“Ben, Mine Hekimhanlı. Bir hikâyem vardı, yazdım. Benim hikâyem, aslında sadece benim hikâyem değil. Herkesin hikâyesi. Hayatınızın aslında sizin hayatınız olmadığını öğrenmeye hazırsanız başlayalım. Özgürlük sandığınızın esaret, güç sandığınızın en zayıf yan, cesaret dediğinizin en büyük korkaklığınız olduğunu öğrenmeye dayanabilecekseniz, buyurun başlayalım…” Bozkır, Kuş ve Balık bir kimlik romanı… Hayatları, benlik imajlarının büyük uçurumlarıyla örülmüş, birbirinden zor üç insanın kimliklerini arayışlarının ve birbirlerinde buluşlarının romanı. Yeşim Monus, ustaca bir kurguyla, okuyucularını büyük şehirlerin plazalarından bozkırın enginliğine götürürken, serin suların derinliğinden de güneşin yükseldikçe kanatları tutuşturan ateşine yaklaştırıyor. Yeşim Monus'un ilk romanı Bozkır, Kuş ve Balık'ta “hangi obanın ceylanı” olduğunu bulmaya çalışan genç bir kızın, en başta annesi olmak üzere, bütün çevresiyle olan ilişkilerini, şefkati, mutluluğu ve aşkı arayışını bulacaksınız.
Yayınevine nazaran pek bir mezhebi geniş. Bir ilk roman olduğu için okudum, bir genç yazardanmış gibi okudum, çünkü elime bir edebiyat şenliğinde bir genç yazarın eseri olarak geçti. bence bir ilk eser olarak iyi, ama basılmaya değecek kadar da iyi değil. çok fazla boşluk doldurması, yerli yersiz çok fazla didaktikliği var. tanrısal bakış açısını nasıl kullanacağını bilemeyen bir yazar, tanrısal bakış açısını nasıl kullanacağını bilemeyen bir başka yazarı anlatıyor. kitabın en vurucu olması gereken yeri mektupları ve oraları gözlerimi devirerek hızlı hızlı okudum. sanırım biraz daha romantik şeyler sevenler, romantizmlerinin içerisine aldatmaklar, başkasıyla evlilikler girebilecekler, kısaca fazla televizyon seyreden kişiler bu kitabı da beğenebilir. ben beğenmedim. ama çok daha kötülerini okudum, en azından yazarın yazmaya çalıştığı konunun hakkını vermeye çalıştığını düşündüm.