en sevdiğim aktivitelerden birisi müze gezmek ve “resimlere bakmak” diyebilirim. özellikle yurt dışında bir şehre gittiğimde mutlaka 2-3 müze gezmeden dönmeyi eksiklik olarak görüyorum. her zaman sanat müzesi olmayabiliyor tabii ki ama genelde öyle. müze ziyaretlerim sırasında resimlere uzun uzun bakmasam da, kendimce anlam çıkaracak ve estetik olarak ölçebilecek bir süre kadar incelemeye dikkat ediyorum. bugüne kadar bildiğimiz her şeyi unuttuk bu kitap sayesinde. bazen yeni bir bilgiyi öğrenmek için bildiklerimizin üzerini çizmemiz gerekiyor.
bir süredir kitap okurken “bilgi tasarımı” konusunun önemini fark etmeye başladım. “resimlere bakmak”ı bitirdiğimde yine muhteşem şekilde dizayn edilmiş bir kitap okumanın keyfini yaşadım. bazen 500 sayfalık kitap size derdini anlatamaz, bazen de kısa bir kitap bilgiyi okuyucusuna öyle bir sunar ki; okunan 150 sayfada birçok konuya hakim olursunuz. bu kitap ikinci kategoride. her bölümünde konuyla ilgili meşhur resimler üzerinden anlatım olması sebebiyle hızlı şekilde kitapla bağ kurabiliyoruz.
temelde bir resme bakarken aslında hangi anlamı çıkarmamız gerektiğini anlatma amacını tamamiyle gerçekleştirmiş. bir mağaradaki bizon resmiyle başlayan kitap; roy lichtenstein, pollock, warhol gibi daha güncel sanatçıların eserlerine kadar geniş bir spektrumda incelemelerde bulunmuş. her bir örnekten de hangi anlamlar çıkarılması gerektiğini de ana hatlarıyla aktarabilmiş. çok net bir örnek olarak hans holbein’in 8. henry portresi gösterilebilir. resme bakıldığında soylu olduğu açıkça ortada bir adamın yer aldığını herkes anlayabiliyor, ancak sanatçı; 8. henry’yi tuvale öyle bir konumlandırmış ki, ihtişamlı ve güçlü bir lider olduğunu anlatmak istemiş. bu bilgiyle resme tekrar bakıldığında, gerçekten de o kudreti görebiliyoruz. bir başka örnek ise kitabın kapağını süsleyen hokusai şaheseri “the great wave of kanagawa”. öncesinde joseph william turner’ın gerçekçi bir deniz tasvirini gösterdikten sonra, hokusai’nin bu eserini inceliyoruz. turner’ınkine göre gerçekçilikten oldukça uzak -ve hatta daha basit- olmasına rağmen, hokusai’nin keskin hatlarla çizdiği dalgalar bize denizin korkutuculuğunu hissettirmekte açık ara daha önde.
kitaptan beğendiğim başka bir bölüm ise, aynı kişilerin farklı sanatçılar tarafından resmedilmesi. bu karşılaştırmalarda kimin ne amaçla bu resimleri yaptığını görüyoruz. clouet ve tiziano’nun 1. francois’yı çizdiği iki farklı resimde; clouet daha çok kralın zenginliğini vurgulamak amacıyla giyim tarzını ve arka planda yer alan perdeleri öne çıkarırken, tiziano ise 1. francois’nın postürünü öyle bir çizmiştir ki gördüğümüz zaman heybetli birisi olduğunu anlayabiliyoruz.
dini resimlerdeki detaylara dair de ilginç bilgiler edinmek mümkün. isa’nın doğuşunun tasvir edildiği resimlerde eşek ve öküz olmasının sebebinin, eski ahit’teki bir pasaja dayandırıldığını anlıyoruz. en azından yazarın çıkarımı bu yönde. incil’de yer alan bilgiye göre meryem, isa’yı kundağa sardıktan sonra bir yemliğe bırakmıştır; ancak bu konuda ayrıca bir detay verilmemiştir. işaya kitabı’nda ise isa’nın gelişinin kehaneti olarak bu iki hayvanın ismi geçmekte.
yine dini resimlere dair ilginç bir bilgi daha bulunuyor, hatta benim için aynı zamanda iki ilginç bilgi bir arada. önce kişisel olandan başlayayım. leonardo da vinci’nin dünyaca ünlü “son akşam yemeği” resminin aslında birçok ressam tarafından çizildiğini öğrendim. (benzer bir şoku, madrid’deki prado müzesi’nde mona lisa’yı gördüğümde yaşamıştım) farklı ressamlar farklı bakış açılarıyla bu sahneyi resmetmiş ve hatta bazısında başroldeki figür isa değil, judas’tır. (sonrasında isa’ya ihanet etmiştir) bu resimle ilgili geneli ilgilendiren ilginç bilgi ise, buradaki neden sonuç ilişkisini yanlış kuruyor olmamız. isa’nın havarileriyle beraber yiyebildiği son akşam yemeği olduğu için ortamda bir hüzün olduğunu düşünmüşümdür her zaman. aslında buradaki hüznün sebebi, bu yemek sırasında isa’nın “sizden biri beni ele verecektir” sözüymüş. bu açıdan bakıldığında daha doğru bir resim olduğunu anlıyoruz. benim önceden düşündüğüm gibi olsaydı, retrospektif bir şekilde çizilmiş olması gerekirdi.
ayrıca resim tekniğine dair birçok farklı bilgiyi öğrenmek de mümkün. en basitinden bir örnek olarak derinlik kavramının farklı akımlarda nasıl uygulandığını görebiliyoruz. bazı sanatçılar, eserlerinde çizgisel olarak derinlik sağlamış; bazıları ise gölgelerle bu derinliği göstermiş. yazarın buradaki örnekleri karşılaştırmalı detaylarıyla açıklaması, okuyucunun işini çok kolaylaştırıyor.
kitabın içerisinden çok beğendiğim bir sözle yorumumu bitirmek istiyorum: “büyük sanatçı, alışılagelmiş bir sahneyi dönüştürür”