Eserleri 8 dile cevrilen ve ozellikle Cin'de buyuk bir ilgi toplayan Baris Mustecaplioglu'nun Perg Efsaneleri serisinin ilk romani Korkak ve Canavar, Turkiye'de fantastik kurgu edebiyatinin da ilk romani. Gunumuzde bir klasik olan bu eser, hayal gucu ile insani duygulari bulusturma basarisiyla bircok okulun edebiyat derslerinde okutuluyor.Bize yeni bir diyari kesfetmenin tadini yasatirken, aslinda insanin kendini kesfetmesini anlatan Korkak ve Canavar'da, siradisi kahramanlarimiz Leofold ve Guorin'in surprizlerle dolu yolculuklarina eslik ediyoruz. Perg Efsaneleri, bizden farkli olani, farkli goruneni ve farkli yasayani sevebilmek uzerine yazilmis en guzel oykulerden biri...Sayfa Sayisi: 312Baski Yili: 2016Dili: TurkceYayinevi: Ithaki Yayinlari
Barış Müstecaplıoğlu, 1977'de Kocaeli'nin İzmit ilçesinde doğdu. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde tamamladı. Hikâye ve roman eleştirileri Varlık, Altyazı, Kitap-lık, Radikal Kitap gibi dergilerde ve çeşitli gazete eklerinde yayımlandı.
1995'te İstek Vakfı Mezunları İffet Esen Öykü Ödülü'nü kazandı. Türkiye'nin ilk fantastik kurgu dizisi olan Perg Efsaneleri'nin başlangıç romanı Korkak ve Canavar ve devam kitabı Merderan'ın Sırrı 2002'de, üçüncü romanı Bataklık Ülke ise Ocak 2004'de yayımlandı. Tanrıların Alfabesi, dört romandan oluşan Perg Efsaneleri'nin son kitabı oldu.
Perg Efsaneleri serisini tamamladıktan sonra, üniversitede okul yurdunda tanıştığı İslam Misyonerlerini konu alan Şakird isimli bir roman yazan Barış Müstecaplıoğlu, bu konuda Akşam Gazetesi için bir yazı dizisi de hazırladı. Bu kitabın ardından sokak çocuklarını ve onları kullanan suç örgütlerini işleyen bir polisiye roman olan Kardeş Kanı'nı kaleme aldı. Son eseri, 14.yüzyılda yaşamış gizemli şamanist ressam Mehmet Siyah Kalem'in eserlerini odağına alan "Bir Hayaldi Gerçekten Güzel" oldu.
Çeşitli çalışmaları yurtdışında yayımlanmış bir çizer olan Engin Deniz Erbaş'la birlikte resimli bir çocuk kitabı hazırladı. Bu kitapta Doğu ve Anadolu masallarının, efsanelerinin karakterlerini modern bir bakış açısıyla yeniden yorumlayıp fantastik bir çocuk öyküsünün içine kattı. Gökyüzündeki Ülke isimli bu kitap 2008 Nisan'ında yayımlandı ve Hodi Podi isimli kahramanının farklı maceralarını anlatan bir seri halinde devam edecek.
Romanları dışında İstanbul Hikayeleri ve 1002.Gece Masalları gibi çeşitli öykü seçkilerine de katılan yazarın bir cinayet öyküsü, 2008'de Amerika'da Akashic Books tarafından hazırlanan İstanbul Noir isimli bir seçkide ingilizce olarak yayımlandı. Bu kitap aynı sene Türkiye'de Everest Yayınları tarafından da basıldı.
Yazarın Kardeş Kanı isimli polisiye romanı 2008'de Polonyalı okurlarla buluştu ve 2012'de Romanya'da yayımlanacak. Perg Efsaneleri'nin tüm kitapları 2010-2011 yıllarında Bulgaristan'da yayımlandı ve yayın hakları Çin ile Sırbistan'a satıldı. Bir Hayaldi Gerçekten Güzel ise 2012'de Arapça'ya çevrilerek tüm Arap ülkelerinde raflara çıkacak.
2012'de, Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (FABİSAD) kurucuları arasında yer aldı.
Barış Müstecaplıoğlu, yazarlık hayatında farklı farklı türlerde eserler vermeye, kendini tekrar etmekten kaçınmaya özen gösterdiğini ifade ediyor. Ayrıca Türkiye'de daha önce yazılmamış ya da az yazılmış türlerde eserler vermeyi, daha önce işlenmemiş konuları işlemeyi seviyor.
komik olmadan, tekrara dusmeden, kliselere bulasmadan fantastik kurgu olusturmanin zorlugu asikar. baris mustecaplioglu okurun ilgisini daha ilk satirlardan cezbedip hikayenin icine ceken bu kurguda karakterleri de cok basarili insa etmis diye dusunuyorum. kurguladigi evrenin ve anlattiklarinin inandırıcıligini pekistirmek icin aralara serpistirdigi detaylar, karakterler, olaylar, tasvirlerse ekstra basariliydi.
Perg Efsaneleri serisinin ilk kitabı olan Korkak ve Canavar, 2012 yılında varlığından haberdar olduğum Türk fantastik kurgu edebiyatı ile ilgili okuduğum az sayıdaki ve en iyi kitaplardan bir tanesi.
Gerçekten beklentilerin çok üstünde bir kitaptı. Batı edebiyatındaki fantastik kurgu eserler ile yarışabilir. Okurken en çok David Eddings’in Belgarion'unu anımsattı bana. Belki bunda Metis tarafından çıkmış olmaları ve kapak tasarımları da etkili olmuş olabilir.
Ciddi anlamda üzerinde çalışılmış, içinde; bir macera, kahramanlar, iyiler, kötüler, farklı ırklar ve büyünün olduğu güzel bir seri.
İlk kitabı okuduktan hemen sonra serin diğer kitaplarını da okuyabilmek için sipariş verdim.
Bir Türk yazardan soluksuz bir fantastik macera okumak çok keyif verici idi. Fantastik dünya klişelerinden uzak durarak kendi yarattığı karakterle çok keyifli bir ilk kitap yazmış Barış Müstecaplıoğlu. Maceranın devamını okumak için sabırsızlanıyorum. Bugüne kadar nasıl oldu da haberim olmadı diye hayıflanıyorum.
Sade yazı dili, ilgi çekici kapağı, sürükleyici ve özgün kurgusuyla Korkak ve Canavar, fantastik severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. Yerli fantastik romanlara karşı ön yargılarınızı kırdıracak olan bu muhteşem eserle siz de tanışın ve bu büyülü maceraya ortak olun :)
Temiz bir hikaye anlatımı ve macera dolu sayfalar... Türk fantastik edebiyat yolculuğumuzun öncüsü olarak saygıyı hak eden bir kitap. Serüvenleri seven, zihni her an hayallere dalıp diyar diyar dolaşmayı huy edinen okurlara tavsiye ederim.
Oldukça büyük bir diyar olan Perg, irili ufaklı adacıklardan ibarettir. Ana karakterlerimizden biri olan yakışıklı ve korkusuz asker Leofold ise savaş esnasında lanetli bir tünele girmesiyle bütün hayatı değişir. Yıllar önce bu tünelde ailesinin kaybolmasınında gerçek nedenini öğrenecek olan karakterimiz buradan çıktığında artık pençeli elleri, kütük şeklinde kolları, vücudunu kaplayan tuhaf teniyle artık korkunç bir canavar haline gelir. İçi yine insanken bu yeni görünüşü çevresini korkutacağını düşündüğü için ormanda yaşamaya başlar.
İkinci ana karakterimiz olan Guorin, hayatını hep sakinliğe adamış, savaş karşıtı olduğu için sakat taklidi yaparak orduya katılmak yerine yeni doğacak çocuğuna babalık yapma isteğinde sıradan bir adamdır. Bir gün köyünü basan komutan eşini öldürüp "hadi intikamını al" diye kılıç vermesine rağmen o utançla koşarak tüm köyünü terk etmeyi tercih eder. Artık Guorin kendini bir korkak olarak düşünerek bir süre ormanda yaşamını devam ettirir.
Kader bu iki adamı (korkak ve canavar) karşılaştırdıklarında asıl macerayı yaşlı bir büyücüyü önlerine çıkartarak başlatır. Büyücü Geryan'ın bir teklifi vardır; Perg'i ele geçirmek isteyen savaş tanrısı Tshermon'un ötediyarlardan alınan karanlık kitabı ele geçirip kendi diyarlarını kurtarmak!
Bu kitap ilk Türk fantastik roman olarak geçiyor. Yabancılardaki tadımı alabileceğiniz güzel bir serinin başlangıç kitabıydı. Dostluk, aile, vefa ve iyi kötü sentezini ayırıştıtan başarılı bir metindi. Serinin ikinci kitabı Merderan'ın Sırrı adlı eseri merakla okuyacağım. @thelethebooks yine Tuğba'nın önerisiyle okumuş olduğum bu kitap her zaman olduğu gibi beni şaşırtmadı.
Epik fantezi tarzını bir Türk yazardan okumak çok ilginç gelebileceği için bu kitap hakkında fazlasıyla heyecanlıydım. Sonunda fırsat bulup bitirebildim fakat beklentimi çok da fazla yüksek tutmamıştım. İyiki de tutmamışım çünkü kitap hakkında büyük bir üzüntüye kapılabilirdim. Öncelikle dediğim gibi, bu tarzda bir Türk romanının olması çok güzel, zaten bu kitap bir serinin ilk kitabı. Bu özelliği bakımından büyük bir saygıyı hakediyor bence fakat ben kitabı hiç özgün bulamadım. Epik fantezide olayların geçtiği dünya son derece iyi kurgulanmış olmalı,karakterler son derece iyi oturtulmuş olmalı diye düşünüyorum. Bu romanda bu yönler son derece zayıftı. Fantezi evreninde geçen bir romana göre yazarın bazı kullandığı kelimeler ve deyimler çok alakasızdı, buna karşılık yazarın dilini beğendim. Özellikle baş karakterlerin özelliklerinin de daha derinlere inilmiş olarak bizlere sunulmasını isterdim. Bana göre zayıf bir eserdi fakat ülkemizde bu tarzda bir eser verilmiş olması da gurur verici. Umarım serinin diğer kitapları daha iyidir.
Küçük yaşta kısa yol olarak tünele girip bir daha oradan çıkamayan ailesi sonucunda güçlü, kuvvetli, yakışıklı ve savaşçı olan Leofold öksüz kalır ve Miryatek’in babasının onu bulması ile yaşamını onların yanında devam eder. Ta ki Kadi’de Kozan ile Asuber’in savaşı patlak verene kadar. Miryatek’in Kozan’ın tarafını tutmasından dolayı hiçbir savaşa katılmak istemeyen güçlü ve yakışıklı askerimiz Leofold da zorunlu olarak Kozan’ın safhasında savaşmaya başlar.
Bilmeyenler için Müstecaplıoğlu ile ilgili bazı temel bilgileri öncelikle aktarmak isterim. Yazar, fantastik kurgu alanında ülkemizin ilk temsilcisi. Bu seri de yanılmıyorsam ilk yazdığı seri. Yazarın kitapları onlarca dile çevrilmiş durumda ve ciddi bir hayran kitlesi de bulunmakta. Hal böyle olunca kendisine ayrı bir ilgi ile yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum.
Korkak ve Canavar, ilk görüşte fantastik bir kurgu gibi görünse de, toplumsal önyargılardan tutun iyi-kötü ayrımının gerçekten mümkün olup olmadığına kadar, cesaret, dostluk, samimiyet, aile olmak vb. birçok konuya dair bu kitapta bir şeyler bulmak mümkün.
Bunların yanı sıra, yazar, kitapta farklı mitolojik unsurlara da göndermelerde bulunmuş. Bu da açıkçası benim en çok keyif aldığım noktalardan biri oldu.
Yazarın kitaplarının genç okurlar için oldukça keyifli bir okuma serüveni sunacağına inancım tam. Yetişkin okurlar için de türün ülkemizdeki en eski temsilcisini tanımak ve anlamak için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Gelelim Türk Edebiyatı'nın ilk fantastik kitabına. Öncelikle türü okurken beklentilerimin bir Ahmet Hamdi efenim bir Coetzee düzeyinde olmadığını belirtmek isterim. Edebi üslup malumununuz bambaşka şey. Diyecekseniz ki fantastik türde hem türün hakkını veren hem edebi üslubu yerinde olan yazar yok mu? Var elbette, herkesin aşina olduğu Tolkien'in yanı sıra Mervyn Peake ya da Sandman değerlendirildiğinde Neil Gaiman bunların başında geliyor. Fantastik edebiyat eserlerini okurken öncelikle türün yapı taşları yerinden oynamış mı, oynamamış mı ona bakıyorum. Bildiğiniz üzre fantastik ve bilim kurgunun diğer adı kaçış edebiyatı. Korkak ve Canavar'ı okurken bu dünyadan kaçtım mı, açıkçası kaçtım. Olay örgüsü bana kalırsa kitabın en güçlü yanı. Aradığınız her şey var kitapta, tipik yolculuk teması başı çekiyor. Peki karakterler neden yolculuğa çıkıyor? Birinci sebep maceraya atılma arzusu ama bunun yanında ve aslında en önemli sebep değişmek ve olgunlaşmak. Çünkü hiçbir yolculuktan değişmeden dönmezsiniz. Yazarın bazı enteresan karakter portreleri var, ben Masumiyet Tanrısı'nı ilginç buldum mesela. Zayıf yön ise aceleye getirilmiş son diyorum. Bence biraz daha merak uyandırılabilirdi. Ama neticede türünün iyi bir örneği ve Türk edebiyatına güzel bir katkı bana kalırsa.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Der Auftakt einer fantastischen Reise, die manchmal an den Herrn der Ringe erinnert, aber einen ganz eigenen Zauber hat. Ich bin gerne mitgereist und gespannt auf die Fortsetzung!
Öncelikle belirtmek istiyorum ki benim kimseye herhangi bir garezim yok. Ben sadece yazarın kitabın arka kapağında kendini övdüğü kadar iyi bir iş çıkarmadığını düşündüğümü söylemek istedim. Ben iyi işe iyi, kötü işe kötü derim. Çünkü ülkece gelişmek istiyorsak gerçeklerle yola çıkmamız gerek. Bu yüzden biraz sert bir eleştiri yapacağıma kanaat getirdim. Yazım boyunca kitabı yıkayıp arıtmamı dinleyeceksiniz. Ama gerekli bir sert eleştiri olacak. Çünkü nedense kitabı okuyan herkes beğenmiş.
Bir şeyi herkesin beğenmesi kolay değildir arkadaşlar. Hatta herkesi mutluk etmek imkânsızdır. Çünkü zevkler ve renkler diye bir şey vardır. Sen fantastik veya bilim kurgu sevmiyorsan sana göre değilse, gelip sana Tolkien’ı de Frank Herbert’ı da, Asimov’u da verseler “Güzel kitaplar ama bana göre değil.” dersin geçersin mesela. Ama neyleyelim ki bence Korkak ve Canavar böyle bir kitap değil.
Her neyse kitapyurdu, goodreads de bile kitabın ederini verenlerin az olduğunu düşünüyorum. Kitabın bence ciddi sıkıntıları olmasına rağmen hem de. Elbette bu bir zevk meselesidir. Zevkler ve renkler tartışılmaz ancak şunu söylemek istiyorum. Varsayalım ki ülkece aşırı zevk sahibiyiz, herkes kitap okuyor ve okuyan herkes bu kitabı beğendi, eh o zaman gittiğim kitap kulüpleri, diğer arkadaşlarım ve ben bu kitabı beğenmediğimiz için Türkiye’nin içine dâhil değil miyiz?
Benim bu kitapla alakalı bir teorim var. Çünkü başka türlü yazarın neden bu kadar bariz hatalar yaptığına bir açıklama getiremiyorum. Her neyse teorim şöyle; büyük ihtimalle yazar Dungeons and Dragons ya da benzeri bir rol yapma oyunu oynuyordu. Ve bu oyun üzerinden yarattığı evreni arkadaşlarına sundu. Arkadaşlarıyla masada kitaptaki karakterleri oynadılar ve baya eğlendiler “var ya sen bunu kitap olarak yazsan çok tutar ha.” dediler. Yazar da oynananları kitap formatına çevirerek bize sundu. Tabi boşlukları da çok mükemmel olmayan şekillerde doldurdu. Teorim bu. Belki gerçektir belki de değildir. Gerçek olmasa bile bende hissettirdiği bu. Çünkü kitap buram buram ucuz dnd kokuyor.
Tutar mıydı? Evet tutabilirdi. Bunun en iyi örneği Critical Role isminde bir grup ses sanatçısı arkadaş. Toplanıp dnd oynuyolar. Twitchte dnd yayını yapmaya başlıyolar ve o şekilde hızla büyüyorlar. Kitapları da çıktı. İllaki görmüşsünüzdür, Amazon Prime’de Vox Machina’nın animasyon dizisi çıktı mesela. Tutturan tutturuyor kısacası. Ama şunu düşünmek lazım, critical role neden başarılı oldu bu konuda? Cevabı çok basit; Çünkü biz o karakterleri onlar oynarken canlı canlı izledik. Onlara bağlanabildik. Matthew Mercer’ın yarattığı zengin dünya- oyuncuların da üstün rol yapma becerileriyle- resmen canlanıyordu. Critical Role’un kitapları bu yüzden tuttu.
Evren, karakterler vs geçmeden önce kitapla olan hikâyemi paylaşmak istiyorum. Acaba epik fantastik alanda kitap yazmış olan Türk bir yazar var mı diye googleda arattığımda karşıma çıktı Korkak ve Canavar. Kitabı bir sene önce aldım. Üç bölüm okuyup çok da beğenmediğime karar verdim. Bir sıkıntı vardı ama tam çözemiyordum. Acaba bende mi bir sorun var diye okumayı bıraktım. Kısa bir süre sonra Fırtınaışığı arşivini okumaya başladığımda sorunun bende olmadığını anladım. Ama hâlâ çözemiyordum sorunu. Daha sonra geçen hafta kitap kulübüm vesilesiyle tekrar okumaya başladım. Okumak için kendimi zorladım ve sonra bütün sıkıntılar bir bir ortaya çıkmaya başladı zaten.
-EVREN- Kitap Perg isminde bir evrende geçiyor. Klasik fantastik evren, özel kılan bir şey yok. İlgimi çekmedi. Hatta aksine bomboş bir evren gibi hissettirdi. “Ah evrenin bu kısmında ne oluyor acaba?” diye sorular sordurtmadı. Kitap bu yüzden özenti gibi hissettiriyor. Hatta kitabın başındaki kara atlılar bildiğiniz Nazgul. Kılıç işlemiyormuş falan filan olayı. Aslında evrenin umut vadeden yerleri de var yok değil. Örneğin prom ırkı. Promların üstüne biraz daha düşülseydi belki insanlardan onları ayıran birkaç özellik eklenseydi, tarihleri ve yaşayışları hakkında biraz bilgi edinseydik çok iyi olabilirdi. Ama şu anki halleriyle kıllı ve iri yapılı insanlar gibi hissettiriyor. Yazar o fırsatı kaçırmış maalesef. Evren de promlar gibi yüzeysel kalıyor işte.
Bir şey eklemem gerekirse; evren yaratırken tamamıyla batıya öykünmektense Türk kültüründe işlenebilecek tonla konu var. Neden oralardan bir şey almamış mesela yazar? Her şeyi anladım bir şeylerden esinlenilmiş elbette olabilir ancak bunun sonucunda özgün ögelere sahip bir evrenin ortaya çıkması gerekmez mi? Ama çıkmamış. Kitabın başında verilen harita da bu dediklerime pek yardımcı olmuyor. Çünkü daha önce harita görmüş biri yazarın coğrafyadan pek yararlanmadığını anlayabilir. En basitinden Yüzüklerin Efendisi kitabını açtığımızda “Orta dünyanın” haritasına bir göz attığımızda farkı anlayabilirsiniz. Hatta ona bile gerek yok dünya haritasını açtığınızda farkı gayet net anlayabilirsiniz. Doğal ve gerçekçi olmadığı çok bariz. “Ama kardeşim evren zaten fantastik coğrafya ne alaka.” Diyebilirsiniz. Normalde haklı olurdunuz ancak açın bakın kitaptaki haritayı ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Çok yavan kalan bir tasarıma sahip.
Arkadaşlar bakın bu kitap 20 sene önce çıkmış. 6-7 baskı rahat yapmıştır. Çünkü benim elimde 5.baskı var. Denilene göre de 8 dile çevrilmiş. Her baskıdan 10 bin adet bassa, 1.5 milyon liradan fazla para harcanmış demek oluyor kitabın sadece basılmasına. Şu haritaya baktığınızda, bu kitap size 1.5 milyon liralıkmış gibi geldi mi? Ey ithaki yayınları beni dinlediğinizi biliyorum. Lütfen sonraki baskılarda o haritayı düzeltin teşekkürler.
Yani evren hakkında konuşacak pek de bir şey yok. Öte Diyarlar diye bir yer var bir tek. Orası da zaten Perg’in kopyala yapıştırı olduğu için pek bir şey demeye gerek yok.
Karakterler Karakterlere geçelim. Ana karakterlerimiz üç tane Leofold yani Bekçi, Guorin, Büyücü Geryan, sonradan da aralarına dördüncü olarak Nume katılıyor. Leofold bir canavar. Eskiden insanmış ama şimdi kabuklu yengeç benzeri bir yaratık olmuş. Takımın kaslı adamı ve…. Şövalye onuru??? Belki biraz, bazı yerlerde….
Guorin takımın korkağı. Askere gitmemek için numara falan yapıyor. Takımın en vasıfsızı. Sürekli sızlanıyor. Olayların çoğu onun üzerinden geçiyor. Sanki asıl ana karakter oymuş gibi hissettirdi.
Geryan takımın beyni ve bir büyücü. Kitaptaki olaylara sebebiyet veren ve leofold ve guorini maceraya sürükleyen bu amcamız. Geryan büyücü doğası gereği gizemli bir arkadaşımız. Çoğunlukla ihtiyar olduğunu bahane ediyor ama her şeyi takır takır yapıyor. Çok anlayamadım orasını.
Diğer yan karakterlerde, Asuber en ilginci. Ama yine boşa harcanmış bir potansiyel. Mesela asuberin delirmesini yavaş yavaş görseydik çok mükemmel olabilirmiş. Kitap bi 100 sayfa daha uzun olurdu belki ama en azından çok daha oturaklı olurdu. Adamın bakış açısından gördüğümüz ilk bölüm son bölüm oluyor. Ne anladım ben ondan?
Genel olarak karakterlere bağlanamadım. Onları önemseyemedim. Herhangi bir özel tarafları yok ve çok yüzeysel kalıyorlar. Belki büyücü Geryan biraz ilginç bir karakter oluyor gibiydi ama adam bildiğin Gandalf yani. Hani elbette Gandalf’ın tırnağı bile olamaz bence ama tipleme olarak aynısı.
-KURGU- Arkadaşlar bana göre bu kitaptaki temel sorun bakış açısı. Kitap ilahi bakış açısını kullanıyor. Ve bu bakış açısıyla karakterlerin ve dünyanın bomboşluğu gizlenmeye çalışılıyor gibi hissettirdi bana. Yani bakış açısı amacına uygun olarak kullanılmadığı gibi düzgün de işlenilmemiş. İlahi bakış açısıyla yazılmış güzel bir kitaba örnek “DUNE” açıkçası Korkak ve Canavar’ı Dune’dan önce okumaya başladım. Ve bu bakış açısını beğenmediğime kanaat getirdim. DUNE filmine gidince kitabına karşı ön yargılarım kalktı ve DUNE’un muazzam bir kitap olduğunu gördüm. İlahi bakış açısı çok iyi işlenmiş. Keşke yazar Barış Müstecaplıoğlu ,Frank Herbert’tan biraz ders alsaymış.
Her neyse kitabın bir diğer sorunu zaman geçişleri. Bölümün ortasında günler geçiyor. İki olay arasına uzun zaman koyulacaksa bunun bölümler arasında olması gerekir. Bölüm ortasında değil. Bölümü bitirir sonraki bölümde yolculuklarıyla alakalı açıklama yaparsın. Ama yazar yolculuğun detaylarına inmeyi tercih etmiş. Nedenini de anlayabiliyorum çünkü kitabın bize ilerleme hissiyatı verme yöntemi bu. “Travel log” diye tabir ettiğimiz gezi günlüğü tarzında bir ilerlemeye sahip. Önce Kadi’den şuraya gidelim, ordan buraya, sonra Öte Diyarlara, Öte diyarlarda şu tapınağa gidelim şunu bulalım tarzında. Kitabın ilerleme hissiyatı, yani bir şey başarıyormuşuz gibi hissettiren tarafı bu yüzden biraz zayıf kalıyor. Ama işte burada da problem şu ki gidilen her yerde başka bir yere gidilmesi gerektiği söyleniyor. Öte diyarların kapısı çökmüş, yerini kocam biliyor gidin kurtarın diyen kahin. Kocasını kurtarıyorlar yok şuraya gideceksiniz vs.
Bir sonraki konu, Geryan’ın ilk ortaya çıktığında karakterlere verdiği 7 sayfalık sıkıcı monoloğu… AHHHHHHHHH. Ey güzel yazar kardeşim tamam fantastik türünde yazmak konusunda pek tecrüben olmayabilir ama roman yazmak konusunda da mı yok? Hiç mi araştırmadın? 7 sayfalık monolog ki bu monoloğun hepsi infodump diye tabir ettiğimiz bilgi yığınından ibaret. Kafamıza kakarmışçasına her şeyi detaylı detaylı açıklıyor. YAHU BANANE SENİN NE YAŞADIĞINDAN? Ya ben orda guorinle leofold kanki oldular diye sevinirken adam çıkıp “dünyayı kurtarcanız EHEEHEHE işte hayat hikâyem HEHEHEHE” diyor. Peki….. Zaten ilk okumaya başladığımda “tamam ben gideyim o zaman siz takılın.” Diye bırakmıştım. Kitap bunun gibi kafamıza kakılan bilgi yığınlarından ibaret. İnfo dumpın da bir usulü bir adabı vardır. Bir iki cümle verirsin. DİYALOGUN, bakın altını çiziyorum DİYALOGUN monoloğun değil diyalogun içine yedirerek okuyucuya verirsin gibi gibi gibi.
İşin garibi yazar ballandıra ballandıra anlattığı bu info dumplar birkaç sayfa sonra bir işe yaramayan şeylere dönüşüyorlar! Yazar adeta bizle alay edermişçesine AHAHAHAH BOŞUNA OKUDUN EVLAT diyor. Karakterlerde, evrenle alakalı bilgilerde vesaire çoğunda bu dediğim vakayla karşılaşıyoruz.
Dünyayı neden iki tane çapulcu kurtarıyor? Nasıl kurtarabiliyor? “Belki sonraki kitaplarda açıklanacak. Okumaya devam et.” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman ben de şunu söyleyeyim; BANANE! -KAPANIŞ- Kısacası bu kitap potansiyeli harcanmış bir ucubeden ibaret. Çok daha iyi olabilecek yerler fazla fazla uzatılarak ve okuyucu ile dalga geçer gibi bir işe yaramamasını sağlayarak başarılmış bu. Fantastik kitap nasıl yazılmaz sorusunu merak ediyorsanız okuyabilirsiniz. Onun dışında zaman kaybı. -son
👺bu karlı günde çok güzel bir kitap bitirmiş oldum. Kitabın bu kadar sürükleyici olmasını asla beklemiyordum. 👺kitabı yıllar önce almıştım, kimden duydum, kim tavsiye etti, şu an hatırlamıyorum bile. Her kütüphane temizliğinde okuma listemde biraz daha üst sıralara geliyordu, ta ki, bu karantina zamanı, kitabı nihayet okumaya başlayana kadar. 👺Başlarda çok burun kıvırdım, fantastik kitap okumayalı uzun zaman almıştı ve zaten tüm fantastik kitapların tillahını okuduktan sonra sanki hiçbir şeyi beğenmeyecekmişim gibi bir hisle okuyordum. 👺kitabın sürükleyici olması, karakterlerin birbirini tamamlaması, hepsinin bir hikayelerinin oluşu, konunun dağılmadan anlatılmış olması hoşuma gitti. Çok farklı tür ve görünümde ırk olması enteresan geldi bana, 307 sayfaya çokça hayal gücü sığdırılmış. Sonraki kitaplara bir şeyler kalmış mıdır acaba diye düşünmeden edemedim. 👺Sevdiğim, sevmediğim karakterler oldu, ancak fantastik kitaplarda kimi sevdiğimizden daha önemlisi herkesin bir görevi olması ve o görevi yerine getirene kadar her karakterin kitapta bir yeri olmasıdır. 👺sonraki kitapları da okumaya niyetliyim, hikayenin belli ki daha çok ömrü var, üstelik yeni karakterler ve yerler göreceğimizin de ipucu verilmiş.
Kitap yorumlarını bırakalı uzun bir süre olmuştu. Yeni yıl, yeniden yazmaya başlamak için güzel bir an.
Korkak ve Canavar, yine bir kitabevi gezisinde denk geldiğim ve geç keşfettiğime üzüldüğüm bir eser.
Sade dili ve basit anlatısı, hikayesinin oldukça hızlı seyretmesi ve okuyucuyu sıkmadan ilerlemesi eserin önemli artıları.
Karakterlerin daha önce okunan eserlerden benzerlikler taşımasına karşın, yeni bir harita üzerinden okuyucuyu yeni maceralara taşıyabilmesi yazarın önemli bir meziyeti.
Zaman zaman bazı karakterlerin anlatı bakımından zayıf kaldığı durumlar olsa da (Gerf kedileri kısmı örneğin), genel anlamda kendisini okutan ve merak unsurunu okuyucuya bıraktırmayan bir eser.
Gerçekten güzel bir kitap ancak, kötü bir şey olmamakla birlikte, fazlasıyla klasik ve basit kalıyor bazı yerlerde. Gözlerinizi açacak ve size yepyeni, hiç beklenmedik bir dünya sunacağını bekleyerek yaklaşmazsanız gerçekten lezzetli bir eser. Fazlasıyla sade, basit, ve akıcı bir dil kullanılmış. Hikaye ve yazarın yaratmış olduğu evren sizi kendine bağlamayı, karakterlerle aranızda bir bağ kurmanızı başarıyor.
Türk bir yazardan fantastik kitap okumak çok hoşuma gitti. Dünya çok güzel kurulmuş. Kitaba ilk başladığımda ben ne okuyorum ne alaka dedim halbuki karakterlerin arka planda anlatıp geçebileceği hikayelerini çok güzel işleyerek bizlere sunmuş. Asla tekrara düşmeden maceranın kollarında buldum kendimi. Birçok anlamda “ilk” olan bu kitap gerçekten güzeldi.
Yazarın ilk okuduğum kitabı olan "Ahtapotun Rüyası"nı çok sevmiştim. Fantastik edebiyata ilgim olmadığı halde yine de bu kitaba şans vermek istedim. Eminim bu tarzı sevenler bu kitabı da sevebilir. Üçlemenin diğer iki kitabını okumayı düşünmüyorum, bana hitap etmediği için bu puanı verdim.
Bir kitap için olumlu önyargı biriktirmenin olumsuzdan daha zararlı olduğunu bana gösteren bir kitap oldu. Kurgu, yaratılan evren için söylenecek bir sözüm elbetteki yok ancak fantastik romanları diğerleri arasında öne çıkaran güçlü bir temanın ya da derinlikli incelenmiş bir karakterin olmayışı beni hayal kırıklığına uğrattı. Her şeye rağmen edebiyatımızın bu türdeki ilk eserlerinden biri olması dahi kitabın okunması adına yeterli.