Sevket Sureyya Aydemir'in Ikinci Adam isimli serisi, elinizde bulunan bu ucuncu ciltle tamamlanmis bulunuyor. Bu uc ciltlik buyuk eser, Inonu'nun hayat mihveri etrafinda bir devrin hikayesidir. oyle bir devir ki, yakin tarihimizin en hareketli, en manali ve neticeleri itibariyle sosyal ve siyasal hayatimizin, milli kaderimiz uzerinde en etkili olaylarini icine alir.Ikinci Adam, Sevket Sureyya Aydemir'in gene uc ciltlik Tek Adam isimli diger buyuk eserinin adeta bir butununu teskil eder.Sayfa Sayisi: 568Baski Yili: 2016Dili: TurkceYayinevi: Remzi Kitabevi
Şevket Süreyya Aydemir was a Turkish writer, intellectual, economist, historian, and one of the founders, publisher and a key theorist of Kadro ("Cadre"), an influential left-wing political journal published in Turkey from 1932 to 1934.
Aydemir was a prolific writer. His most famous work was İnkılap ve Kadro ("Revolution and the Cadre"), published in 1932, where he outlined his theory of political economy presented in the Kadro journal. He published his memoirs, Suyu Arayan Adam ("The Man Searching for Water") in 1959. Between 1963 and 1965, he published Tek Adam ("The Single Man"), a three volume tome on Mustafa Kemal Atatürk. He also published a biography of İsmet İnönü titled Ikinci Adam ("The Second Man").
Ömrünün yarısı cephelerde, kalan yarısı ise kamunun en yüksek makamlarında vatana hizmetle geçmiş İsmet Paşa'nın hayatının ve bu hayat etrafında gelişen olayların aktarıldığı Şevket Süreyya Aydemir'in İkinci Adam serisinin üçüncü kitabı. Kitap 1950-1964 yılları arasını kapsıyor. Bu dönem aynı zamanda Türkiye'nin çok partili demokrasiye geçiş yaptığı, İsmet Paşa'nın da buna bizzat refakat ettiği, bu dönemin çilelerini bizzat göğüsledi oldukça karmaşık ve ilgi çekici bir dönem. Bu bağlamıyla kitapta hem Demokrat Parti'nin yükselişini ve icraatlerini, hem bu partinin düşüşünü, Menderes'in ve Bayar'ın yaptıklarını ve yapamadıklarını, 27 Mayıs'ın gelişini ve devamındaki yaşananları detaylarıyla okuyabilirsiniz. Aydemir'in hem bu eseri, hem de Tek Adam isimli eseri eşsiz bir tarihi kaynak olarak gösterilir. İkinci Adam için bunu teyit etmek mümkün, gerçekten çok başarılı. Cumhuriyetin kurucu babalarından İsmet Paşa'nın hayatını her Türk gencinin okuması gerektiğini düşünüyorum, şiddetle tavsiye ediyorum.
Tek adam 3 cilt okumuştum, genel olarak bildiğimiz konular, epey sürükleyiciydi. İkinci adam 1.cilt yine sürükleyiciydi ama ikinci cilt elimde uzun bir süre sürüklenmişti. O yüzden bu cilt için çok tereddüt ettim, diğerlerini belki de beş yıl olmuştu okuduğum. Ama çok iyi zamanda okudum. Nilüfer Kuyaş'ın Yeni Baştan kitabı yakın tarihimiz olan 27 mayıstan çok bahsediyordu. Bu kitapdaki tahliller gerçekten muhteşem. 7 Eylül olaylarına da detaylı yer verilmiş. Sn. İsmet İnönü' nün son kahramanlık yılları, fedakarlıkları, 27 mayıs ihtilali dönemi, o yılları bizzat yaşayan, çok iyi gören, anlayan Sn. Aydemir' in tarafsız bir diliyle bizlere aktarılmış. Büyük bir takdiri hakediyor.
Şevket Süreyya Aydemir'in Tek Adam üç cilt, İkinci Adam iki cildi okuduktan sonra, Menderes'in Dramı'nı (aslında Türkiye'nin dramı) bitirdikten sonra aynı dönemin İnönü perspektifinden anlatımını okumaya, dönemin iç sıkıntısı ağır geldiği için nerdeyse bir yıldır bekletiyorum. ...................... 3.5 yıl elimde oyalandıktan sonra nihayet bitirebildim.
Üçüncü ciltte, 1950 sonrası muhalefet, Kıbrıs Sorunu, Kore Savaşı, Nato ve Centoya giriş ve 1960 darbesine dair bilgiler var. Bu dönem İsmet İnönü'nün artık muhalefet yılları ve iktidar partisinin ana saldırısı altında olduğu yıllar, karakterini veya olayları etkiliyecek siyasi etkisini göremiyoruz. İsmet İnönü'nün çok çeşitli saldırılara ve suikastlere maruz kaldığı, buna rağmen yoluna inatla devam ettiği, gelişmeler ve sonuçlar itibariyle üzücü bir dönem.
Yazarın diğer kitabı "Menderes'in Dramı" ile benzer süreçleri anlatsa da birebir aynısı değil, olayların "aktörü" olarak Adnan Menderes'in hayatını anlattığı kitabının daha canlı olduğunu söyleyebilirim. Sürükleyicilik olarak 3 olmasına rağmen, eserin tamamını düşünerek beş yıldız veriyorum.
Bu kadar yıllar önce basılmış bir kitabı, ilk kitaptaki basım hataları ile bırakıp hiç bir düzenleme yapmadıkları için Remzi Kitabevi'ni de buradan kınıyorum. Kitabı kimse okumaz, içindeki tablolara kimse bakmaz, kimse birşey anlamaz diye düşünüyor olmalılar. (Diğer ciltlerde de farkettiğim hatalar vardı)
Biraz içerikten bağımsız tali ama, kitabın en çok ilgimi çeken yanı; İsmet İnönü için belki en belirgin olmak üzere ama genel olarak o devrin bütün insanları için geçerli olan “greatness” hissi oldu.
Aktörlerin birçoğu henüz olayların içindeyken tarih yazdıklarının farkında ve ister istemez hareketlerine etkisi oluyor. Kararlarının yazdıkları tarihin büyüklüğüne yaraşır olup olmamasından bağımsız, birçok kişinin bu sorumluluğu hissettiği aşikar. Bu hissiyat da bence kişilere büyük bir içgörü kazandırmış.
Birkaç örnek: mesela 1950 genel seçimlerinde seçimi CHP kaybedip, Demokrat parti tek başına iktidar olduğunda; İsmet İnönü’nün Erdal İnönü’ye yazdığı mektup. İsmet İnönü bu mektubu, demokratik bir düzende yenilgi durumunda gösterilmesi gereken tepki niteliğinde kaleme alıyor. Çünkü 50-100 yıl sonra arşivlerde böyle anılacağının farkında.
Ya da İnönü zaferinden sonra, Atatürk’ün İsmet Paşa’ya tebrik telgrafı. Sadece basit bir tebrik olmayıp İstiklal mücadelesi içinde önemli bir köşetaşı geçildiğinin ağırlığını veriyor aynı zamanda.
Ve benzeri birçok örnek… Belki biraz paradoksal ama hem büyük işler yapıyor olduğunu bilmenin özgüveni ve bu özgüveni false modesty ile silikleştirmeyecek kadar kendini önemsemek hem de olaylara gelecekten dönüp bakıldığında aslında birçoğunun büyük bir resimde bir parça olduğu ölçeklendirmesini yapabilecek kadar kendini fazla da önemsememek ve büyük anlarda sakinliğini koruyabilmek.
Aktörlerin birçoğunda bu özgüven ve aslında kendini fazla da önemsememenin mükemmel kombinasyonu var. Bu da büyük bir içgörünün eseri. Sanki herkes otobiyografisini de biyografisini kendi yazmış gibi, hem kendi perspektiflerini alıyorsun hem de farklı kişilerce ve zamanlarca nasıl görülebileceklerinin farkında olduklarını anlıyorsun.
İkinci Adam okumasının sonuna geldiğimde boğazımda kocaman bir yumru vardı. Nihayet bitti değil, bitti ya serzenişi… Çünkü bu kitap, yalnızca bir liderin değil, bir ülkenin suskunluğunun da hikâyesiydi.
İkinci Adam; İnönü’yü, yaşamı boyunca yaptığı işlerle anılmak isteyen ve çoğu zaman iç dünyasını kendine saklamış bir devlet adamı olarak ele alır. Popüler ve yüzeysel söylemlerde İnönü’nün asker kaçağı olduğu ya da soyadını bir savaşa borçlu olacak kadar ego sahibi olduğu iddia edilir. Bu söylemlere nasıl inanılabildiğini anlamak zor; ancak yakın tarihimizin Gazi’den sonra en çok konuşulması gereken liderlerinden biri hakkında sahici bir kavrayış arayanlar için bu eser güçlü bir yol haritası sunuyor.
Okurken, Aydemir’in zaman zaman kişisel görüşlerini metne kattığını ve İnönü’ye yakın bir yazar olduğunu akılda tutmakta fayda var; bu durum eserin değerini düşürmez, fakat okurun mesafesini diri tutmasını gerektirir.
Kullanılan dile gelince; benim okuduğum edisyonda bugün kullanımda olmayan kelimelerin karşılıkları verilmemişti. Bu nedenle zaman zaman sözlüğe başvurma ihtiyacı doğabilir. Eserin yazıldığı dönemin diliyle kaleme alınmış olması, metni yer yer zorlayıcı kılsa da, aynı zamanda dönemin zihniyetini doğrudan hissetmenizi sağlıyor.
İkinci Adam, İnönü’yü sevmek ya da sevmemek meselesi değil; onu, yaşadığı zamanın yüküyle birlikte anlamaya niyet edenler için yazılmış bir yüzleşme kitabı. Okuyacak olanların yolu aydınlık olsun.
I feel, in closed weather, as if the surface of the earth were drifting, lost, inside a colossal fog cloud—as if the void of space had been replaced by a vast confusion of clouds. There is a mystical spell here; people become drowsy, and thus, like enemy soldiers that are neutralized, heads drop one by one onto tables. Pure peace.
DP iktidarı ve 1962-63 koalisyonu arasındaki dönemi her açıdan muhteşem ele alan, serinin bence en başarılı cildi. Döneme dair fikir edinmek isteyen herkese, tüm seriyi okumasını şiddetle tavsiye ediyorum.
Tüm seriyi 1 ay içinde bitirdim. Aydemir'in akıcı ve edebi anlatımı ile baya roman serisi tadında geçti benim açımdan. Aslında seriyi İnönü'nün merkeze alındığı Türkiye'nin siyasi tarihi olarak ele almak daha doğru. En sevdiğim kitap da son cilt oldu. Zira Menderes ve post-Menderes dönemini anlatma açısından doyurucu bir yönü var. Bu dönemi aydınlatan çok az kaliteli eser var, üçüncü cilt de bu dönem için benim başvuru kaynaklarımdan biri oldu.
İsmet İnönü'yü anlatıyor. Enver'le başlayan dokuz kitaplık serinin son üç kitabı. İkinci Adam'ın 3. cildine kadar bildiklerinizi ayrıntılandırıyor. 3. ciltte, özellikle Atatürk sonrası döneme ilişkin önemli bilgiler var. Demokrat Parti dönemini de Aydemir'den okumakta fayda var. 27 Mayıs ihtilali, 22 Şubat-21 Mayıs başarısız ihtilal girişimleri konusunda da önemli kaynak. En yüksek puanı üçüncü cilde verdim. Şevket Süreyya Aydemir'in yazdığı Enver'i, Tek Adam'ı ve İkinci Adam'ı okumanızı tavsiye ederim. Bu vesile ile Enver Paşa'yı şehadetinin 95. yılında saygı ile anıyorum. Tinin şad, mekanın uçmak olsun Turan Orduları Başkumandanı!
“... Bu haller karşısında ihtilal meşru olur. O zaman sizi artık ben bile kurtaramam” (s.163)
“ Adnan Menderes; Çalıyorlar birader, çalıyorlar. Ne diyeyim, Allah belalarını versin! Ama, ben ne yapayım? Ben başvekilim, müfetttiş değilim ki….” (s.241)