Romanlarinda Anadolu insaninin gercek dunyasini destansi boyutlara tasiyan, yasanmis ve yasanan gercegi mitlein, efsanelerin evreninde cogaltan Yasar Kemal, sadece bir romanci ve halkbilimci degil, gazetelerimizde modern roportaj yazarliginin da kurucusudur. Onun, her biri yayimlandigi donemde olay yaratan roportajlarinda gercek, hayat buldu ve okuyucuyu sarsti. Bu Diyar Bastanbasa dortlusunun dorduncu kitabi Bir Bulut Kayniyor diger uc kitap gibi doga ile insan arasindaki kimi zaman icli tatli, kimi zaman aci acitici iliskileri orer. Kaymakamlar, agalar, soforler, gecekondularda yasayanlar, fakir evleri, zengin mezarlari, martilari, "Amerikalilar", rektorler, yunuslar ve balikcilarin yanisira, Cetin Altan, Abidin Dino, Sait Faik bu kitabin konuklaridir.Ince Kapak: Sayfa Sayisi: 204Baski Yili: 2015e-Kitap: Sayfa Sayisi: 156Baski Yili: 2003Dili: TurkceYayinevi: Yapi Kredi Yayinlari
Yaşar Kemal, asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer.
Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu. 1995’te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildiyse de cezası ertelendi.
Şaşırtıcı imgelemi, insan ruhunun derinliklerini kavrayışı, anlatımının şiirselliğiyle yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı. 28 Şubat 2015 tarihinde vefat etti.
Yaşar Kemal was born as Kemal Sadık Gökçeli in 1926 in the Hemite village of Kadirli, Osmaniye, where his family, originally from the village of Ernis (present-day Ünseli) near Lake Van, had settled after a long period of immigration caused by the Russian occupation during World War I. With his amazing imagination, grasp of the inner depths of the human soul, and lyrical narrative, Yaşar Kemal became one of the leading name not only of Turkish literature, but of world literature as well. Translated into more than forty languages, Yaşar Kemal is the recipient of many awards in Turkey and more than twenty international awards including Prix mondial Cino del Duca, Commandeur de la Légion d'Honneur de France, Commandeur des Arts et des Lettres of the French Ministry of Culture, Grand Officier de la Légion d'Honneur de France, Premi Internacional Cataluña, Peace Prize of the German Book Trade, as well as seven honorary doctorates—five in Turkey and two abroad. The last award Kemal received was the Bjørnson Prize given by the Norwegian Academy of Literature and Freedom of Expression (Bjørnson Academy) on November 9, 2. Yaşar Kemal died in İstanbul on February 28, 2015.
Üstat, bu memleketin her zerresine işlemiş fakirliği anlatmış yine. Serinin diğer kitaplarına göre bazı bölümlerinin okumasını zor buldum, ama toplamda yine çok iyi.
Son kitap "Bir Bulut Kaynıyor" ile bu muhteşem yolculuğu sonlandırıyoruz. Hem toprakta tarlası olanları yazıyor bu kez, hem denizde tarlası olanları. Konuştuğu insanların derdi çoğalıp üslubu sertleşince, ülke günden güne beter olunca Yaşar Kemal ne yapsın, o da sertleştiriyor üslubunu. 60'larda yazdığı bu yazıların bugün de güncelliğini koruduğunu görmek çok acı ama doğrusunu bulmak için eğrisini de öğrenmek gerek. İyi ki okudum. =)
"Bu Diyar Baştan Başa"nın bu son cildinde usta yazarımız 60'ların ortasından 80'lerin başına kadar geçen sürede kaleme aldığı; emekçileri, gecekondu halkını, devrimci gençleri, hayat kavgasını ama en önemlisi de balıkçıları, deniz insanlarını ve yaşayan, soluk alıp veren bir canlı olarak Marmara ve İstanbul kıyılarını anlatıyor. Yazarın büyük insan ve doğa sevgisini her satırda görüyoruz.
Yaşar Kemal'in bu diyar serisinin son kitabı... İlk kısımda köyüne geri dönüyor. O da ne! Köyü cennet olmuş, sebebi yeni kaymakam. Gezi için gittiği köyünde yine ropörtaj yaparken buluyor kendini. Biz de bir kere daha ağalarla devletin ortasına düşüyoruz. Teneke kitabının ilhamını burdan aldığını düşünüyorum. Sonrası daha acıklı. Gecekondu mahallelerinde geziyoruz, fakirlerin evleriyle zenginlerin mezarlarını karşılaştırıyoruz, eh kazanan çoktan belli ama. Sait Faik de zengin mezarlarına gömülmüş, Yaşar Kemal bunun onu çok üzeceğini söylüyor. Menekşedeki balıkçılara gidiyoruz. Kitabın büyük yoğunluğu da Menekşe'de geçiyor zaten. Balıkçıların türlü hikayeleri var, hele bir tanesi efsane olmuş, Sait Faik onu öykü yapacakmış, yazamadan Hemingway'in yaşlı adam ve Deniz kitabı çıkmış... Aynı hikayeymiş! Tabi ki onu da hemen okunacaklar listeme ekledim. Balıkçıların hikayeleri dertleri bitmiyor,, Marmara'da balık bitmiş, bir zamanlar balina bile varmış. Herkesin bir suçlusu var, kendi hariç. Kontrolsüz avlama, fabrikalar, doyumsuzların fazla fazla avlayıp satamadıkları ölü balıkları tekrar denize dökmesi....
Alıntılarım:
“Anadoluda yüzde doksan tapular böyledir. Adamın bir dönümlük tapusu vardır, sınırları içinde 1000 dönümlük tarlası vardır. Bu tarlalar hazinenindir”
“Niçin bu haldeyiz, biliyor musunuz, hala binlerce köy toprak altında, milyonlarca insan mağara çağını niçin yaşıyor, biliyor musunuz, bizde düşüncesini satan yazar çoğunlukta olduğu için. Bir milletin başına büyük felaketler gelir. Büyük küçük felaketler… Örneğin o memleket iç ve dış sömürücülerin istilasına uğrar. Bu gerçekten büyük bir felakettir. Fakat memleketin yazarları, aydınları bu istilaya karşı koymazlarsa, işte bu, felaketlerin felaketidir. Ya korktuklarından, ya da satılmışlıklarından karşı koyamazlar. İkisi de aynı kapıya çıkar.”
“Birkaç saat dolaştıktan sonra Zincirlikuyu cennetinden ayrılıyoruz. Birkaç mezar bakımcısı durmadan mezarlıkların üstündeki karları temizliyorlar, mezarlığın asfaltını temizliyorlar. Birkaç bahçıvan mezarlığın ağaçlarını buduyor. Sonra şehre dalıyoruz. Şehrin bütün caddeleri kar içinde. Caddeleri temizleyen yok. Arabamız düz yolda kara batıyor. Nerdeeeee Zincirlikuyu mezarlığının konforu, nerdeeeeeeeee İstanbul şehri”
“Ceride-i Küfri”lerin de ödevleri bu dünyada her gerçeğe küfretmek. Her gün yirmi dört saat küfür etmeseler kısmetleri kesilir, bu din, bu Allah tüccarlarının”
“Böyle bir rezalet İranda olmaz, Turanda olmaz, Afganistanda olmaz, Afrikada olmaz, Habeşistanda olmaz. Hiçbir yerde olmaz. Ama Türkiyede olur. Çünkü Türkiyede, Türkiyede oturan burjuvalar hüküm sürer, “Proleter” sözcüğünü yasak ederler. Kimseler yasak etmez bu sözcüğü şu yeryüzü yuvarlağında, şu iki buçuk milyar insan yaşayan yeryüzü yuvarlağında, proleter sözcüğünü yasaklamak kimsenin aklına gelmez. Ne demek yasaklamak, ne demek böyle olaylar… Ne demek, ne demek… İnsan düşündükçe çıldırıyor”
“Türkiyede oturan burjuvaların faşizmi Hitlerin, Mussolininin faşizmi gibi olacak, onların kalitesinde olacak değil ya. Türkiyede oturan burjuvaların faşizmi de böyle aşşağılık, böyle gülünç olur”
“proletarya insan soyunun en namuslu, en sıcak, en insan sınıfıdır. Kimseyi sömürmez, kimseye hükmetmez, kimseyi ezmez. Dünyayı yaratan proletaryanın elleridir”
“Hay Türk milletinin gözünün bebeği şanlı bürokrasi, aslanlar aslanı, Türk milleti sana minnettardır. Sen neye kadir değilsin ki… Bir millet sayende, bundan da perperişan olursa şaşmasın dünya, şaşmayacağız. Sayende Türk vatanı ve hem de milleti bir kalkınacak, bir kalkınacak, nurlu ufuklar birse bir milyon olacak. Sen denizleri kurutmaya, ormanları yakmaya, yıkmaya, tüketmeye, sen bu vatanda… Türk milletinin göz bebeği de, varlığı, yiğidim şanlı bürokrasi. Et ve Balık Kurumu yöneticilerine… Tekmil büyük yöneticilerimize Türk milleti adına minnettarlıklarımızı, hayranlıklarımızı sunarım. Saygılarımızla”
"Çağına layık olmak diye bir şey var. yediğin ekmeke, içtiğin suya, okuduğun kitaba, girdiğin düşünceye, konuştuğun kişiye, içinde yaşadığın halka, insanlara layık olmak diye bir şey var. sonra hak etmek diye de bir şey var. yediğin ekmeği hak etmek, aldığın ünü hak etmek, sevdiğini, sevildiğini hak etmek diye de bir şey var.
yazarlık namus işidir. hele bizimki gibi doğu toplumlarında yazarlık çok çok namuslu, çok güzel, çok kahırlı, çok zor bir iştir. Bizde yazarlığı hakedebilmek öylesine belalı bir iştir kş, bu işin içinden alının akıyla çıkmış kişi sayısı çok değildir. "
Bu Diyar Baştanbaşa serisinde en az sevdiğim kitap oldu sanırım Bir Bulut Kaynıyor. Belki içerdiği röportajların konularından, belki biraz dağınık olmasından. Yine de Yaşar Kemal. Gözlemlediği, yazdığı her şey benim için çok kıymetli.