Kayıp tanrılar, var olmayan yazarlar, efsunlu denizkızları, gizlenen cinayetler… Bunca muammanın yanında, sıradan yaşamların dikkatli gözlerden kaçmayan detayları. Kara Havadisler Kervanı ağır bir yükü sırtlanıp “Öykü neden ve nasıl yazılır?” sorusunun cevabını da saklıyor sayfalarının arasında.
İlk romanıyla ödül alan yazar Ayhan Koç, Kara Havadisler Kervanı’yla öykücü olarak da rüştünü ispat ediyor. Yazar, ilk öykü kitabı Kara Havadisler Kervanı’yla sıra dışının ayaklarının yere sağlam basabileceğini, sıradan olarak adlandırılanların hiç de basit olmadıklarını gösteriyor. Aforizmalardan arınmış, hicivle harmanlanmış, her öyküde karaktere ve atmosfere özgü farklı bir dil kurarak üslupçu olduğunu da kanıtlıyor.
Everest Yayınları kedi olalı bir fare tutmayı becermiş, onu da İthaki’ye kaptırmış. Geçen sene okuduğum en iyi romanlardan biriydi Sırlıçeşme. Yazarın öykülerinin çıktığını öğrendiğimde içimde bir kuşku doğmadı değil. Çünkü hiçbir öyküsünü takip ettiğim dergilerde görmemiştim ve romancının öyküye geçişi risklidir. Yazar bunu fırsata dönüştürmüş. Ot ve türevi dergiler etrafında şekillenen, sözü merkeze alan öyküyü hiç kaale almadan, konu odaklı bir yaklaşım sergilemiş. İyi ki böyle yapmış! Okurken şunu fark ettim. Ne bıkmışım acıklı, buhranlı, darbımeselli öykülerden…
Kitabın bence en iyi öyküsü Muskacı Edhem Efendi ama beni en çarpan, yerime çivileyen Nisyan oldu. Faili meçhul dosyaları takip eden iki komiserin başına gelenleri, bir kadın polisin yarım saatlik zaman yalpalaması içinde verirken Berkin Elvan’a, Uğur Mumcu’ya, Cemile Çağırga’ya ve Işid tarafından öldürülen iki askerimize selam duruyor alt metinde. Alt metin sözcüğü önemli, çünkü yazar birçok öyküde yedire yedire, kültlerimize, yalanlarımıza vurgu yapıyor ve bunu yer yer mizahla yapıyor. Eşref Kitabevi’nde içinde bulunduğu dünyaya, yani edebiyat alemine iğnesini batırıyor. 8 Mart Olayı’nda insanlığı kadın üzerinden eleştiriyor. Rüzgarla Kayanın Ezgisi’nde eğer yanlış anlamadıysam Ermeni tehcirine gönderme yapıyor. Gece Yarısı Ekspresi’nde benim gibi 90’lı yıllarda çocuk olmuş herkesin hatırlayacağı şeyleri anlatıyor. Tanrı O’ul ve Kullarının Bin İsimli Binlerce Yıllık Yolculuğu’nda bizim edebiyatta benzerine rastlamadığım bir çalışmaya imza atıyor. Dil yer yer zorluyor ama herhangi bir acemilik değil aksine bilinçlilik seziyorsunuz. Geçen sene fuarda keşfettiğim bu yazarın hala tanınmamış olması beni hem sevindiriyor (çünkü bana özelmiş gibi) hem üzüyor. Üzen bir başka şey ise, son öyküde yazarın dosdoğrudan öykü yazmayı sevmediğini belirtmesi. Anlaşılan şu ki ileride öykülerini değil romanlarını okumaya devam edeceğiz. Son kertede Kara Havadisler Kervanı benim gibi artık öyküden soğumuş (soğutulmuş) okurları kendine çekecek, harika öykülerden oluşan bir çalışma olmuş. Hatta şöyle diyelim, bir romancının öyküleri olmuş. Yılın en iyi listesi hazırlamaya koyulsam düşünmeden bu kitabı eklerim. Tebrikler
Ayhan Koç’tan daha önce Sırlıçeşme romanını okumuş ve beğenmiştim. Kara Havadisler Kervanı ise bir öykü derlemesi ve bu derlemeyi de beğendim. Her şeyden önce öykülerin geçtiği evrenler birbirlerinden çok farklı. Zaman zaman paslaşsalar da bu çeşitlilik hali çok güzel. Hikayeye göre yazarın değişen dili var, bunu da çok kıymetli buluyorum. Üstüne bir de içerik olarak öykülerin bıraktığı his, yerli öykülerde sık karşılaştığımız türden bir his değil. Bunların hepsi bir araya gelince ortaya iyi bir öykü derlemesi çıkıyor. “Tiranlık” tüm öyküler içerisinde en sevdiğim oldu. Başlı başına romanı yazılsa koşa koşa gider okurdum.
Bu kitabı buraya kaydetmeyi nasıl unuturum! Yerli edebiyatta okuduğum en iyi öykü kitaplarından biriydi. Bizimkiler fantastik edebiyattan, doğaüstü unsurlardan pek hazetmez ama bu kitapta yazar bu temalarda gayet korkusuz ve başarılı oluşuyla, yaratıcılığıyla aklımda yer etmiş.
Kara Havadisler Kervanı, bazı öykülerine hayran olduğum bazı öykülerinde ise ortak paydada buluşamadığım bir öykü kitabı oldu. Sıradışı bir bakış açısına sahip Ayhan Koç. Öykülerin başarısı da kullandığı dilden ziyade bu sıradışı bakış açısından geliyor diyebilirim. Tek bir tema, tek bir tarzdan ilerlemek yerine yer yer tarihi, yer yer mitolojik ve yer yer de efsunlu öğeleri barındıran öyküler anlatmış. Bu sebeple epey karışık öykülerin olduğu bir kitap sizleri bekliyor. Herkese önerir miyim diye düşündüğümde yanıtım maalesef hayır oluyor. Bu sene çok daha iyi öykü kitapları okuduğumu düşünüyorum
Son okumalarımda beni en şaşırtan kitaptı. Bu kitap nasıl az bilinir, aklım havsalam almıyor. Nisyan, Muskacı, 8 Mart Olayı ve Tanrı O'ul gibi öykülerin kalitesinde öyküler okumayalı epey olmuştu. Yücel Balku ile Ali Teoman'ı okurken hissettiğim heyecanı hissettim. Yazar son öykünün girişinde aslında roman yazarı olduğunu ve öykü yazmaktan hazzetmediğini söylüyor. Affetsin de halt etmiş, hazzetmediği hali buysa artık...
Başka bir öykü kitabına yorum yazarken geliverdi aklıma. Gerçekten çok iyiydi. O acıklı, ağlak, son haftalarda okuya okuya canımdan can alan öykücülere ve öykülerine inat, 6 yıldız verme hakkım olsa düşünmeden verirdim. Yazarın yeni çalışmasını merakla bekliyorum.
Roman yazmayı tercih ettiğini söyleyen (ya da bir karakterine söyleten ama belli ki gerçeklik payı olan) bir yazar olmasına rağmen öyküler iyi. Bazıları daha iyi. Yazarın tek romanını da merak ettim şimdi.
Öncelikle kapağı ne kadar itici gelmiş olsa da öyküleri çok güzel. Öykülerden sadece biri birazcık İhsan Oktay Anar tarzını andırdıysa da bence son final öykü ile toparladı. Dili çok güzelmiş.
Güzel öyküler var içinde. Kurgusuna, diline gerçekten emek verilmiş, yaratıcı, eğlenceli öyküler. Bazıları o kadar iyi değildi ama genel olarak beğendim.
Çok özgün,çok başarılı öyküler. Aforizma kasmaya çalışmadan gayet sağlam altmetinleri olan ve dilin çok başarılı kullanıldığı, son dönem okuduğum öykü kitapları içerisinde en başarılı bulduğum kitaplardan biri.