Parmağını tetikten çek. Namluyu ağzından çıkar. Azrail’in işini, Azrail’e bırak. Derin bir nefes al. Gözlerime bak. Kulaklarını dört aç. Ve beni iyi dinle: Titanik’tesin. Yıl, 2019… Dünyanın en lüks felaketinde başroldesin. Şimdi…
1] Senin katilini enseleyeceğiz. 2] Seni dirilteni bulacağız. 3] Sen kimsin ahbap, onu anlayacağız.
İlginç ve çarpıcı romanların yazarı Murat Menteş’ten kahkaha dolu bir felsefi polisiye: Antika Titanik.
[Antika: Argoda enteresan, şaşırtıcı, sıra dışı.] Titanik’te hiçbir şey göründüğü gibi değil! Ve her an her şey olabilir! Antika Titanik hızlı akıyor. Bununla birlikte, edebî sanatlarla bezeli. Bilgi dolu ve fakat rahat okunuyor. Merak uyandırıcı ve şaşırtıcı. Son derece komik ve sık sık derin düşüncelere sevk ediyor. Muamma ve suç ihtiva ediyor. Yani polisiye. Ve de modern bireyi yakından ilgilendiren meseleleri kurcalıyor.
Edebiyatın sınırlarını zorlayan bir yazar olarak tanınan Murat Menteş’in en iyi romanı. Diğer romanlarının birkaç adım ötesinde, üç-beş basamak yükseğinde.
Antika Titanik edebiyat ummanında, felsefe rotasında, kahkaha dalgalarını aşarak ilerliyor.
İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz bir raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Dergilerde, yayınevlerinde, gazetelerde çalıştı. Kaosa Mütevazı Bir Katkı'da [2001, Şûle Yayınları] medyanın bozucu ve yıkıcı tesirlerini konu etti; Aynalı Barikatlar'da [2003, Şûle Yayınları] ise terörün gündelik hayatlarımıza sindiğini öne sürdü.
Şiir yazmaya lise 1. sınıfta başladı. Şiirleri; Yedi İklim, Şehrengiz, Dergâh, Atlılar'da yer aldı. İlk kitabı Kuzgun'un Gölgesi [Şiir, Yedi İklim Yayınları] 1996'nın son günlerinde yayınlandı. İletişim Yayınları'ndan çıkan Dublörün Dilemması[2005] ve Korkma Ben Varım[2009] adlı romanları büyük ilgi gördü. Garanti Karantina [2010] ise Sel Yayıncılık tarafından neşredildi.
Menteş, Gerçek Hayat dergisinin Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptı. Halen Star Gazetesi için röportajlar yapıyor. Evlidir. İsmet Latif ve Kaan Cahit, Menteş'in ikiz oğullarının adlarıdır. Son Menteş ise Ruşen Ali diye tanınır.
Murat Menteş kitaplarıyla "azalan marjinal fayda yasası"nı deneyimledim. Ruhi Mücerret'i okuduğumda çok eğlendim. Dublörün Dilemması daha da hoşuma gitti. Korkma Ben Varım sıkmaya başladı. Antika Titanik ise son noktayı koydu. Bir daha okumayacağım.
Menteş'in talihsizliği fanlarının çokluğu ve sadakati. Böyle yazmasını istiyorlar. Aforizmalar ve yerli yersiz benzetmeler dolu yormayan, derinliksiz bir kurgu. Fantastik desen değil, bilim-kurgu hiç değil. Uyduruktan tayyare. Bir yazar için en zoru mu en kolayı mı acaba? Okuyucunun beklentisi peşinde gitmek yani.
Ruhi Mücerret'ten sonra içimde Murat Menteş'in bir sonraki kitabını okuyup okumayacağıma dair bir şüphe uyanmıştı. Dublörün Dilemması'nı ve Korkma Ben Varım'ı eğlenceli yapan unsurların suyu çıkmaya başlamıştı artık. Yine de Antika Titanik'e -korkunç kapağına rağmen- bir şans vermeyi vefa borcu olarak gördüm. Kapağının yarattığı ön yargıyı haksız çıkarmayan bir roman okumuş oldum böylece. Edebî şaheser okumayacağımı biliyordum ama hiç değilse keyifli bir okuma beklentim vardı. Zayıf bir olaylar dizisinin güçsüz omuzlarına yüklenmiş absürt aforizmalar, saçma sapan veriler ve abartılı anlatı bu beklentimi karşılayamadı.
Emek ve gönül işi olarak gördüğüm ve saygı duyduğum için bir kitaba kolay kolay bir yıldız vermem. Ancak Murat Menteş benim bütün dengemi alt üst etti. Piyasada bu kadar şişirilen, her yerde afişlerini gördüğüm, üstelik de imzalı versiyonuna sahip olduğum bu kitap en büyük hayal kırıklıklarımdan biri olmuş olabilir.
En fantastik, kurgu ve saçma eserlerde bile insan bağ kuracak bir karakter, bir konu bulabiliyor. Antika Titanik içerisinde ayakları yere basan tek bir cümle bile yok. Yazar kocaman bir sözlüğü yutmuş, öğrendiği kelimeleri cümle içerisinde kullanmayı bekleyen küçük bir çocuk gibi. Hiçbir söz ya da cümle normal, standart ve hatta standart üstü insanların bile kuracağı türden değil. İfadeler, benzetmeler ve hikaye o kadar kasıntı ve zorlama ki sıradaşı olmak için debelenen bir yazardan başka bir şey göremiyorsunuz. Küçük bir yerli filozof gibi tanıtılan yazarın eseriyle gurur duyduğundan hiç şüphem yok.
Hoş, bunu tecrübe etmek fena olmadı açıkçası çünkü bir şeyden kesinlikle emin oldum: Yazarlık, az ve öz kelime kullanarak basit cümlelerle bile dünyaları anlatmakmış. Normalde bize fark ettirmeden sessiz sedasız içimizi titretebilen yazarları bir kez daha takdir ediyor ve binlerce teşekkür gönderiyorum.
1.5/5 ⭐🌠 Kitabı elinize alacak motivasyonu bulabilirseniz çok hızlı okuyabilirsiniz. Gerçek bir okuyamama deneyimi yaşattı bana. Farklı bir şeyler yapmak isterken ortaya o kadar zorlama bir kitap çıkmış ki. Başka kitapları beğeniliyor olsa da okuduğum ilk kitabın Antika Titanik olması sanırım onu okuduğum son Murat Menteş kitabı yapacak.
Murat Menteş'i daha önce 'Ruhi Mücerret' kitabıyla tanıdım. Çok değil ama kitabı ve yazma üslubunu sevmiştim. Bu kitabın o kadar reklamı yapıldı ki okumak zorunda kaldım. Seveni var sevmeyeni var. Saygı duymak lazım tabi ki ama ben sevemedim. O kadar zorlama benzetmeler, bir olayı anlatırken araya saçma sapan cümleler sıkıştırmalar benim hoşuma gitmedi. Hep aforizma hem bir felsefe zorlaması cümleler. Kitap akmıyor, zorlama yazılmış gibi duruyor. Kısaca beni hayal kırıklığına uğrattı. Bir daha yolumuzun bu yazarla kesişeceğini sanmıyorum.
Alistigimiz Murat Mentes tarzina ve kitaplarina gore bir tik agir bir dili var. Bugune kadar Murat Mentes kitaplarini hep elime aldigim gun bitirmistim. Bunu birkac gunde bitirebildim. Ama bu, olumsuz bir ozellik degil. Aksine, Murat Mentes'in bu degisen ve gelisen tarzi bana daha olgun ve daha felsefi geldi. Antika Titanik icin, olgunlasmis bir kitap diyebilirim. Kitapta yine cok fazla karakter var, ben takip etmekte birazcik zorlaniyorum bu durumda. Hikayenin icine girene kadar, bu kimdi ya, ay bu su muydu diye dusunup geri donuyorum. Ama karakterlere bir kere alisip, onlari sevince, bu sorun ortadan kalkiyor. Kitap yine, her Murat Mentes kitabi gibi bol bol aksiyon, harika gondermeler, cok guzel detaylarla dolu. Okurken de, bitirdigimde de, aldigim lezzeti cok sevdim ben!
Su ana kadarki en kotu Mentes kitabi. Surpriz son yaratabilmek icin corbaya dondurulmus bir kurgu, hantal cumleler ve zorlama bir edebilik. 360 sayfayi bu sekilde ozetleyebiliriz.
murat menteş'in verdiği 5 yıllık aradan sonra çok samimi söylemek gerekirse; yine kaldığı yerden devam ettirdiği romanı. fakat 5 yıl önceki "yaratılan" okuyucular yerinde mi sayıyor? ne yazık ki hayır. kitaba inanılmaz bir emek harcandığı belli. ben de okumaya devam edebilmek için epey bir emek harcadım. murat menteş'in o alışılmış kelime oyunları ve aforizmaları önceki romanlarda tetrisin uzun parçası gibi yerine cuk otururken burada aynı görevi üstlenememiş. konuyu yakalamayı ve içine girmeyi zorlaştırmış. ayrıca kapak tasarımı beni çok yordu. sekiz kat sırtımda buzdolabı çıkarmışım gibi hissediyorum hala baktıkça.
dediğim gibi yorucu ama okuduğuma pişman olmadığım bir roman antika titanik. hatta önceki romanları olmasa murat menteş'in çok kaliteli bir romanı bile sayılabilir.
Bu kitabı son menteş kitabından sonra yaklaşık 3-4 sene beklemiş biri olarak beklediğimize değdiğini düşünüyorum. Konu daha önce Murat Menteş kitabi okuduysanız tahmin edebileceğiniz gibi asıl konu değil. Hikaye yine karakterlerin gercek hikayelerini sırayla ogrenmemiz seklinde devam ediyor, anlatım tarzi yine bana gore en iyisi, yerine gore komedi sonlara doğru yükselen aksiyon, iyi ki okumusum diyecegim ve kitaplığımda en cok begendiklerim arasinda yer alacak bir kitap, teşekkürler murat menteş.
En sevdiğim yazarlardan olan Murat Menteş’in yeni kitabının çıktığını duyunca hemen alıp okumak istedim. Eylülde basılan kitabın birinci baskına yetiştim (Kitabın ilk baskısı yüz bin adet yapılmış).
Kitapta yazarın diğer romanlarından kahramanlar da konuk olmuşlar. Onlara rastladığım bölümlerde tanıdık birilerine rastlamışım gibi mutlu oldum, gülümsedim :-)
Yazarın her kitabında olduğu gibi Antika Titanik’te de Alper Canıgüz’e bir selam vardı. Kitabın kahramanlarından biri Canıgüz’ün son kitabı Kan ve Gül’ü okuduğunu ve çok sevdiğini söylüyordu.
Kitabın sonu açık kalmış. Bazı bloglarda bu durum kitabın devamı gelebilir diye yorumlanmış ama ben kendi adıma buna katılmıyorum. Korkma Ben Varım da açık sonla bitmişti ama yıllar geçmesine rağmen kitabın devamı gelmedi. Bence her şeyi bir sona bağlayıp kesin bir final yazmak yazarın tarzı değil.
Kitabın kapağı bana çok yorucu geldi. Yazarın kitaplarındaki tempoyu vurgulamak için böyle karmaşık bir kapak tercih etmiş olabilir ama kapağa bakmak başımın ağrısına sebep oluyordu diyebilirim. Bu kadar karışık ve renkli bir kapağa hiç gerek yoktu bence.
Yazarı sevenler Antika Titanik’i kaçırmayacaktır ama bence bu kitap, yazarın diğer kitaplarına göre biraz vasat kalmış. Bu yüzden yazarla ilk kez tanışacaklara Antika Titanik’i önermiyorum.
Yazarın okuduğum dört kitabı benim için şu şekilde sıralanıyor: Ruhi Mücerret > Korkma Ben Varım > Dublörün Dilemması > Antika Titanik
Antika Titanik Murat Menteşten okuduğum dördüncü kitap. Yazarın kitaplarını okuduğumda hayatımda öyle büyük bir yer edinen kitaplar değildi ama okurken hoş vakit geçirdiğim eğlendiğim türden kitaplardı. Bu kitabı da bundan dolayı böyle bir beklentiyle aldım ama hayal kırıklığına uğradım. Sırf başladım diye bitirdim diyebilirim. O hoşuma giden üslup ve absürtlük bu kitapta fazlaca rahatsız etti beni, bazı yerler özellikle çok zorlamaydı bir daha Menteş’in bir romanını okumayı düşünmüyorum. Bu romanı da maalesef zaman kaybı olarak görüyorum.
Ortalama. Ben murat menteş sevemedim arkadaşlar. Sürekli araya sıkıştırılan ilginç içerik paylaşımı gibi gereksiz bilgiler, kopuk bir senaryo çağrışımı yapan kurgu ve karakterlerin ne idüğü belirsizliği...
Murat Menteş hayranı olarak bu sefer kurgu akıcılığını biraz zorlama buldum, kelimelerle oynamalar ve bölüm başlarındaki alıntılar yine güzeldi elbette ama maalesef bir korkma ben varım olmamış
Murat Menteş’in açık ara en başarılı eseri olmuş. Kendine ait sesi her ne kadar Kurt Vonnegut İstanbul Şubesinden hallice olsa da, beklentilerimin çok üzerinde bir roman.
"Hayatın anlamı, her nefeste belirip yitiyor muydu? Acizliğimiz, evladiyelik bir arıza mıydı? İnsanlığın kaderi kara, ufku silme karanlık mıydı? Nihayetinde, hiçliğin harmanında savrulup gidecek miydik? Titanik'ten kaçarken, kainat başıma çökmüştü..."
"-Akli dengemiz; unutmanın kahrolası imkansızlığı ile hatırlamanın lanet zorluğu arasında korunur- (Ubeydullah Babayda)"
"Yavaşça frene bas, kontağı kapat, kapıları kilitle. Bir maktul için fazla acelecisin."
"Gıdasını sahtelikten alan züppelerin kibir tanklarını fullemen gerekiyor."
"-Romantizm, ihtiyaç duyduğumuz şey ile arzuladığımız şeyi birbirine karıştırmaktır- (Fernando Pessoa)"
"Sonsuza dek birbirlerinden kaçacak kadar çok sevenler..!"
"Yetişkinlerin %77'si, unutamadığı bir aşkın hatıralarıyla yaşar."
"Şifa... Flört niteliğinde bir konuşmanın %60'ı lagalugadır. %20'si zırva, %12'si yalan. Yalnızca %8'i doğrudur. Gene de bana inanmalısın... Bu dünya 5 oktilyon 974 septilyon 420 seksilyon gramdır. Benim kalbim ise sadece 350 gram. Fakat aşk metreyle, kilpyla ölçülmez, haksız mıyım? Tüm gezegende her yıl ortalama 400 milyar fincan kahve içilir Şifa. İki fincan da biz içelim baş başa... Şifa ikimiz eğer sevişmeyipp savaşacaksak, hiç değilse birbirimizi anlamaya bakalım..."
"İlk görüşte aşk, zamandan tasarruf sağlıyor, fakat birtakım süprizlere de yol açabiliyor."
"Öpüyorum bileğinin iç kısmındaki çizgiyi. Öpüyorum, müzik kutusu gibi aralanmış ağzını."
"İnsanı yaşatan yalanlar ile öldüren gerçekler arasında mekik dokursun. Ruhunun en yağlı müşterisi olan şeytanla pazarlık bitmez. Hilesiz bir sahteliğe, anlaşma sağlayan yalana, teselli getiren dalavereye müptelasındır. Halüsinasyon diyarında blöf yapmadan adım atamazsın. Yüzmeyi bu günah bataklığında öğreneceksin. Vesvesenin buhranında pişeceksin. Tek bir kural var aslında: Ne kadar kazanırsan kazan, sonunda herkes gibi kaybedeceksin!"
"Fakat cinayet işlemek... insanın ruhuna mal olan bir aşırılıktı."
"Warwick Üniversitesi'ndeki (İngiltere) matematikçi Peter Backus'un yaptığı araştırmaya göre bir kimsenin -doğru insanı- bulma şansı 285 binde 1..."
"Düşünsel sığlık, duygusal derinliğin artmasına mı yarıyor? Varoluşun mucizevi esansı, aptallara mı vakfedilmiş? Ben, hakikate muhtaç, mana talep eden bilgelerin erişemeyeceği mertebede, yüceler yücesi bir şapşalım belki? İlmin değil, hazzın sırrına ereceğim."
"Tehlike çanları ile paranoya davulları aynı anda çalıyordu."
"Labirent inşaatında çalıştırılan kobay kadar şaşkın, ürkek ve bitkinim. Kalp atışlarım, ayak seslerimi bastırıyor. Her an yeni bir kıyamet kopabilir."
"Para, insanlığın altıncı hissidir. Ve bazı dalavereler, hayatta kalmamızı sağlar."
"Ontolojik biçarelik, insanı şanstan medet ummaya ve aşırılığa meyyal kılıyor. Bendeniz, bunlara ilaveten şaklabanlığa teşneyim... Körleşmeyi başlatan, göz temasıdır. Bizi birbirimize zaaflar yaklaştırır. Kimse kimseyi hakkıyla tanımaz. Sadece, kendi gibi sanır ve de yargılar."
"Birine hayranlık duyuyorsanız, tam anlamıyla özgür olamazsınız."
"Avcı, kasap ve kebapçıyla aynı kompartımanda seyahat eden vejetaryen kadar stresliydim."
"Fanatizm, sersemlere enerji verir."
"Mutluluk, sahteliğe, gırtlağına kadar borçludur."
"İnce buzla kaplı sınırlarda dolaşıyordum. Savunma mekanizmalarım gıcırdıyor. Münasebetsiz, ihtiyatsız ve fütursuz kimseler, büyük maceraların kadrolu figüranlarıdır."
"Gece, Tolstoy romanı kadar kalın."
"-Nedir ki buse? Bir sırrın, ağza söylenmesi, kulak yerine- (Ednıbd Rostand)"
"Evliliğin; dinliyor görünme, orgazm taklidi ve uyuma numarası yapma gibi rezil klişelerden oluştuğunu bilecek yaştaydım..."
"Burnumun bir deliğinden parfümünü, diğerinden tenini kokluyorum. Bu şehvet ve hicran terkibi, ruhumda kalıcı ve de şiirsel bir hasar bırakacak. İnsanın düşünme hızı dakikada 1200 kelimeye denk geliyor."
"-Hayat öyle kısa ki, paniğe kapılmamak imkansız- (Rover Bravo)"
"Aİle münasebetlerim daima kaotikti. İkinci karım Serap'la tek ortak yönümüz, aynı gün evlenmiş olmamızdı."
"İroninin hası, sansasyoneldir."
"Sevdiğim kadınlarla; sevgimizin mazeretini iptal, etkisini ifsat etmede mükemmel bir işbirliği yaptık. Bildiğiniz üzere, hayatın ana fikri, dünyanın konularıyla çelişiyor."
"Her türlü ayrımın manasını çürüten bir geçiciliğin kurbanlarıyız."
"Ben evrende bir noktayım sevgilim demiştim. İstikrarsız, fani, dehşet yüklü ve tekinsiz."
"Fakat özgürlüğün eşlik etmediği kararlar ve eylemler manasızdır." •
Birisi bana yıllardır çıkmasını beklediğin Murat Menteş romanını ne sevecek ne de zerre beğeneceksin dese herhalde epeyce gülerdim ama heyhat, işte yine sevdiğim bir yazarın bana yaşattığı hayal kırıklığı ile başbaşayız.
Bu uzun bir yorum olmayacak zira okurken öyle yıldım ki yorum yapacak hâl kalmadı. Sırf @postakutusukitap tur kitabı olduğu için zorlaya zorlaya okudum, bitirdim. Tüm ay bu kitabı bitirme çabası ile geçti de diyebiliriz.
Kitabı okurken şöyle düşündüm: Ya ben çok değişmişim ya da Murat Menteş. Çünkü bu benim tanıdığım, sevdiğim kalem değil. Bu kitap ne bir dublörün dilemması ne korkma ben varım ne de ruhi mücerret. Ama aslında hepsinden birer parça alıp ortaya koyulmuş bir kitaba da benziyor. Altını çizdiğim, acaba düzelecek mi diye beklediğim çok yer oldu ama kitabın yüz elli sayfasından sonra tek bir yerin altını çizmek, üzerinde durmak istemedim. Okuyup geçmek ve kenara kaldırmak istedim.
Birisine Murat Menteş tavsiye edecek olsam aklıma dahi gelmeyecek bir kitap Antika Titanik. Benim için yazarın eski kitaplarından derlenen bir aşure. Ama ne yazık ki ben aşure sevmiyorum. Bu yüzden kitabı tavsiye etmem mümkün değil. Ama sevenlerin yorumlarına da bakmanız faydalı olacaktır.
Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım’da çok akıcı bir dil vardı. Antika Titanik ise maalesef süslü cümle kurma derdine düşmüş gibi. İnsan okurken kekeliyor, cümleler akmıyor. Aslında güzel bir kurgu var ama akıcı olmayan anlatım yüzünden çok geri planda kalıyor.
Daha önce diğer üç kitabını da çok severek okuduğum Murat Menteş’in okumadığım bir kitabını görünce satın almayı kendime huy edindim desem yeridir. Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım’dan aldığım keyfi almadım ne yazık ki Antika Titanik’te. Kitap akıcı, hikaye sürüklüyor; güzel bir hayal gücü hakim kitaba. Fakat bunların yanı sıra süslü, uzun ve sarkastik cümleler 20li yaşlarımın başında çektiği kadar ilgimi çekmedi. Senaryo tahmin edilebilir seviyedeydi.
İlk kez Murat Menteş kitabı (korkma ben varım) okuduğumda, beğenmiş, eğlenceli ve zekice bulmuştum. Dublörün dilemmasını ondan sonra okudum ve çok iyi vakit geçirdim. Ruhi mücerrette artık motivasyonumu kaybetmeye başladım ve antika titanik bu maceraya noktayı koydu. Sanırım Murat Menteş kitaplarının bir yaş sınırı var ve ben onu çoktan aştım.
Tepetaklak giden bir yazarlık kariyerine yakışır şekilde, yoğun/gereksiz alıntılar ve insanı okumaktan soğutan aforizma yığınlarıyla oluşmuş bir kitap.
Bu kitabı, yayınevi raflarında rengarenk kapağı ve farklı tasarımıyla ilk gördüğümde “Sonunda!” dedim. Uzun süre önce kendime verdiğim sözü bozarak kitabı satın aldım. Bir süre kitap satın almamaya ve daha önce aldıklarımı okumaya karar vermiştim ama her kitabını büyük bir heyecanla beklediğim “Afili Filintalar” tayfasının en sevdiğim yazarlarından Murat Menteş’in Antika Titanik’ini ardımda bırakıp çıkamazdım kitapçıdan…
Ne sebeple olduğunu hâlâ anlayamıyorum ancak kitabı hızlıca bitirme derdine düşmüştüm. Bunda Menteş’in daha önce okuduğum kitaplarındaki sürükleyiciliği biliyor olmamın payı olabilirdi ancak bu sefer işler daha önce ilerlediği gibi ilerlemedi ve kitabı yarıda bıraktım.
Okumaya ve üretmeye daha çok vakit ayırabildiğim bir dönemde biraz utanarak biraz sıkılarak kitabı elime aldım. Yeniden en baştan okumaya başladım. İkinci defa aynı yanılgıya düşerek hızlıca bitiririm(!) beklentisiyle… Roman dilindeki mizah, Marco Montes’in istatistiki açıklamaları, aliterasyon sanatının güzide örneklerini sergileyen kişi adları, hafıza kayıpları, ölüp ölüp dirilenler, bilim kurgu tadında olaylarla kimi okuru ezip geçen kimi okuru delip geçen kimisine de hiç dokunmadan bir çırpıda biten bir aksiyon hikâyesini beklentimle tutarlı şekilde hızlıca okudum bu sefer…
Peki roman bitmiş miydi gerçekten?
Kitabı hızlıca okuyup bitirince bir “kurtulmuşluk” hissettim. Bu duygudan çok da utandım ama gerçek buydu. Roman çok zekice kurgulanmış, kelime oyunlarıyla, karakterler ve anlatıcının mizahi bakış açısıyla, barındırdığı ironilerle benim diyen aktif, roman okurunu sıklıkla kan ter içinde bırakıyordu. Okurken çok keyif aldığım bu romanın son sayfasını çevirdiğimde içime dolan bu huzurun sebebini kitap üzerine bir makale yazmaya çalışırken anladım.
Her ne kadar “Aktif okur olmayı severim. Bir kerede okunup biten romanlardansa beni uğraştıran romanları okumak bana çok daha fazla haz verir.”ci okur olsam da romanın felsefi, kurgusal, dilsel yapısını tam olarak çözememiş olmamın, kitabı okurken bunca kıvranmamın sonucuydu bu “kurtulmuşluk” hissi. Neredeyse her alanda okuru “konfor alanı”nın dışına çıkarıyordu roman. Felsefî bakış açısı ile dini sorgularken dönüp en sonunda felsefeyi sorguluyordu. Neredeyse her bölümün başında yer verdiği alıntıların yazarlarına verdiği isimlerle gerçeği sorgulatıyordu. 2020’de Covid-19’dan dolayı evlere kapanmışken 2018’de yayımlanmış bu roman dünya nüfusundaki artışı ve bunun sonunun nereye gideceğini sorgulatıyordu…
Yazmaya başladığım makaleye dönecek olursam; bu metni bir giriş, romanla ilgili çok basit tespitleri içeren üç gelişme ve bir sonuç paragrafı yazacak şekilde planlamıştım. Basit kurgu; giriş, gelişme, sonuç… Üçüncü gelişme paragrafına geldiğimde bir disiplin olarak edebiyatın bu romanın zengin kültür hazinesine nasıl bir katkı sunduğuna dair örnekler aramaya koyuldum. Bölümlerin hemen öncesinde verilen alıntıların yazarlarını incelerken “Guido Gemigani” adının yanına düştüğüm şu not içime bir sıkıntı düşürdü: “Böyle biri var mı gerçekten?” Sonra romanı okurken sıklıkla tekrarladığın “Ne tuhaf isim bu? Walter Benjamin, Edgar Allan Poe, John Steinbeck tamamdı ama bu “Aliterasyonlu Filintalar” da kimin nesi oluyordu? Ubeydullah Babayda, Sergio Serrano, Olle Onetti, Murry Moore, Mario Morata, Domingo Domingez, Jamal Jallavi…
Kitaba hakim olduğumu düşündüğüm, rahat rahat hakkında ahkâm kestiğim ve makaleyi bitirmeye çok da yakın olduğum bu noktada bir huzursuzluk… Ve makaleyi bırakıp kendimi beş saat süren bir araştırmanın içinde bulmuştum. “Aliteasyonlu Filintalar”ın isimlerini ve alıntıları arattığımda karşıma çıkanlar çoğunlukla aynıydı: Antika Titanik’ten yapılan alıntıların bulunduğu bir site, Antika Titanik’ten alıntılar yapan bir ünlünün Twitter hesabı ya da Domingez soyadlı başka bir tanınmış kişi, Moore soyadlı tanınmış bir başka kişi… Arattığım kişilerin ad ve soyadının aynı yerde geçtiği bir örneğe rastlamıyordum ve bunun bir edebi oyun olduğuna inancım gitgide artıyordu.
Kitabı okudum, bitirdim, hatta üzerine bir makale yazabilecek kadar fikir edindim derken bir gece yarısı kendimi beş saat süren bir araştırmanın içinde buldum. Bu, romanın “Ben bitti demeden bitmez!” deme şekliydi… Bu, romanın “okuruna hizmet ettiğini, okurunu ve yaptığı işi çok ciddiye aldığını” her fırsatta dile getiren Yazar Murat Menteş’e bir çeşit saygı duruşuydu belki de…