En amitié comme en amour, l’effet persiste quand l’objet a disparu. Au milieu des années 90, sur un campus anglais, un jeune homme disparaît sans laisser de traces. Des années plus tard, son ami Hermann reconstruit son histoire. Qui était vraiment Sébastien, étudiant brillant dont chacun des gestes étaient influencés par Clara, qu’il aimait sans retour ? Grâce aux lettres et au journal intime de son mystérieux camarade, Hermann revit les nuits blanches à Paris, la fraternité née de la musique et la rencontre de Sébastien avec un oncle qui lui remet un objet aussi précieux que dangereux. Pour le narrateur, il est un seul sujet à ces pages : la disparition de Sébastien.
Reims’li bir anne ve Ankaralı bir babanın oğlu olan Boratav, Paris’te doğdu. Fransa’da Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü ve Strasbourg Hukuk Fakültesi’ni, İngiltere’de ise Leeds Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Paris, Londra ve New York’ta yaşadı. Paris ve Brüksel’de AB Parlamentosu’nda, Londra’da BBC World Service’te, New York’ta Birleşmiş Milletler’de görev yaptı. Çevirmen ve edebiyat eleştirmeni olarak çalışan Boratav aynı zamanda Chronicart dergisinin düzenli yazarlarındandır. Eylül 2009’da Fransa’da yayımlanan Beyoğlu’nda Fısıltılar yazarın ilk romanıdır ve bu kitapla Gironde Yeni Yazarlar Ödülü’ne layık görülmüştür. İkinci romanı Portrait du fugitiv, 2016’da yayımlandı.
Modern bir Joyce yorumuyla karşı karşıya idik başta. Hatta karakterimizin adı Sebastien, Cork şehrine gidiyor vs... Kendini arayan bir genç. Zaten bol gönderme de var, gerçi çok dolu bir kitap birçok esere gönderme barındırıyor. Ancak sonra karakterimizin Türk olduğunu öğrenmesiyle köklerini arayan bir ergene ve onun izini süren yakın arkadaşına dönüşüyor. Yani.
"Ruh ve maddenin birbiriyle aynı şey olduğuna inanıyorum, ışık sönünce ikisi birden kayboluyor."
Bu kadar kısa bir kitap bir okurun elinde ne kadar uzun sürünebilirse o kadar süründü sanırım. Asla geri dönüp okumak istemedim... isteyemedim... Her seferinde 10-15 sayfadan öteye gidemedim. Buna neden olan neydi, niye bu kadar sevemedim bilemiyorum.
Bir tuhaflıklar hikayesi... Bir türlü kaçıp gidemeyen bunalımlı bir üniversite öğrencisinin isviçreden, Paris’e oradan da İngiltere’ye gidişi. Ve nihayetinde bir gün ortadan kaybolur ardında mektuplar, günlükler ve kederle..
Genel hatları ile ilginç olmayan bir hikaye. Sanki biraz zorlama olmuş. Okurken zorladı. Bitirmek için biraz inatçı olmam gerekti. Yazar mı yoksa çevirmen mi sebep anlamadım ama cümleler çok bağımsız. Bütünlük kurmak zor oluyor, akmıyor.