Cezayir'den Azak'a, Selanik'ten Muha'ya imparatorluğun birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak, isyan eden sahil eyaletlerinde asayişi sağlamak, Venediklilere ve Çarlık Rusyası'na karşı mücadeleyi yürütmek… Tam üç buçuk yüzyıl boyunca Osmanlı donanmasının asli görevleri bunlar olmuştur. 1571'deki İnebahtı hezimetinden sonra sil baştan inşa edilen Donanma-yı Hümayun, varlığını devam ettirdiği süre boyunca kendini yenilemek için hep büyük bir çaba gösterdi ve önce kadırgadan kalyona, sonra da kalyondan zırhlıya geçişi başardı. Ancak bu süreç boyunca gitgide Batı'ya bağımlı hale gelmekten de kurtulamadı ve en sonunda bir kurum olarak Almanya'nın avucuna düştü. 1918'de de Alman imparatorluğu ile beraber tarihe karıştı. Osmanlı denizcilik tarihinin duayen ismi Daniel Panzac, Karadeniz, Ege ve Kızıldeniz'de kol gezen gemileriyle, zaferleri kadar yenilgileriyle, arı kovanı gibi çalışan tersaneleriyle, kurulan ve bozulan ittifaklarıyla; leventleri, korsanları ve Avrupalı mühendisleriyle Osmanlı donanmasının serüvenini capcanlı bir dille anlatıyor. Virginia Aksan'ın Türkçe baskıya yazdığı özel sunuş yazısında da belirttiği üzere Osmanlı Donanması, Türk denizcilik tarihi literatüründe kalıcı bir yapıtaşı özelliği taşıyor.
Osmanlı devleti nin en zayıf olduğu dönemlerde dahi donanmaya ilgi gösterdiği ve büyük yatırımlar yaptığını öğrenmek çok şaşırtıcı idi. Sıkıntının personel ve yetişmiş, ehil insan kaynağı eksikliğinden dolayı söz konusu olması bugünün Türkiye’sindeki en derin çıkmazların sebeplerine de ışık tutuyor. Salt donanmada değil, devlet kavramında ve bu mekanizmanın yönetiminde dahi zihniyet farklılaşmasının çok önemli ve etkin ancak başarılması çok zor bir husus olduğunu açığa çıkarıyor.