Çoğu için “aile yadigârı,” bir nesnedir: Bir kolye, bir bilezik, bir kıyafet, bir hesap makinesi, bir fincan, bir küllük veya fotoğraflar… Birisiyse “aile yadigârım, anılarım,” diyor. Biri “anneannem,” cevabını veriyor, aile yadigârı sorulunca.
Kimisi özenle seçilip “değerli eşya” olarak yadigâr bırakılmış, kimisini çocuklar, torunlar, yeğenler kendisi seçmiş yadigâr diye… Bir yadigâr, sadece hürmeti, minneti, sevgiyi ve hatırayı saklamakla kalmaz. Belki bazen melankolisi ve neşesiyle geçmişin hislerini de taşır, kuşaktan kuşağa devreder.
Rita Ender, yadigâr kelimesinin “tılsımıyla” sözü açarak, Türkiyeli otuz genç Yahudi’yle aile yadigârları üzerine söyleşiyor. Söyleşiler bize hayat hikâyeleri anlatıyor; farklı Yahudilik kültürleri hakkında canlı izlenimler sunuyor ve yadigâr kavramı üzerinden, geçmişle yüzleşmenin ve hatıra “kurmanın” sıradan insanlara ait somut, canlı tecrübelerini aktarıyor. Reysi Kamhi’nin çizgileriyle…
1984’te İstanbul’da doğdu. 2003 yılında İstanbul Özel Saint Joseph Fransız Lisesi’nden, 2008 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ocak 2010’da avukatlığa başladı. Galatasaray Üniversitesi ve Panthéon - Assas Üniversitesi’nde (Paris II) yüksek lisans yaptı ve azınlık hakları üzerine çalıştı. 2001 yılından beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıyor. İletişim’den çıkan kitapları: Kolay Gelsin (2015), İsmiyle Yaşamak (2016).
Bu kadar iyi bir konu bu kadar mı kötü sunulabilirdi? Yazık olmuş. Bir kere seçilen kişiler neye göre seçilmiş? Anladım, Yahudi toplumundaki aile yadigarları ile bir kolektif bellek, bir kimlik, kuşaklararası kimlik aktarımı aranmış, bir izlek yaratılmaya çalışılmış. Ama ne seçilenler, ne hazırlanan sorular, ne de kitabın kurgusu bize bu izlek hakkında bilgi veriyor. Söylenenler sürekli tekrar ediyor, çünkü sorular çok standart, mülakatlardaki kişilerin konuşmasına, açılmasına imkan veren sorular değil. Yazar kitabın başında basit bir giriş yapıyor, ama en azından sonunda bu derleme ile ilgili bir değerlendirme yapabilirdi, onu da yapmıyor. Velhasıl böyle sürekli aynı temalar etrafında dönen, 500 yıldan fazladır Türkiye toplumunun bir parçası olan bir topluluk hakkında yeni bir şey söylemeyen, yüzeysel bir metin çıkmış. Yazar mutlaka Svetlana Aleksiyeviç okumalı.
Bu kitap elime şans eseri geçti. Hamburg'daki şehir kütüphanesinin raflarında buldum kitabı. David Grossman'ın Ülkenin Sonuna kitabını bitirdikten sonra okumaya başladım kitabı. Açıkçası kitapta yer alan aile yadigarları dışında karakterlerin aile hikayeleri ve bu hikayeler ışığında Türkiye'nin tarihini de okuma şansım oldu. Kitapta yer alan 1934 Trakya Olayları'nı ne yazık ki bilmiyordum. Trakya'dayaşayan arkadaşlarımın aileleri ile konuştum yaşananları. Oldukça zor ve yıkıcı bir süreçmiş tarihimizde ama bu kitaba dek ne yazık ki hiç duymamıştım bu olayları. Bunun dışında Türkiye'de yaşayan Yahudi cemaatlerini, farklı illerdeki Yahudilerin yaşayış farklılıklarını da okuma şansım oldum bu kitap sayesinde. Oldukça başarılı bir anlatım olduğunu düşünüyorum. Kitap aile yadigarları üzerinden ülkemin tarihi, sosyal ve kültürel yapısı ve azınlıklar üzerinde durmuş. Okurken oldukça zevk aldım. Dolu dolu bir okuma oldu benim için.
Okurken düşündüğüm bir diğer nokta da benim kendi aile yadigarlarım üzerine oldu. Böyle bir aile yadigarım var mı, varsa nedir diye düşündüm uzun uzun. Sonunda kendi aile yadigarlarımın fotoğraflar olduğuna kanaat getirdim. Aile büyüklerimin fotoğraflarını taşıyorum yanımda. 18 yaşımdan beri gittiğim her yere gelen fotoğraflar bunlar. Düzensiz bir şekilde duruyorlardı, kitabı okuduktan sonra onları düzenlemeye başladım. Eksik resimleri ailemden istedim. Yavaş yavaş kendi aile yadigarlarımı toplamaya başladım. Benim için özel bir yeri var artık bu kitabın.
Kitapta en çok yadigâr sahiplerinin aileleriyle olan derin bağları beni etkiledi. Ne yazık ki kendi anneannem ya da babaannemle bu tür bir yakınlığım olmadı; ancak, rahmetli dedelerimi hep sevgiyle anarım ve sanırım babama dedemden yadigâr siyah deri kaplı küçük deftere de göz koydum. İçinde dedemin borçlarının, hastalıklarının, kendi yazdığı şiirlerinin ve hatta çocuklarının ders bilgilerinin bulunduğu küçük defteri eve her gidişimde büyük bir heyecanla ve oldukça zor bir hayatı olan dedemin acısını hissederek tekrar tekrar okurum. Kitapla ilgili rahatsız olduğum tek konu, "doğrudan" anlamına gelen "direkt" kelimesi yerine "direk" yazılmış olması. Umarım bir sonraki baskıda bu tür ufak hatalar da giderilir.
Güzel bir kitap. Yaklaşık 30 kişiyle 4-5 sayfalık röportajlar. Hepsine bir "aile yadigari" seçmesini istemiş Rita Ender. Ve o yadigardan yola çıkıp ailelerini anlattırmış. Çok hoşuma gitti. Koyu dindarından, Yahudiliğin ritüellerini "gelenek" olarak devam ettirenlere kadar farklı kişiler. Kanada'dan, İspanya'ya, İstanbul'dan, Adana'ya, Bursa'ya, Seferad, Âşkenaz farklı ailelerden gelenler, yakın zamanda göçmüş ya da yüzyıllardır aynı şehirde yaşayanlar. 29 ailenin iki üç neslinin kısa hikayeleri. Güzel yazılmış. Öneririm.