"Şu alemi düşündüğünde ihtiyaç duyulan her şeyin içinde hazır olduğu bir ev gibi bina edilmiş bulursun. Sema tavan gibi yükseltilmiş, her iş için her şeyi hazır ve hazırlanmış görürsün. Semayı yaratmakla kudretinin noksan sıfatlardan temiz olduğunu gösteren Sübhan, onun renklerini, renklerin en şiddetlisi ve göz için en uygun şekilde yaratmıştır. Nefisler semaya döndüklerinde onun genişliğinde bir nimet ve rahatlık bulur. Hikmet sahipleri derler ki: Evindeki nimet ve rahatlık semayı görebildiğin yer kadardır."
Asrının müceddidi Hüccetü'l-İslam İmam Gazalî bu kitabında Cenab-ı Hakk'ın mahlûkatında yarattığı hikmetleri nazara veriyor. Semanın yaratılışıyla başlayarak, insanın yaratılışından kâinatın yaratılışına, kuşların yaratılışından balıkların yaratılışına, denizlerin yaratılışından ateşin yaratılışına varlık mertebelerini sayıyor ve bizi düşünmeye, ibret almaya ve şükretmeye çağırıyor.
Born in 1058 (Died on 12th Sept 1111), Abū Ḥāmid Muḥammad ibn Muḥammad al-Ghazālī ranked of the most prominent and influential Sunni jurists of his origin.
Islamic tradition considers him to be a Mujaddid, a renewer of the faith who, according to the prophetic hadith, appears once every century to restore the faith of the ummah ("the Islamic Community"). His works were so highly acclaimed by his contemporaries that al-Ghazali was awarded the honorific title "Proof of Islam" (Hujjat al-Islam).
Al-Ghazali believed that the Islamic spiritual tradition had become moribund and that the spiritual sciences taught by the first generation of Muslims had been forgotten.[24] That resulted in his writing his magnum opus entitled Ihya 'ulum al-din ("The Revival of the Religious Sciences"). Among his other works, the Tahāfut al-Falāsifa ("Incoherence of the Philosophers") is a significant landmark in the history of philosophy, as it advances the critique of Aristotelian science developed later in 14th-century Europe.
أبو حامد محمد الغزّالي الطوسي النيسابوري الصوفي الشافعي الأشعري، أحد أعلام عصره وأحد أشهر علماء المسلمين في القرن الخامس الهجري،(450 هـ - 505 هـ / 1058م - 1111م). كان فقيهاً وأصولياً وفيلسوفاً، وكان صوفيّ الطريقةِ، شافعيّ الفقهِ إذ لم يكن للشافعية في آخر عصره مثلَه.، وكان على مذهب الأشاعرة في العقيدة، وقد عُرف كأحد مؤسسي المدرسة الأشعرية في علم الكلام، وأحد أصولها الثلاثة بعد أبي الحسن الأشعري، (وكانوا الباقلاني والجويني والغزّالي) لُقّب الغزالي بألقاب كثيرة في حياته، أشهرها لقب "حجّة الإسلام"، وله أيضاً ألقاب مثل: زين الدين، ومحجّة الدين، والعالم الأوحد، ومفتي الأمّة، وبركة الأنام، وإمام أئمة الدين، وشرف الأئمة. كان له أثرٌ كبيرٌ وبصمةٌ واضحةٌ في عدّة علوم مثل الفلسفة، والفقه الشافعي، وعلم الكلام، والتصوف، والمنطق، وترك عدداَ من الكتب في تلك المجالات.ولد وعاش في طوس، ثم انتقل إلى نيسابور ليلازم أبا المعالي الجويني (الملقّب بإمام الحرمين)، فأخذ عنه معظم العلوم، ولمّا بلغ عمره 34 سنة، رحل إلى بغداد مدرّساً في المدرسة النظامية في عهد الدولة العباسية بطلب من الوزير السلجوقي نظام الملك. في تلك الفترة اشتُهر شهرةً واسعةً، وصار مقصداً لطلاب العلم الشرعي من جميع البلدان، حتى بلغ أنه كان يجلس في مجلسه أكثر من 400 من أفاضل الناس وعلمائهم يستمعون له ويكتبون عنه العلم. وبعد 4 سنوات من التدريس قرر اعتزال الناس والتفرغ للعبادة وتربية نفسه، متأثراً بذلك بالصّوفية وكتبهم، فخرج من بغداد خفيةً في رحلة طويلة بلغت 11 سنة، تنقل خلالها بين دمشق والقدس والخليل ومكة والمدينة المنورة، كتب خلالها كتابه المشهور إحياء علوم الدين كخلاصة لتجربته الروحية، عاد بعدها إلى بلده طوس متخذاً بجوار بيته مدرسةً للفقهاء، وخانقاه (مكان للتعبّد والعزلة) للصوفية.
Kitap Gazali'nin el-Hikmetü fi Mahlukatillah (Allah'ın Mahlukatında Yarattığı Hikmetler) eserinin tercümesinden ve adını ilk kez duyduğum Tatar müftü Rızaeddin bin Fahreddin'in Gazali'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi veren bir ek bölümünden oluşuyor. Bu ek bölüm güzeldi, Gazali hakkında doğru bir anlatı sunulmuştu, el-Munkız mine'd-Dalal kitabında Gazali kendisini nasıl anlatmışsa ona paraleldi. Kitaba Gökyüzüne Bakmanın Faydaları ismini vermek de kitabın içeriğine oldukça yakışan bir seçim olmuş.
Bence Allah’a karşı yaptığımız en büyük nankörlüklerden biri O’nun sanatına duyduğumuz alışkanlıktan doğuyor. Göğe baktığında O’nun sanatını görmek, yeşile baktığında, denize baktığında, kuş seslerini dinlediğinde, yağmur damlalarını hissettiğinde, güzel bir çiçeği kokladığında, görkemli dağları seyre daldığında aslında Allah’ın sanatına şahitlik etmiş oluyorsun. Fakat her gün gökyüzünü gördükçe, envai renkte meyveleri yedikçe, ağaçları sürekli gördükçe alışıyorsun, artık sana verilen nimetlerin güzelliğini görmemeye başlıyorsun, kuş sesleri arka planda çalan dikkatini vermediğin bir ses yığınına dönüşüyor, yeşilin içinde çok durunca artık onu muhteşem bir manzara olarak görmüyorsun; her gün yediğin o rengarenk meyvelerin, gözlere şölen sunan rengarenk çiçeklerin aynı kara topraktan yetiştiği şaşırtmıyor seni artık. Tüm bunların ardındaki kudreti, en büyük Sanatçı’yı unutuyorsun.
Hep denilir, çocuksu merakınızı kaybetmeyin, her şeyi her gün ilk kez görüyor gibi yaşayın diye. Ben bunu kendi açımdan her gün Allah’ın nimetlerini, o görmeden geçtiğimiz, artık güzelliğinin gözümüze çarpmadığı sanatını yeniden fark etmek olarak yorumluyorum. Haşr Suresi 19. ayette Allah şöyle diyor: “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.” İşte bence, Allah’ın nimetlerini fark edip şükretmemek de bir nevi O’nu unutmak oluyor. O’nun nimetleri içinde yüzüp de bir an olsun Allah’ı akla getirmemek, O’nu unutmaya başlamak değil de nedir? Bu da büyük bir mahrumiyet aslında.
Gökyüzüne bakmanın en büyük faydası, daha doğrusu herhangi bir nimete gerçekten bakmanın en büyük faydası sana Allah’ı hatırlatması ve O’nun nimetleri hakkında tefekkür ettirmesidir. En son ne zaman bir kuş, arı, ağaç üzerine tefekkür ettik? En son ne zaman bir meyve, bir çiçek bize Allah’a şükrettirdi? İşte bu kitap da o görmeye alıştığımızdan güzelliklerini gözümüzle artık pek seçemediğimiz nimetleri tekrar fark ettiren, daha önce akla gelmeyeni düşündüren tefekkür odaklı bir eserdi. Neticede Allah Kur’an’ın birçok yerinde insanı sanatına bakmaya çağırıyor, “üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı, dağlara bakmıyorlar mı, kanatlarını kapatarak uçan kuşları görmezler mi…” Hepsi kudretinin delillerinden çünkü. Belki daha rasyonel bakanlar bu bakışı romantik buluyor olabilir. Ama Allahualem, bu tarz tefekkürler insanı birçok akli delilden ve rasyonel açıklamalardan daha çok Allah’a yaklaştırıyordur. Neticede Allah, argüman üret, inanmayanlara inancını ispatla demiyor, göğe bakmıyor musun, diyor; denizde gemileri kim yürütüyor, arıya görevini kim ilham ediyor, akıl et, düşün diyor Kur'an'ı Kerim'de.
Mesela ben Sezai Karakoç’un şiirinde geçen “Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi” dizesini ilk duyduğumda dehşete düşmüştüm, çünkü Allah’ın ipeklere yumuşaklık bağışlayan kudret olduğunu ve bu kudretin kim bilir ne kadar merhametli olduğunu düşünmek tam anlamıyla ufkumu açmıştı. Artık Allah’ın merhametini düşünürken aklıma bu dize de geliyor. Doğru ya, Allah ipeklere yumuşaklık bağışlayandır. "Senden ümit kesmem, kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır"... Bu yüzden bir de çok sevdiğim bir Rahman Suresi kıraatini bırakıyorum. Ki içinde tam 31 defa “Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ayeti geçer:
El-Hikmetü fi Mahlûkatillâh kitabının tercümesi. Eser, adını ilk bölümünün konusu olan “sema”dan alıyor. Dilin Afetleri kadar etkilemese de İmam Gazalî’nin yer yer çok güzel konulara değindiği bir kitap olmuş. Bu kitap aslında başlı başına bir bakış açısı sunuyor; dünyaya nasıl baktığınız ve onu nasıl yorumladığınızla ilgili. Gazalî, yaratılanlara yaratıcı inancıyla baktığı için onların sahip olduğu özellikleri de bu çerçevede yorumluyor. Tıpkı evrime inanan birinin aynı şeyleri farklı şekilde yorumlaması gibi… Farklı bir düşünce sürecinde olduğum için bu kitabın geçmişteki beni daha çok etkileyeceğini düşündüm. Buna rağmen okuyucunun zıt ya da paralel görüşte olması fark etmeksizin herkesin bu kitapta kendinden bir şey bulabileceğine inanıyorum. Kitabın son kısmına kadar kendimi bu gruba dahil etmiyordum; ancak özellikle ek bölümde Gazalî’nin hayatından paylaşılan kesitler onu daha çok merak etmeme neden oldu. Beni en çok etkileyen şey ise inandığı şeyden ziyade inanma biçimiydi. İmam Gazâlî kesinlikle gelmiş geçmiş en büyük düşünürlerden biri. Sadece bu kitapla değil, genel olarak ortaya koyduğu ilim ve düşünce dünyasıyla, kişinin inancı ne olursa olsun birçok insanı etkileyebilecek bir alim.
Uzun zamandır kitap okumaya ara vermiş arkadaşımın bu eseri iki günde bitirmesi üzerine ben de okumaya başladım; bittiğinde üzerine mütalaa etmek niyetindeydim fakat okudukça neden bu zamana kadar beklediğimi sorguladım. İmam-ı Gazâlî’ye göre gökyüzüne bakmak, yalnızca fiziksel bir seyir değil; zihni ferahlatan, hüznü ve vesveseleri dağıtan, yersiz korkuları hafifleten derin bir tefekkür ve şifa eylemidir. Kişiye evrenin azameti karşısında kendi sınırlarını hatırlatarak kibri kıran ve tevazu kazandıran bu bakış, varoluşsal yalnızlığı giderip ruhu manevi bir huzurla buluşturur. Gazâlî’nin penceresinden gökyüzü, hem zihinsel berraklık sağlayan bir sığınak hem de kişiyi özüne ve Hakikate yönlendiren sessiz bir öğütçüdür.