Jump to ratings and reviews
Rate this book

Karaçam Ormanı'nda

Rate this book
PEN International’ın daveti üzerine, iki yazar, kadın yazarın Karaçam Ormanı’ndaki evinde bir araya gelir. Cezaevi, sürgün, göç gibi kapatılma ve cezalandırma deneyimlerinin ardından ıssız bir orman köyünde buluşan bu iki yazarın diyaloğu, bir yazarın devlet ve toplum eliyle adım adım sessizleştirilmesinin ve Karaçam Ormanı’nın ıssızlığında, kendi sesini kaybedişinin hikâyesiyle çakışır.

Fatih Balkış dördüncü romanında zihnin karanlık ormanında ve şiddetin kör coğrafyasında okuru felsefi ve edebi bir yolculuğa çıkarıyor. Karaçam Ormanı’nda yankılanan çığlığı duymak isteyenler için...

110 pages, Paperback

First published November 4, 2019

77 people want to read

About the author

Fatih Balkış

7 books75 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
25 (34%)
4 stars
27 (36%)
3 stars
14 (19%)
2 stars
7 (9%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 12 of 12 reviews
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,459 followers
January 5, 2020
çok çok farklı bir roman. herkese göre değil bir kere, en başta onu söyleyeyim. yazar bir röp'ünde her zaman üç birlik kuralıyla yazdığını söylemiş, tek mekan, tek olay, tek gün. o yüzden olay, serim düğüm çözüm beklentisi olanlar yanılır.
göçmüş ama geri gelmiş ve hemen ardından cizre için yazdıkları sebebiyle 2 yıl hapis yatmış ev sahibi kadın yazarla, on yıldır kanada'da göçmen olarak yaşayan, bin bir türlü işte çalışıp dilini konuşup konuşmadığını bile hatırlayamayan misafir yazarın arasındaki diyalog muhteşem bir roman olmuş çıkmış.
pen'in davetiyle kadın yazarın karaçam ormanlarındaki evinde 1 hafta konaklayacak ve metinler yazacak iki yazardan biri anlatıcı. diğer yazar ertesi gün gelecek ve onun gelişine şahit olmuyoruz bile.
ama insana dair ne varsa konuşuluyor işte romanda... önce daha politik başlayıp cizre meselesi, kadın yazarın mahremiyetine saldırılarak evinin basılması, gözaltı süreci, savcının evdeki kitaplarla ilgili fıkra niteliğindeki soruları, olmayacak denenin olması ve 2 yıl hapis, tabii önce hücre, sonra koğuş... hiç bilmediğin bir ortam, yalnızlık.
sonra bence fatih balkış'ın aynen buradaki anlatıcı gibi on yıldır kanada'da yaşaması sayesinde dışarıdan bakabildiği bir edebiyat ortamı eleştirisi var, eleştiri de değil, dert yanıyor kadın yazar. hapisten çıkınca yazması beklenen roman, romantikleştirilen hapishane günleri, romantize edilen acılar... ki bunların hepsini yaşadık gördük şu son 6-7 yılda değil mi?
sonra göçmenlik, göçebelik, bir yere yerleşememek, dil meselesi...
taşra, köylü, doğa, insan, maden ilişkisi...
varoluş, varolamama, zaman geçtikçe insanın yakasına yapışan pişmanlık ve ezilme, sancı...
ve tabii arada bir sürü edebiyat bağlantısı, atıf, gombrowicz neredeyse bir karakter, bernhard da önemli ve arada o kadar çok isim geçiyor ki insan hepsini bilip tekrar okumak istiyor.
yani bu roman olmayan romanda insana dair ne varsa yer alıyor. incecik bir kitap olmasına rağmen günde 30 sayfa filan okuyabildim, her satırını çizesi geliyor insanın. roza unutulmayacak kadar güçlü bir karakter.
ve fatih balkış bu karşılıklı diyaloğu ayırabilmemiz için (tabii ki konuşma çizgisi ve tırnak yok ;)
-yazarlarımızın pek çoğunlukla dikkat etmediği- kip kullanımını o kadar ustaca kotarmış ki. miş'li geçmiş zaman ve di'li geçmiş zamanı ayırdığı yerleri ve bu geçişleri çok çok sevdim.
bir an önce eski kitaplarını okumak istiyorum :)
Profile Image for Hakan.
833 reviews633 followers
April 15, 2020
Fatih Balkış’tan güçlü, yoğun ve de zorlu bir roman “Karaçam Ormanı’nda”. Thomas Bernhard esinlenmesi, gerek üsluba, gerek içeriğe bu kitapta daha fazla yansımış. Önceki romanlarından farklı olarak siyasi tonlar öne çıkmış. Bu yönüyle gayet güncel ve de evrensel. Ama felsefi derinlikte bir güncellik bu. Otobiyografik özellikler taşıdığı da bariz, iki karakterden biri olan konuk yazarın profiliyle gizlenmiyor bu zaten. Yabana atılacak bir metin değil. Ama okurken Balkış biraz daha ferah bir şekilde kaleme alsaymış keşke diye düşünmeden de edemedim. Yaşadığımız dünya pek ferah değil, onun da farkındayım tabii. Sözün özü “ağır” edebiyat meraklılarına. Balkış’ın hoşuma giden bir alameti farikası olan, metinde çoğu pek bilinmeyen yazarlara değinilmesi ise, yeni okumalara, edebi keşiflere pencere açıyor.
Profile Image for Barış.
27 reviews12 followers
November 12, 2019
Bilinçaltından doğmamış, en azından başlangıç noktasını o tekinsiz bölgeden çıkarıp oluşturmamış hiçbir kurgusal metne güvenmemeliyiz. Yoksa yazanın matematiksel ince hesaplarının gölgesinde bize sayfaları çevirmeye devam edelim diye tasarlanmış cümleleri takip etmekten başka bir şey yapmadığımız edilgen bir okuma edimine mahkûm oluruz. Şiir ile öyküde böylesi ince ince örülmüş, hedeflenen bir okur grubunun gözetilip kotarıldığı metinler şükür ki hala göze çarpar. Ancak konu romana geldiğinde karşınıza kusursuz örülmüş diyebileceğiniz bir metin çıkar. Aman aman cümleler ne denli etkilidir. Gramer hatasızdır, az kullanılmış sözcükler serpiştirilmiştir. Karakterlerin isimleri nüktedan zeka pırıltısıyla yaratılmıştır, memleketin büyük sorunlarını katmanlaştırıp anlatmıştır vesaire. Okur, sonrasında hayatımıza iyi bir roman okumanın hızla dibe itilen keyfiyle devam ederiz. Romanı o denli hızla sindirmişizdir ki atık kendisini üretemeden sızmış gitmiştir. Bir daha bize uğramaz, hayatımıza dokunmaz, saydamlaşmıştır. Gezi Parkı’nı özgürleştirenlerin cebinde Georges Perec kitabı gören oldu mu. Oysa bağıra çağıra Virginia Woolf alıntısı yapanlara şahitlik ederim. Bendeyse sadece Thomas Bernhard vardı. Polissizliği, devletsizliği tadıyorduk, aynı anda garip bir huzursuzluk hissindeydik. İnce bir kitap olmalıydı, çünkü sürekli hareket halindeydik, taş atıyor, barikat söküyor, tekrar yapıyorduk, fazla düşünmeden onu cebime atmıştım. Küçümen, ama hacimli. Fakat yazının iyisi iyi gömülememiş, boğulamamış, geri dönen ölülerden, sahile vuran bedenlerden oluşmaz mı. Romanda ardı ardına çatılmış cümleler hiç beklenmedik anda hayalet gibi geri dönüp irkiltmelidir.

Gerilimi yazanın tehlikeli düşüncesinden alıp okuyana aktarmalı, bunu yaparken kendisinden bir şeyler eksiltmeli, o eksilen alana okuyanın tedirgince kendisini yerleştirdiği boşluğu açmalıdır. Birbirimizin içine girmeliyiz. Yer değiştirmeli, dönüşmeliyiz. Buna cüret eden metinler kuşkusuz anlatmayı tercih etmedikleriyle, metinde bıraktıkları sessizlik anlarıyla öne çıkarlar. Muğlak sözler ediyorum, çünkü bir okur olarak uzun süredir hakikatin dışına itilmiş durumdayım sanki, bu yüzden sırtım ağrıyor. Bahtin’in orkestralama uyarısına karşın zemin kaymış durumda. Hemen bilinsinler, hızla dolaşıma sokulsunlar, hemen unutulsa da önemli değil yine parlatırız sisteminin, Türkiye’nin bir türlü yüzleşemediği kötülüklerinden özenle seçilip dayattığı klişeler rejimine karşın hikayelerimi bulabilmek için bana sunulan tüm mesiyanik tanıtımlara karşı kendimce çatışıyorum. Hiçbir yazara güvenmiyorum, bu nedenle sabitlenmiş fikrimin olmaması doğal. Kurgusal metinlere karşı birtakım şüpheci hislerin vesayetinde yazıyorum. Edebiyata dair kaygımın çoktan umudumun ötesine geçtiğini biliyorum.

Roman montajlanmış paragrafların toplamıysa, cümleler de bunların çekirdekleriyse, alt alta okuduğumuz kitap formu yerine yataylaştırılmış ekrandan tıpkı zihinde belirdikleri gibi yan yana geldikleri e-kitap formundaki sayfaların daha uygun okuma biçimi sunduğu görülebilir. Balkış okuyanlar üslubunu doğrudan Thomas Bernhard’a dayandırdığını bilir. Bunu pastişin gölgesine sığınıp yapmaz. Bütünlük kuramamış, deneyimi eklemleyememiş, parodileşmiş bir hal değildir. Fars’tan bu yana kendi öznelerinin oluşum/gelişimini yereldeki dertlerinin üzerinden açar. Beton bloklar gibi ördüğü paragraflarda olaylar öznenin sorularla çoğalttığı malzemeyi/meseleyi işler. Kendi çağındaki sığıntılara işaret eder. Bernhard’da müzik takıntılı karakterler Balkış’ta zamanımızın post-pank ozanlarına, Mark E. Smith, Thurston Moore, Ian Curtis’e takılır. Benzer hislerle farklı söylevler çeker. Entelektüel, fakat üzgün, kırılmış zihinler türlü linkler verirler. Yazarlar, müzisyenler, yönetmenler, kitaplar, filmler, mekanlar geçitler açmaya çabalar, yarıkta sıkışmış karakterlerin çırpınışlarıdır. Balkış’ın ait olduğu edebiyat çevresi tanıdığımız yerlerde vakit geçiriyor gözükse de hep uzaklarla ilintilidir. David Albahari, Horacio Castellanos Moya -bir türlü kurtulamadığından şikâyet ettiği yazar için San Salvador’daki Thomas Bernhard’ı yazmıştır, Tim Parks, Geoff Dyer, William Gaddis (Agapē Agape), W.G Sebald’ın peşindedirler.

Bahsi geçen yazarlar hikâye anlatma biçimlerini Balkış gibi Bernhard’a dayandırırlar. Dyer bunu romanının hemen başında açıkça söyler. Albahari bunu yapmamak için çaba gösterse de kurtulmanın sanıldığı kadar kolay olmadığını belirtir. Yazmak, diğer edimlerle birlikte artık sıkıntıdır. “Artık okumak, yazmak ve dinlemenin yerini yalnızca gözlemler almıştı. Dahası hikâyenin içine giriyordu.” (Fars, FB) Haysiyet ve Mahçubiyet’teki Elias’ın yılların entelektüel birikiminin aslında gözlemler akışından başka bir şey olmadığını fark ettiğindeki yenilmişlik hissinin muadili. Kabullenilmiş durumlara karşı çaresizliğimiz. Edebiyatın nicedir sadece sağaltım yolu olduğunun propagandasını yapan oligarşik gürültüye karşı başka imkanlara çabalayan sözlere yoğunlaşma çabası var Balkış’ın. Biliyoruz ki yer sınırsız değil. Alan işgal edilmiş durumda, başka pek çok şeyle birlikte hakikatin yaralarından roman açmaya giden mücadele dışarıda bırakılıyor.

Hangi yaralar bunlar. İşaret edilen izlerden alınmış, çevresine örüldüğümüz, hızla geçmiş kategorisine itilip ortadan kaldırılmaya çalışılan düşünce biçimleri. Öfkeyi yolunda kırıp, estetik, kristalize edilmiş halde yazma uğraşısı. Yoksa şöyle söylenir mi, “Ruh bir kere bu huzursuzluğu tadınca sakinleşmesi mümkün değil. Sonuç ne olursa olsun, kimsenin umurunda olmayan bir operanın tamamlanması gerek. Bu gücüm var, buna inanıyorum. Yeterince düşündüm, yeterince zaman harcadım, yeterince okudum ve her okuyuşumda ruhumun aydınlandığını hissettim. Bu bir şey. Bu benim için yaşamda her şeyin önüne geçen bir şey.” (Baht Dönüşü, FB) Sakinleşemiyorum. Sıkıntımız üretilenin sadece zenginlerin, tuzu kuruların değil herkesin ulaşabilmesi değil. Sıkıntımız çalınmakta olan edebiyat ile adil alışveriş refleksimizi öldürmeye çalışmaları. Basitleştirilmiş, heyecansızlaştırılmış, çilesi çekilmemiş, kitlenin isteklerinin matematiksel birtakım hesaplamalarla anlaşılıp oluşturulan kurguyu önümüze koyup onlarla tapınmamızı beklemeleri. İstisnaları savunmalıyız, bir kere bu huzursuzluğu tatmış durumdayız, sonuç ne olursa olsun mezhepleştirilen romana karşı patikalara sapacağız. Furyaları alt etmek için başka ne yapacağız.


http://www.ekdergi.com/sagaltim-yalan...
Profile Image for Hakan.
227 reviews201 followers
December 25, 2024
fatih balkış iyi bir yazar ama ısrarla yüz sayfalık metinlerden roman üretme çabası yazarlığını gölgeliyor bence. üç romanını okudum, karaçam ormanı'nda açık ara en iyi metni ama roman olmaya çok uzak. o kadar uzak ki hatta birisi balkış'ın güzelim metnini almış, acemice, beceriksizce romanlaştırmaya çalışarak ona kötülük yapmış sanki.

aslında görünürde harika bir kısa roman kurgusu var: uzun süredir ülke dışında yaşayan ve dili, kimliği silinmeye başlayan bir yazar bir etkinlik kapsamında ülkede kalmayı seçerek ağır bedeller ödeyen bir yazarı karaçam ormanı'ndaki evinde ziyaret ediyor. bu buluşmanın muhteşem diyaloglara sahne olacağını düşünüyoruz. ama içeriğe gelince en olmayacak şeyle karşılaşıyoruz. tek kelimeyle diyalog romanı diyebileceğimiz romanı devasa bir monolog kaplıyor. misafir yazarın rolü ev sahibi yazarın monologunu aktarmaktan ibaret. arada bir bir düşünce parçası atıyor ortaya ama kendi de takılmıyor. aktarıyor, aktarıyor, thomas bernhard da böyle yapardı, bunu görün gerisini boşverin der gibi. karaçam ormanı?..e biliyorsunuz ülkenin ormanı da çok dertli.

uzatmayayım. iyi romancı bu romandaki iki karakterin diyaloguyla şimşekler çaktırır, beyin yaktırır. gitmek mi kalmak mı ikilemiyle, gerilimiyle, hesaplaşmasıyla, yüzleşmesiyle, üstüne karaçam ormanı'nın dile gelmesiyle harikalar yaratır. balkış diyalog kurgusunu monologla ezerek kötü romancılık da yapmıyor, kötü roman yazmıyor, başta söylediğim gibi değerli metnine yazık ediyor. oysa net iyi yazar gerçekten. düşüncesiyle, felsefesiyle, meselesiyle iyi yazar.
Profile Image for Bilge Güler.
47 reviews6 followers
September 25, 2020
Fatih Balkış'ı ilk kez okuyorum. Mizansen ve olay örgüsü kullanmaya gerek duymaması beni çok etkiledi. Zavallı yazarlarımız neler kasıyorlar çünkü. Neticede zihnimizin kendisi, yani işgal edemedikleri yer, onun bir analizi artık edebiyat için çok daha mühim. Biraz da şunu anlatıyor: elimizde başka bir şey kalmadı, dolayısıyla devletlerin fethedemedikleri yeri, kendimizi, nasıl ve neyi düşündüğümüzü uzun uzun anlatacağız. Bernhard'ın berjer koltuğunda oturmamız gerektiğine ve bugün olanın, yaşadığımızın ve bize yaşatılanların kaydını tutmamız gerektiğine inanıyorum, özellikle bu memleketin edebiyatı özelinde.
Profile Image for Hakan Sipahioğlu.
206 reviews24 followers
February 13, 2020
"Yazar, şimdi kendi kendisini metafora dönüştürerek yazmakta ve yazdığının etkisini de yalnızca yine kendisi ile ölçmektedir. Devlet-toplum-yazar üçgeninde yazarı yok sayarak ortadan kaldırılan dışsal çelişki, yazarın kendi 'içerisini' çelişkili hâle getirmiştir bu kez."

https://okumadansonra.blogspot.com/20...
Profile Image for Bengu Vahapoglu.
42 reviews8 followers
January 4, 2021


"Tabiri caizse, demişti kadın yazar fotokopileri masaya bırakırken, bu ülkede her şey, devlet tarafından üzerinize atılan suçlar birer onur mücadelesine dönüşüyor. Çünkü iktidar suçun tanımıyla oynamayı, onda delikler açmayı, içini boşaltmayı seviyor."

"Fırsatçı bir yazar değilim ben, demişti kadın yazar, fırsatçılık beni tiksindiriyor, fırsatçı yazarlar beni tiksindiriyor, fırsatçı aileler, fırsatçı bir halk, fırsatçı takımlar ve fırsatçı bir toplum beni tiksindiriyor. Bulaşıcı bir fırsatçılık, temelinde büyük aşağılanmışlığın getirdiği bir gözü doymazlığın beslediği zayıf kişilik, başkalarının mutsuzluğunda kendi mutluluğunu doğuruyor." (s. 37)

"İnsan kendi kayıplarının ansiklopedisini yapmalı, belki de böylece yazılmış en gerçekçi kitabı yaratmış olur." (s. 45)

"Onun gücünü, görebildiği detayları, cümlesine sızan parıltıları asla göremeyecek olan ve onu anlamayan insanlarla birlikte bir mücadele yürütüyormuş. Evet, onu anlamamışlar, çünkü kimse kitaplarını okumamış. Romanlarını, hikâyelerini aslında hiç kimse okumamış, onları utandırmak istemediğinden konu onun yazarlığına geldiğinde hep geçiştirmiş, sırf onları utandırmamak adına, ama onlar da okumamış oldukları halde aymazca konuyu onun edebiyatına getiriyorlarmı." (s. 51)
(Not: burada "aymazca konuyu", "konuyu aymazca" olacak.)

"Biri kendini saklamak istiyorsa, bir şeyden kaçtığı için değildir bu, bir başkasının gelip onu bulması içindir, demişti kadın yazar." (s. 70)


Sağlam cümle yapılarına gidiyor Fatih Balkış, yazdığı her cümlenin ayağı yere basıyor, başı da göğe eriyor:) Özenle seçilmiş ve aynı özenle yan yana getirilmiş kelimelerle kurulmuş sağlam yapılı cümleler, büyük bir okuma hazzı veriyor; tabii ardındaki felsefe, düşünce de sağlam olmasa bu hazzı vermez. Öte yandan, gerçi çok sığ bulduğum bir eleştiri biçimidir yazara akıl vermek ama, ben romanın gittikçe kadın yazarın bir monoloğuna dönüşmesindense bu kadının yavaş yavaş ve anlatıcı yazarla karşılıklı bir ilişki içinde çözülmesini beklerdim. Ama yazarın ne yapmadığını değil de tercih ettiği biçimle romanı neden nasıl bu şekilde kurguladığını ve anlatısının ideolojisine bu tercihin nasıl hizmet ettiğini kurcalamak daha verimli olacaktır ki o da emek verilmesi, zaman ayrılması gereken bir sürece muhtaç. Umarım vakit bulurum:)
Profile Image for Emre Ağanoğlu.
15 reviews3 followers
March 25, 2022
İçi boşaltılmış suç kavramının siyasi roman geleneğimizdeki yerini göz önünde bulundurduğumuzda, orada taze bir sürprizle karşılaşma olasılığı bana kalırsa bir hayli düşük. Füruzan’dan Yaşar Kemal’e, Kemal Tahir’e dek, zahmetsizce takip edebileceğimiz o damarın kendine seçtiği topraklarda yoklamadığı pek az yatak kalmış olsa gerektir. Karaçam Ormanı’nda beni irkilttiyse, nedeni içerikten ziyade sunuş biçimi, dolayısıyla. Bu yetinme romanının görünür yüzündeki bir çelişki de işaret ettiğim ayrıma sokulmak için sanırım ülküsel kapı: Romanın kısalığı onu özetlemeyi zorlaştırıyor.

Devamını burada okuyabilirsiniz: https://parsomenfanzin.com/2020/02/06...
Profile Image for Yaprak.
525 reviews194 followers
July 28, 2022
Fatih Balkış'ın dördüncü romanı Karaçam Ormanı'nda, yurtdışında yaşayan bir yazarın PEN International’ın daveti üzerine Türkiye'ye geri dönmesiyle başlıyor. Burada, kalacakları eve ev sahipliği yapan kadın yazarla ettikleri sohbet kitabın tamamı diyebiliriz. O nedenle kurgusu aslında monolog ve diyaloglar üzerine kurulu. Konuşma ya da tırnak işaretinin olmaması da okuma açısından ilginç bir deneyim sunuyor. Roza isimli kadın yazarın savcılık tarafından suçlu bulunarak yargılanması, cezaevi sürecini anlatması üzerinden içinde bulunduğumuz Türkiye şartlarına sağlam eleştiriler barındırıyor roman. Oldukça felsefi bir metin olduğunu söylemeliyim. Neredeyse novella uzunluğunda olsa da bir oturuşta okuyup bitirmek için "ağır" bir metin.

Kitabı okurken aklınızdan Osman Kavala'nın ya da Mücella Yapıcı'nın geçmemesi çok zor. Evinde bulundurduğu kitaplar nedeniyle suçlanan isimler ise ne yazık ki yalnızca bu romanın kurgusunda yok, bizzat hayatımızın içinde... O nedenle öfkelenmek, düşünmek isterseniz, Türkçe Edebiyat'ta güçlü bir metne bir şans vermek isterseniz bakabilirsiniz Karaçam Ormanı'na.
Profile Image for aslında yokuz.
132 reviews3 followers
Read
February 16, 2020
Ben sevdim ama herkese göre bir roman değil. Çünkü (geleneksel) roman gibi değil. Daha çok, felsefi bir metin gibi. Üzerine düşüne düşüne, ağır ağır okunacak türden.
Displaying 1 - 12 of 12 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.