Altı yaşındaydım; çok karlı bir gece, Kars’ta, gece saat 3’te annem başka bir arabaya bindi ben başka bir arabaya. Onlar öndeydi, biz arkada. Kırmızı ışıklarını takip edecektik ve böylece bilecektik. Neyi? Güvende olduklarını, yaşadıklarını... Kırmızı ışıklar gözden kayboldu, tedirgin oldum, küçücük yaşıma rağmen anladım, ama sanki boğazıma bir şey geldi oturdu, konuşamadım. Ne çırpınabildim ne ağlayabildim. Ve bu konuda, o gece hakkında yıllar yılı hiçbirimiz konuşmadık.
Flamingolar Pembedir benim alternatif hayat hikâyem. Küçük bir kız çocuğu hiç konuşmadan, hep dinleyerek, bütün varlığıyla hayatı anlamaya çalışır. Onu teselli eden tek bir yer vardır, kayığı, yani annesinin kayıp kucağı. -Aslı Perker
Aslı E. Perker 1975'te İzmir'de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini babasının görevi nedeniyle farklı Anadolu şehirlerinde okuyarak tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Bir reklam ajansında metin yazarı olarak yazım kariyerine başlayan Perker, sırasıyla Aktüel Dergisi, Radikal, Yeni Binyıl ve Sabah gazetelerinde gazeteci-röportör olarak çalıştı. 2001 yılında New York'a taşındıktan sonra profesyonel hayatını çevirmen olarak sürdürürken bir yandan da edebiyat çalışmalarına ağırlık verdi. Ve ilk romanı Başkalarının Kokusu 2005, ikinci romanı Cellat Mezarlığı 2009, üçüncü romanı Sufle 2011 yılında çıktı. Makaleleri halen çeşitli yayınlarda yayımlanmakta olan Perker New York, İstanbul ve Foça'da yaşamaktadır.
Altı yaşındayken anne babasını kaybeden küçük kızın dayısı ile büyümesine ve hayatı keşfetmesine dair farklı bir hikaye “Flamingolar Pembedir”. Aslı Perker de aynı yaşlarda annesinin geçirdiği kazadan yola çıkarak alternatif bir hayat hikayesi kurgulamış. Adındaki pembeye inat hayatın karanlığını hissettiren bir kitap. Başladığım andan itibaren elimden bırakmak istemedim ve özellikle annelik üzerine beni çok düşündürdü. İlk kez okuduğum Aslı Perker’in dilini de çok sevdim fakat bir şansım olsaydı başka bir son ile bitsin isterdim..
Okuduğum üçüncü Aslı Perker romanı. Üçü de bana birbirinden farklı geldi; ancak üçünün de ortak noktası Perker'in çok hoşuma giden üslubu. Flamingolar Pembedir, bundan önce okuduğum Vakit Hazan ve Başkalarının Kokusu'na nazaran daha hüzünlü bir romandı, hatta yer yer gözlerimin dolduğunu söyleyebilirim.
Anne ve babası trafik kazasında ölen "Bahriyeli"nin (dayısının ona taktığı lakap bu) ağzından onun hikâyesini dinliyoruz. Dayısıyla kendilerine herkesten uzak denizle iç içe bir hayat kuruyor bu ikili. Kitap bittiğinde "bir devamı olacak herhalde" hissine kapılsanız da Aslı Perker, hikâyenin bittiğini, devamını yazmayacağını söylemiş bir röportajında.
Ayrıca kayıklarıyla ilgili de bir detaydan bahsetmiş röportajında. Onu da spoiler ile paylaşayım:
Henüz başladım ve başladığım gibi bitirdim. Aslı Perker aynı zamanda yazarlık eğitimi hocalarımdan. Kendisinden, kitaplarından çok geç haberim oldu. Üzgünüm bunun için. Kurgusuna, diline, hikayesine ve hissettirdiklerine ne diyebilirim ki...”Demet Eyüpoğlu”nun hikayesini herkes öğrenmeli...
Kitabın ilk 5 sayfasında hüngür hüngür ağladım, sonrasında da gözlerimin dolduğu çok yer oldu. Ama öyle sürekli hüzne boğan bir roman sanmayın. Çok naif çok güzel bir anlatımı var, şiir gibi akıp gidiyor. Daha önce de sufle romanını okumuştum yazarın, o da öyleydi. Diğer romanlarını da okunacaklar listesine aldım.
Çok hüzünlü ve duygusal başlıyor, konu kendi başına zaten çok dramatik; 6 yaşında trafik kazasında anne ve babası ölen bir kız çocuğunun dayısı ile yaşamaya başlaması ve normal bir aile yapısında büyüyen çocuklardan farklı şekillenen hayat hikayesi. Ve fakat yazar konuyu daha da dramatik hale getirmek gibi bir amaçla, duygusal bir eksende yazmamış romanı. Bahriyeli’nin (dayısı öyle diyor yeğenine) hayatı normal kız çocuklarınkinden çok farklı gelişse de temelde mutlu ve dayısı ile kuvvetli bir bağ oluşturuyor. Kitabın en sonu ise yine dramatik, Bahriyeli’nin yetişkin olduğunda altından kalkamadığı bir hayatı olduğunu yüzümüze vuruyor yazar.
Kitapta en etkilendiğim kısım olarak; bir kayık 6 yaşındaki bir çocuğun ana rahmi metaforuna dönüşüyor. Anne çocuk bağını Feryal isimli bir kayık ile kuruyor Bahriye’li. Kayık fırtınada parçalandığında anne ile bir ayrılık daha yaşıyor artık ergenlik döneminde olan Bahriyeli.
“Bu küçücük barınakta, şu küçücük rahmimde daha fazla barındıramam seni. Büyüdün sen, genç kız oldun. Aşık ol kızım. Bir kez değil bin kez. Saçlarını uzat, omuzlarında dalgalansın. Yeni yaşın kutlu olsun.”
“Kendimi tamirle meşgulüm, kolay zannediyorum, değil.”
“Ne yaparsan yap dünyayla bütünleşemediğin anlar var. Ne yaparsan yap sesini duyamadığın, kendini duyuramadığın.”
6 yaşında anne-babasını kazada kaybeden bir kız çocuğunun, Bahriyeli’nin, çok naif, sade ama iz bırakacak kadar etkili, acıma duygusu uyandırmadan teselli etmek isteyeceğim kadar hüzünlü, gülümsetecek kadar içten, çocuk şaşkınlıkları olan bir hikaye.
Bahriyeli’nin Dayısı hikaye boyunca elimizden tutuyor hiç bırakmıyor. Onu dayım olmasını isteyecek kadar çok sevdim (hatta ben böyle olsaydım): hayatı geldiği gibi kabullenmeyi neredeyse din edinmiş, olan bitenin ne uzun uzadıya yasını tutan ne de üzerinde konuşan, geleceğe hep umutla bakan, daima planları olan ve peşinden kolan ama gerçekleşmeyecek olsalar da kabulu an meselesi olan biri.
Bilgeler okuma grubu için bu kitabı seçmişler. Doğumgünümde nedense bu da vardı yanında, bana verdi. Perker’in önceki bir kitabı 24 dile çevrilmiş. Bu da afişlerdeydi, hattâ ben için için alay etmiştim, ne kitaplar okuyor ulusumuz diye. Meğer dünya okuyormuş. Her paragraftan bir cümle okuyarak bitirdim. Kime versem diye düşünüyordum. Belki yardımcım sever. Ne yapmacık ne boş bir anlatı. Tecimsel başarının kime yansıtılacağı konusu ilginç. Maşallah burada en yüksek skorları almış.
6 yaşında anne ve babasını trafik kazasında kaybeden küçük kızın, dayısıyla yaşadığı hayatı anlatan bir kitap.
Kendi hayat hikayesini anlattığını sanırken, alternatif hikayesini anlattığını sonradan fark ettim:)
Sürükleyici, hüzünlü, sonu bir garip... Keşke daha mı farklı bitseydi dedirten, geçen süre boyunca neler yaşadı acaba diye düşündürten biraz da hava da kalan bir hikaye.
"Aşk kalpte değildir Bahriyeli. Vücudumuz beynimizin emrine amade. O ne diyorsa onu yaşıyor, hatırlıyorsun değil mi?" Sonra işaretparmağını alnına vuruyor. " Aşk burada."
Çok kez neden Aslı Perker ile tanışmakta bu kadar geç kaldığımı sorgulatan bir kitap oldu. Yazar duyguları okuyucuya nasıl gecireceğini çok iyi biliyor. Hem hüzünlendiriyor hem tebessüm ettiriyor. Okumak isteyenler için söyleyebileceğim, elinizden hiç bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap sizi bekliyor.
Dili son derece akıcı olunca,bugün başladığım gibi akşamına bitirdim.Yazarla tanışma kitabımdı.Ben kitaba bayıldım.İçsel konuşmalar çok başarılıydı.Son derece hüzünlü anlatımı beni yer yer ağlatıp,sık sık gözümün dolmasına sebep olsa da;iyi ki okumuşum dediğim kitaplar arasına dahil oldu.Sadece böyle bir son hayal etmemiştim ben.Bir tek bu kısmını sevemedim.Üstelik bir röportajında,devam kitabı olmayacağını da belirtmiş.Diğer kitaplarını da biran evvel okumak istiyorum.Tavsiyemdir.
Hiç bıkmadan okuyacağım bir yazar, elimden bırakmadan okuduğum bir kitap yazmış. Çokça altı çizilesi cümlelerle dolu. Anne ve babasını kaybetmiş bir genç kızın dayısının yanında farklı bir şekilde büyümesini gözlemliyoruz. Bir yandan anne ve babasını çok özlüyor ama onlar ölmeseydi de bu çok sevdiği hayatı asla yaşayamayacağını biliyor. Bana çok farklı duygular hissettirdi. Fakat farklı bir sonu olsun isterdim. Mutlaka tavsiye. 👍🏻
Kitap “bu romandaki isimlerin tamamı ve hikayelerin de çoğu gerçektir” diye başlayan bir sunuşla açılıyor. Eh, bu durumda tüm romanı Aslı Perker’in gerçek hayat hikayesi sanarak okumuş olmam çok da tuhaf kaçmasa gerek. İşte bu gerçeklik zannıyla özellikle ilk otuz küsür sayfada öylesine için ezildi, öylesine içselleştirdim ki anlatıcının yaşadığı dramı, “allah beni kahretmesin, nereden de başladım bu kitaba?” temalı update bile yazdım. Kitabın sonuna gelip de arka kapakta “flamingolar pembedir benim alternatif hayat hikayem” yazısını görene kadar içten içe Aslı Perker’e üzülmeye devam ediyordum. O son cümleyle nihayet aydım, yazarın kitap sonrası röpörtajlarını google’layarak kitabın kurgu olduğundan emin oldum da göğsümde oturan öküz şükür sonunda yerinden kalktı. Tamamını küçük emrah kaşlarıyla okuyacağınız, insanın yüreğini çok, çok derinden buran, içini şevkat, merhamet, hayret, hayranlıkla dolduran çok etkileyici bir roman. Kayık metaforunu çok sevdim, kayığın katamarana dönüşmesini, kayığın ve sonra katamaranın içinde olmanın anlatıcıda yarattığı o huzur, o anne koynunda olmak, güvenlik hissini adeta yaşadım okurken. Eh mekan da benim memleket, Bostanlı, Foça, gözümde canlanan barınak, sanayi, Fatih Dayı... en iyi Aslı Perker romanı değil bence, ama okuduğum en çarpıcı romanlardan biri olduğunu söyleyebilirim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
" İş denize gelince bilgeliği ne kitaplarda ara, ne balıkçılarda, ne senden daha büyük bir kuvvette, yaradanda. İş denize geldi mi bilgeliği yalnızca denizde ara. Cevabı ki o da varsa, sana deniz verecek. Ama bütün bunlarla beraber muhakkak ki bir uğurunun olması gerekir. Onu yanında bulundur. Bu beren olabilir. Bu en sevdiğin oltan olabilir. Yeğenin olabilir ya da artık lime lime olmuş atkın. Mümkünse denizin de anlayabileceği bir şey olsun. Denizin de bağ kurabileceği, üzerinde kendi kokusunu alabileceği bir şey. Hayır, bunların hiçbiri hurafe değil. Deniz tıpkı senin gibi hisleri, alışkanlıkları, karakteri olan bir varlıktır ve onu sevip sevmediğini, ona saygı duyup duymadığını, onu gerçekten isteyip istemediğini anlar. Deniz, hisleri çok kuvvetli bir sevgilidir. Gerçekten aşıksan ona kendini vermelisin. Kalbinle değil, bütün vücudunla. Her hücrende onu sevdiğini ve onu istediğini hissetmelisin. Muhtemelen o da seni sevecektir. Diyelim ki sevmedi, ya küsüp gidersin ya kalırsın. Ama asla ona kızamazsın. Bunu aklına yaz."
This entire review has been hidden because of spoilers.
6 yaşında bir kız çocuğunun Kars’tan İzmir’e uzanan hikayesi. Anne ve babasını trafik kazasında kaybedince dayısı ile beraber yaşamaya başlar. Dayısına aşık bir kız... Sevmeyi, sevilmeyi bu kadar güzel anlatan bir hikayeye düşmek. Zaman zaman ağladım, ara ara düşündüm ve kendimi o kız çocuğu ile konuşurken buldum. Çocukluktan genç kızlığa geçen dönem. Bir çok şeyi tek başına öğrenmek zorunda olmak, ilk aşk, ilk kıvranışlar...
Ağır bir dram okuyacağım diye başladığım da gereksiz bir beklenti içerisine girdiğimden galiba kitap bittikten sonra kalakaldım. Ne sevdim diyebilecek kadar içime sindi hikaye, ne de sevmedim diyecek kadar sıkıntıyla okudum. İkisinin ortasında bir yerde kaldım. Gereksiz bir beklentiye girmeseydim belki daha çok severek ve keyif alarak okuyabilirdim.
Pamuk kadar naif bir öykü Feryal ve kızının öyküsü.. Feryal'in annesinin gölgesinde, sahip çıkılan bir emanet olarak büyüdüğü bir öykü... Dayısı ile paylaştıkları senkronize hayat. Gel zaman git zaman kahramanımızın bağımsızlaşıp hayatı tanıması ve kendini bulması, tanıması. Sanırım, diğer Aslı Perker kitaplarını da en yakın fırsatta okuyacağım :) 4.5'tan 5!
Hayatın hep ileri yönde akmak gibi bir huyu varken; neden beynimiz ve ruhumuz buna ayak uydurmak da bu kadar zorlanıp hep aksi yönü zorluyor?! Peki ya sonra Bahriyeli? Onca zaman peki ya sonra. Hayat seçemediklerimizle bize ne mesaj veriyor, yanıtı bu kitapta. Teşekkürler Aslı Perker.
Konusmaktan cok hayati dinleyerek ogrenen, kendi ic dunyasi ve seruvenini deniz,balik,muzik ve Izmir ile tamamlayan biraz dus biraz gercek tadinda bir masal gibi buldum. Sonu beni biraz dagitti keske demeden duramadim
Aslı Perker’in “Alternatif hayat hikayemi yazdım.” dediği eser, size hayal ile gerçek arasında bir yolculuk sunuyor.
Bu kitapta, 6 yaşındaki bir kız çocuğunun Kars’tan İzmir’e uzanan yolculuğu eşliğinde içsel bir büyüme hikayesi okuyoruz. Minik kahramanımız talihsiz bir kaza sonucu anne ve babasını kaybedince dayısı ve anneannesi ile yaşamaya başlar. Dayısının hayalleriyle hayata tutunur. Az konuşur, çok dinler, hayatı anlamaya ve öğrenmeye çalışır.
Bir çocuğun gözünden, büyümenin, her şeyi tek başına öğrenmek zorunda olmanın, kayıplarla yüzleşmenin ve en önemlisi hiç bitmeyen bir anne özleminin anlatıldığı bu kitap; acı olaylarla başlasa da sıcacık, sevgi dolu bir dayı–yeğen ilişkisi ile kalbinizi yumuşatacak. Sevmenin ve sevilmenin hikayesini okuyacaksınız. ♥️ Hayatın dalgalarında özgür bir tekne olmayı isteyen yalnız bir kız çocuğunun büyüme yolculuğuna o küçük kızla birlikte çıkacaksınız.