzerine kendi yorumlarını katmak, tarihi gerçekleri ortaya koymaktan çok daha ön planda kalıyor. Onun dışında, ortaokul inkılap tarihi dersimde daha çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim.
Özetle, okumasanız da pek bir şey kaybetmeyeceğiniz bir kitap.
Kitap Osmanlı Devleti'nde anayasal gelişmeler ile başlıyor ve kronolojik sırayla 1. Dünya Savaşı, daha sonrasında Cumhuriyet dönemi demokrasi sistemi, darbe dönemi ve en sonra kültürel miraslar ve eğitim gibi başlıklardan bazılarına ayrılıyor.
İlber Ortaylı sanki yazmamış da başka biri onun konuşmalarını yazıya dökmüş gibi bir hisse kapıldım okurken. Bir düşüncenin veya konunun uzunluğu 2-3 ifadeyi geçmeyecek şekilde anlatılmış. Bölümler genelde 3 sayfa civarında. Bazı konular 1 satır ile anlatılıp geçilmiş. Kitaba hiç ama hiç özenilmemiş gibi duruyor.
Kitabın bir sayfasında Kronik Kitap'ın bastığı başka bir kitabının "reklamı" -desem yanlış olmaz- var. İfadeler açıklanmıyor, kanıtlanmıyor ve büyük, süslü kelimelerle tamamlanıyor.
Kitapta anayasa tarihimiz, Osmanlı Devleti'nin son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yılları, çok partili rejimin ilk adımları, Türkiye'nin dış politikası ve Türkiye'nin miraslarından çok fazla detaya girilmeden ama yeterli seviyede bilgi verilerek İlber Ortaylı'nın da görüşü katılarak bahsedilmiş. Türkiye'nin Yakın Tarihi'yle ilgili detaylı değil ama yeterli bilgi almak isteyenler için uygun bir kitap.
Konunun kapsamlı olması sebebiyle, bölümler halinde ve belirli bir kronoloji takip edilmeksizin anlatım yapılmıştır. Yakın tarihe dair bilmek istediğiniz her şeyi bulmanız mümkün olamayacağı için böyle bir amaç güdülmüş olabilir. Sonuçta İlber hocanın görüşlerini ve tarih bilgisinin harmanlandığı hoş bir kitap oluşmuş.
Yüzeysel. Özet bilgilendirmeler isteyenler için ise, tipik bir İlber Ortaylı sohbeti gibi, daldan dala. Karşılaştırmalı tarih mefhumunu anlıyorum, kafa karıştırıcı anlatım ise okuyucuyu yoruyor. Ve fakat yine tipik bir İlber Ortaylı sohbetinde olduğu gibi yeni bir şeyler öğrendim, o nedenle iki yıldız.
Bazı konuları çok üstten geçtiğini düşünüyorum. Üzerinde saatlerce mütalaa edilecek mevzuları birkaç cümle ile tanımlamış; açıklamamış. Buna rağmen üslubu bir sohbet havasında. Kendi fikirlerini çok göze batmadan okura iletiyor. Geleceğe dair görüşleri ve öngörülerinin ciddiyetle dikkate alınması ve uygulanması taraftarıyım.