Binbaşı Ersever'in İtirafları
Soner Yalçın
Bir diğer konu Türkiye Cumhuriyeti’nin stratejik ve taktik yetmezliği. Bir harekât konsepti yoktur. Bölgede bir gayri nizamî harp var. Başlangıçta iki üç eşkıya gibi laflarla klasik eşkıya hareketleriyle karıştırılması veya Osmanlı’nın son dönemleriyle, Cumhuriyet döneminin Kürt isyanlarıyla mukayese edilmesi bu devletin hem stratejik ve hem de taktik noksanlıklarının göstergesidir. Eğer gayri nizamî harp varsa, siz buna uygun bir harekât konsepti belirlersiniz. Hatırladığım kadarıyla 1984 yılında Diyarbakır Kolordu Komutanı Korgeneral Kaya Yazgan zamanında bir konsept vardı. Dünyanın her yerinde gayri nizamî harbe ilişkin konseptler iki yılda bir değiştirilir. Bizde ise hâlâ o eski konsept vardır. 1984’teki konsept sürüyor! 84’te sorunun algılanması farklıdır. 93’te cereyan eden olaylar farklıdır. Aradaki yıllara baktığımızda 84-85’te “bir komşu ülke” derken bugün Suriye diyorsunuz, Irak, İran, Ermenistan diyorsunuz. Bakınız bir şeyler değişiyor, ama sizin konseptiniz hâlâ aynı. “İki buçuk eşkıya” diyordunuz, şimdi ise gerilladan bahsediyorsunuz.
*****
Her şey ortada aslında. Bir; kırsal kesimde taktik üstünlüğü ele geçirecek. İki; kentlerde taktik üstünlüğü ele geçirecek. Burada yanlış anlaşılmasın. Ele geçirmekten kastım, halka baskı yapmak, demokratik hakları kısıtlamak vesaire değildir. Bunlar gereksizdir. Olağanüstü Hal bile gereksizdir. Devlet iki taktik üstünlüğü ele geçirecek ve bunun arasına da yapıtaşı harcı, psikolojik hareketi koyacak; vatandaşla konuşulacak. Ona derdini anlatacak, vatandaşın derdini dinleyecek ve bu yapıyı sağlamlaştıracak. Dolayısıyla Kürt sorunu ile PKK sorununu birbirinden ayıracak.
*****
Güneydoğu Anadolu’da bugün PKK’ya ihanetin cezası ölüm. Devlete ihanetin cezası ise on beş gün gözaltıdır. Güneydoğulu bir vatandaş olarak tercihinizi yapın. Yanlış anlaşılmasın,
*****
Böylesi bir ortamda, kimi güçler ortaya çıkıyor; kimin kimi vurduğu belli değil. Yediden yetmişe herkeste silah var. Bir insanın bu bölgede silahsız gezmesi, yaşaması mümkün değil. Arazi anlaşmazlığı, toprak meselesi vesaire, benim bildiğim, gördüğüm yerlerde bu sorunlar halledilmemiş. Davalar raflarda, sanki arkeoloji müzesi gibi. Kargaşa var; kimin kimi vurduğu belli değil. PKK gerçekten çok büyük bir katliam gerçekleştirmiştir. Devlet vatandaşını koruyamamıştır. Bunu söylediğimizde “Her köye, her mezraya asker mi koyacağız?” diye soruyorlar. Koyamazsınız, yapamazsınız. Bunu biz de biliyoruz. Ama üç beş kişi dediğiniz eşkıyanın sayısı bugün dokuz bini geçmiştir. Üç bin gerilla da Kuzey Irak’tadır. Toplam on iki-on üç bin yetişmiş gerilla! Böylesi bir ortamda vatandaş şaşırmıştır. Buna hukuk dilinde “ilhakı hak” deniyor. İlhakı hak olayıyla gazetecilerin ne ilgisi vardır ne ilgisi yoktur bunu bilemem. Olayları seziyorsunuz; “bu şu nedenle öldü” diyorsunuz.
*****
Bakın iki taraf da çok kayıp verdi. Ben Kürtleri kardeşim olarak kabul ettim yıllarca. Arî ırktandır, Turanî ırktandır... Ben Turanî olarak kabul ediyorum. Kürtlerle aynı ırktanız. Dillerinin farklı olması, ayrı ırktan olmasını gerektirmez. Biz bugün Özbeklerle tercüman aracılığıyla konuşuyoruz. Onlar Türk değil mi? Irk derken şunu belirteyim: bugün dünyada kan esasına dayalı saf ırkçılık yapmanız mümkün değildir. Türkler, yetmiş iki milletle karışmıştır. Bir kültür söz konusudur; Anadolu kültürüdür bu.
*****
C.E.- XXI. yüzyılın eşiğinde insanlara ırk açısından bakmak mümkün değil. Karışmışız.
Türkiye’deki hadise bana göre şudur: Biz VIII. yüzyılda Müslüman olduk. Türkler Müslüman olduktan sonra, İslamiyet adına Anadolu’ya o pislik Arap kültürü getirilmiştir. Türk milleti Arap kültürünün etkisinde bırakılmıştır.
*****
İdeolojik kan davası yani.
*****
Tanrı’ya inancım var. İslam hakkında fazla kapsamlı olarak konuşabilecek konumda ve durumda değilim. Bilgilerim yetersiz olabilir. Ancak bunu rahatlıkla ifade edebilirim. Ben Türk milletinden peygamber çıkmadığına seviniyorum. Çünkü Tanrı, peygamberlerini, nizamından çıkmış, yolundan çıkmış, kokuşmuş insan topluluklarına göndermiştir ve tüm peygamberler Arap’tır. Bütün peygamberler Ortadoğu’da Samî ırkından çıkmıştır. İslam kültürü ile Arap kültürünü bağdaştırmamak gerekir. İkisi ayrı olaydır. Arap kültürü kokuştuğu için bu peygamberler oraya gönderiliyor. Bunların bu yozlaşmış yapısını düzeltsin diye gönderilmiştir. İşte bize birtakım kişiler İslam adına yozlaşmış Arap kültürünü enjekte etmiştir, topluma vermiştir, bu bir. İkincisi İstanbul’un fethiyle beraber getirilen Bizans kültürüdür. Bizans’ın kültürü bozulmasaydı zaten Bizans, Doğu Roma ayakta kalırdı. İnsan topluluklarını ayakta tutan bence en önemli faktörlerden bir tanesi kültürdür. Eğer sizin kendinize özgü bir kültürünüz yoksa siz ayakta kalamazsınız. Sizi sömürürler, ezerler, yok ederler. İki faktör, yani İslam adına getirilen yoz kültür ile XV. yüzyıldan itibaren kokuşmuş Bizans kültürü karışımı içerisinde Anadolu insanı kıvranıp duruyor yıllardır. Mustafa Kemal Atatürk gerçek benliğine, gerçek kimliğine, kültürüne kavuşturmak istemiştir. Fakat onun ömrü yeterli olmamıştır. Olay budur.
*****
Gayri nizamî harbin ünlü bir teorisyeni var: David Galula. Bildiğimiz kontrgerilla yöntemi, siz bunu savunuyorsunuz...
*****
Galula, evet,Ayaklanmaları Bastırma Harekâtıdiye bir kitabı var. İsterseniz bu “kontrgerilla” terimi üzerinde konuşalım. Kontrgerilla nedir? “Karşı gerilla” demektir. Türkiye’de kontrgerilla olduğunu kabul etmiyorum.
*****
C.E.- Oraya da geleceğim... Kuzey Irak harekâtı, Burkay’ı gündeme getirmiştir. Ona sonra geleceğim... “Türk ordusu bir ejderdir. Kürt halkına katliamlar yapılmasına neden olmayın. Ejderin tavşanı yuttuğu gibi sizi yutar: Dersim’i, Ağrı’yı unutmayın” diyorlar Apo’ya. Bunu hatırlatıyor ve devam ediyor: “Şanlı 15 ağustosumuzun üzerinden bir yıl geçti. Ejder hâlâ tavşanı yutamadı!” Ben diyorum ki: “Dokuz yıldır ejder tavşan yutamamıştır! Tavşanlar gittikçe çoğalmaktadır!” Dağdaki gerilla başta yok edilmiş olsaydı, bu hadiseler olmayacaktı. Açıkça söylüyorum: taktik önderlik sorunu var.
*****
M.D.- Bunun teorisi PKK tarafından, “zorun rolü” diye yapıldı.
C.E.- Evet “zorun rolü” diye Apo yazdı bunu. Örgütlenme üzerindeSerxwebunda bunu yazdı. “Zor hangi ölçüde kullanılmalıdır”, çok güzel anlatmıştır! PKK halk tarafından görevlendirilmiş değil. Benim derdim Kürt insanıyla değil PKK’yla. Halk ile PKK birbirinden ayırt edilebilir. Halkı temsil eden kişilerle temas etmek lazım.
S.Y.- Bakın büyük kitle temeline dayalı silahlı mücadeleler hep zora dayanarak örgütlenmiştir. Hiçbir millet bir örgüte “Hadi sen silahlan” dememiştir. Bizim Kurtuluş Savaşı için de aynı şey geçerlidir. Zor kullanılmıştır. Bugün PKK ile halk ayrılmaz bir hale gelmiştir?
*****
C.E.- Askerî eğitim açısından ÖHD ile Amerika’nın ilişkisi düşünülebilir. Biz bir Türk askerî literatürü geliştirmemişiz. Türk sistemi yok. Belli yıllara kadar Türk ordusu Alman ekolünü benimsemiş. Talimnamesi, eğitim sistemi Alman ekolü olmuş. Daha sonra kuruluşlar değişmiş, NATO’ya girmişiz. Eğitim sistemi Amerika’ya dönmüş. Amerikan talimnameleri tercüme edilmiş. Amerika ile ÖHD’nin bağlantısını böyle yorumlamak gerekli. Ben diğer konulara girmek istemiyorum. Çünkü bilgim yok...
*****
S.Y.- Peki sonuçta nereye varacak, bağımsız bir Kürdistan mı?
C.E.- Evet bu gidişin sonu bağımsız Kürdistan. Tabiî emperyalizm müsaade ederse. Emperyalizmin gayesi, Ortadoğu’da kendi denetiminde bağımsız bir Kürdistan kurdurmaktır. Emperyalizmin maşaları da belli; belli ölçülerde KDP de emperyalizmin maşasıdır. Yekiti de öyledir, hele hele Talabanî. Rafsancanî gibi bir adam bile çıkıp “Talabanî siyasî bir fahişedir” diyor. Ben sadece “işportacı” diyorum.
*****
Hükûmetin başını kontrgerillanın ne olduğunu ve nereye bağlı olduğunu açıklamaya davet ediyorum. Türkiye’de kontrgerilla diye bir teşkilat var mıdır? Varsa böyle bir teşkilat iddia edildiği gibi cinayet şebekesi midir? İşlenen bu cinayetlerin hangisinin bu teşkilatla ilgisi vardır? Varlığı iddia edilen kontrgerilla teşkilatı eğer mevcutsa kimler kurmuştur? Kimler yürütmüştür? Ve kimlerden emir almaktadır?
1 şubat 1978
Süleyman Demirel
AP Genel Başkanı
Hukuk devletinde bu tür örgütlere yer yoktur. Parlamento’nun bu toplumsal tehlikeye, hukuk dışılığa ve devlet içindeki bu gizli örgütlenmeye karşı çıkması bir görev haline gelmiştir... Çünkü en başta TBMM töhmet altına girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti cinayet işleyen bir devlet imajıyla Türk halkının önünde duramaz. Savcılar ne güne duruyor?
24 kasım 1990
Süleyman Demirel
DYP Genel Başkanı
Kontrgerilla tartışması kadar Türkiye’de havanda su dövülen başka bir konu yoktur. Deniyor ki, araştıralım. O zaman her şeyi araştıralım; yarın güneş doğacak mı diye araştıralım.
24 şubat 1993
Süleyman Demirel