Kırık dökük aşklar, yaşanmamışlıklar, olmamışlıklar, bir çocukluk anısına teğellenmiş hüzünler, aşkın sonsuz bekleyişleri, ayrılıklar, kentler, köyler, yollar, rüzgârlar, gündoğumları, biraz keder, biraz da neşeyle çatılmış evler… Hayat bizim için saklamaya hazır olduklarımızı, bize yakışanları, ihtiyacımız olanları ve bizi büyütecekleri, bizi biz edecekleri biriktirir…
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu gidenler için bir ağıt, kalanlar içinse bir şiir, biriktirilmiş insan öyküleri…
Şermin Yaşar, Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu’nda o çok özlediğimiz “insan”a bütün görkemiyle geri döndürüyor bizi. Hazırlayın yüzünüzü. Gülüşünüzün yanına biraz da keder koyun, okurken biraz ondan alacaksınız, biraz bundan. Kıtlama çay içer gibi...
"Oyuncu Anne" lakabıyla bilinen ve yazdığı ebeveynlik kitaplarıyla büyük bir ilgi kazanan Şermin Çarkacı, 2017 yılında medeni durum değişikliği sebebiyle babasının soyadı olan Yaşar soyadını kullanmaya başlamıştır.
Yazarın, Şermin Yaşar ismiyle yayımladığı ilk kitap "Tarihi Hoşça Kal Lokantası"dır.
Normalde öykü kitaplarında sevilen öyküler belirtilir, şu ve şu öyküyü çok beğendim diye. Ama bu kitapta ben iki öykü hariç heeeeeer öyküyü çok beğendim.
Bir kere yazarın en takdir edilesi yanı, her hikayesinde kalem değiştirmiş olmasıydı. Peş peşe okuduğunuz iki hikaye birbirine girmiyor, dönüp geri baktığınızda hikayeleri birbirinden ayıran çok güzel sınırlar var. Anlatmayı seçtiği konular da çok güzel, tam anlamıyla 'hayat'ı anlatıyor.
Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap, naif ve yüreğe dokunan...
"Görünmez bir defter vardır babaların elinde, başkalarının sözüyle kapandığı çok olmuştur."
Şermin Yaşar’ı sosyal medyadan takip ettikçe kitaplarını okumak istedim hatta ona sarılmak ve bir de o meşhur çayını içmek..Belli ki zamanını beklemişim,yeni kitabınaymış tanış olmamız.Öykülerin her biri başka hayat..Her bir karakter içimizi açıyor onlar içini açtıkça.Ağlıyor,gülüyor ve bekliyoruz.Umut var,hani o en içteki/en kuytudaki..Sonra birileri köşeleri dönüyor birileri uçurumun kenarından.Ve bazıları da tutuyor ellerinizden “yahu seninki de dert mi benimkinin yanında?” diye bakıyor gözlerinizin taa içine..Cevap verebilene aşkolsun.Aşk da olsun elbet ama böyle kelimeler eksik olmasın hayatlarımızdan. . Sonradan Ayşen şimdinin Nurşen’i,yüzünü görseniz evlerden ırak diyeceğiniz Vecdi’yi,saatin arkasında kazılı Ömer’i aslında kitaba içkin her karakteri alıyorsunuz yamacınıza.Bir bakmışsınız her telden bir şarkı..Herkesin kendi yöresinden bir hava bulacağı..
Ah... desem. Kocaman bir düğüm bıraksam buraya. Günlerdir her öyküde boğazımda taşıdığım o düğümle vedalaşsam, buraya emanet etsem onu. Ah... desem, yüreğimdeki sızıyla vedalaşsam... Yazarın yetişkinler için kaleme aldığı ilk öykü kitabı #tarihihoşçakallokantasi ni da çok çok beğenmiştim ama bu kitap... öyle derin, öyle dikkatli, öyle naif bir gözle gözlenmiş duygular var ki kitapta, her öykü bir nakış motifi. Her öyküyü ayrı beğendim ama 'Kimlikte Nurşen' ve 'Fehime Halamı Kaybedip Tekrar Bulduğumuz Gün' ayrı sarstı beni. Şermin Hanım'ın çok dikkatli bir gözlemci olduğunu düşündüm bir kez daha. Hikayelerdeki ortak duygu 'kayıp' 'ölüm' 'yas' olmasına rağmen yer yer buruk bir tebessüm de konuyor dudağınıza. Ama sonra tekrar birkaç kelimeyle çarpılıyorsunuz.
Velhasıl ben kitabı çokça beğendim. Ara sıra dönüp tekrar tekrar karıştıracağım bu yüzden💟 Öyküseverlere, öykü okumak isteyip nereden başlasam diye düşünenlere naçizane tavsiyemdir🍃
#alıntılar
"Anlıyordum ki fakirlik ve ucuzluk aynı şey; biri insana, biri eşyaya mahsus; ikisi de sevilmiyor, ikisinde de tüm samimiyetine rağmen değersizleşiyorsun"
"İnsan tükenir. Doğduğu andan ölümüne kadar büyüyor, gelişiyor, yaşlanıyor gibi görünse de içten içe tükenir. Eşya öyle değil, dokunmadığın sürece azalmaz ama insanoğlu ona da dokunur, suyunu çıkarır, yer, bitirir, yok eder."
Şermin Yaşar ile ilk tanışıklığımız eşinin ölümünün ardından yazdığı etkileyici birkaç cümle ile olmuştu. ‘Sen bu adamı çok sevdin, neden?’ diye soran arkadaşına ‘Konuşabiliyoruz. Bu, o kadar müthiş bir şey ki, hiç susmasın, hiç susmayayım istiyorum’ diye yanıtlamış. Ne aşk diye düşünmüştüm sükunette huzur bulduğum o günlerde. Kadın, çokça telafuz edilen birkaç kelimeyi yan yana getirmiş ve bir acıyı görünür kılmıştı. Hiç susmasın diye dilediği biri susmuştu ya. Sükunet kimine huzur kimine acıydı yine. Takip etmedim sonraları ne oldu, ne bitti, ne hissetti, unuttu mu diye. Bu kitap da hediye edilmese kendim alır mıydım pek emin değilim. (Bazı sosyal medya hesabı sahiplerine karşı yıkılması zor bir önyargı duvarına bir taş atmış oldu yazar) Belki üstün düzeyde bir kurgu, betimleme, bir olay yok bu öykülerde ama samimi, duygulu ve çok tanıdık. Kalbine dokunmayı başarıyor en nihayetinde. Bir de sonda, eşi için yazdığı birkaç sayfa yazı ile gözlerimi doldurmayı bile başardı. Nedim beyi merak ettim yine. Girdim baktım instagram hesabına ‘oyuncuanne’ Şermin Yaşar’ın. Kadın hayatına devam etmiş dedim içimden. Bir sürü aktivite, arkadaş, gülümseyen yüzler. Hiçbir acı ilk anki gibi kalmıyor işte! İyi ki… Sormuş ya son sayfada “İçimde tek bir mum kalacaktı hani; peki ne, bu yürekteki bin dönümlük orman yangını?” diye. Yangın söndü mü bilinmez ama ‘zaman’ kimyasal olmayan terapötik yöntemler içinde kür garantili tek tedavi gibi. Hala…
Şermin Hanım’ı sosyal medyadan tanıyorum. Ancak nedense hiç kitabını okumamıştım. Göçüp Gidenler Koleksiyoncu’su okuduğum ilk kitabı oldu. Öykülerini çok ama çok sevdim. Öykülerindr anlattığı hikayeler o kadar hayatımızın içinden ki… Her öyküsünden sonra birkaç gün o öykü üzerine düşündüm. Sanki o öyküleri Şermin Hanım bana sesli anlatıyordu. O kadar yalın ve açık bir dille yazılmıştı kitap.
Beğenmediğim öyküsü olmadı. Her öykünün yeri bende ayrı olacak. Şermin Hanım’ın diğer öykü kitaplarını da yazılma sırası ile okuyacağım.
Şermin Yaşar'ı "Başlarım şimdi anneliğe" kitabı ile tanımıştım. Kitabını çok sevmiştim, çabalamadan içten ve bir oturuşta yazışmış bir havası vardı. Bana iyi gelmişti. Ondan sonra bir iki kitabını okudum ama aradığımı bulamadım. Bu kitabı ise hikayelerden oluşuyor. Çok fazla hikaye okumayı sevmesem de kitaba bayıldım. Çok güzeldi. Gülümsetti, ağlattı beni bir duygu girdabında oradan oraya attı.
Cok guzel ve ince ince orulmus masum bir yumak iplik gibi hikayeler; sizi daha hirka olmadan sarmaliyor, ısıtıyor bazen gulduruyor bazen cok huzunlendiriyor. Bayildim ya Remzi'ye hayırsız enisteye abajura.. bircok arkadas edinmis ve simdi benimle birlikte hep kalacak guzel hikayeler edindim.
Kelimeleri bir araya getirmekte cesur olamayan benim için; ‘Yaz, bu kitap için birşeyler yaz’ dedirten kitap.... Kısa kısa öykülerle hiç tekrara girmeden, kelimelerin sanki dans eder gibi bir araya geldiği, bambaşka Dünyalara sizi götürecek bir kitap. Her öyküde bir tatlı gülümseme, bir garip hüzün, bir buruk acı enteresan bir şekilde yan yana.. Göçüp gidenleri kalanlardan dinlemelisiniz bir de...
“Acıyı çekerken çekiyorsun, anlatırken gözyaşların senden önce konuşuyor. Yıllar içinde alışıyorsun, her geçen gün daha çok alışıyorsun. Bir zaman sonra başkasının hikâyesi gibi anlatmaya başlıyorsun, sanki sen yaşamamışsın, sanki sen çekmemişsin gibi.”
"... nasibinin seni bir gün mutlaka bulduğuydu. Her şey insana yazılıyor diye düşündü; ama bazen ulaşmıyor. Bilmediğimiz nedenlerle dolaşıp duruyor hayatın içinde. Bazen yanından geçiyor insan yazgısının, bazen elinden tutuyor ama bunun kaderi olduğunu anlamıyor. Tam yakalayacak gibi oluyor ama uçup gidiyor. Sonra bir gün, hesapta yokken, hiç beklemezken, başka alemlerdeki seyrini tamamlıyor senin olan şey, ÇIKIP GELİYOR VE SENİ BULUYOR. Olmazlar, çok zorlar ve imkansızlar anlamsızlaşıyor. Ömer'in saati gibi...”
Küçükken bir komşumuz vardı, sık sık bize gelir akrabalarının tanıdıklarının hikayelerini anlatırdı. Bazılarında kahkahalar atar bazılarından kimse görmesin diye koltuk yanına kayar göz yaşlarımızı silerdik. Şermin Yaşar da beni yeniden o günlere götürdü. Kimi hikayelerde kahkahalara boğuldum kimisinde göz yaşlarına… Ama en çok Kimlikte Nurşen etkiledi beni. Uzun süre unutmam gibi onu acısını. Bir de Geçtiğimiz Kırk Gün’ü kaybettiği eşi için yazmış sevgili Yaşar, öğrendikten sonra daha da etkiledi beni.
Herkesin okumasını istediğim bir kitap kesinlikle, herkes okusun Allah da bizi Vecdi gibilerinden korusun.
Ah o kitabın en sonundaki “Geçtiğimiz Kırk Gün”.. Hem kendimi hem de Şermin Hanım’ı düşünerek hüngür hüngür ağlayarak bitirdim. Çok güzeldi, daha nice hikayeleri bizimle paylaşması dileğiyle.
İnsan hayatından kesitleri barındıran, Türk kültürünü şeffaf bir şekilde yansıtan bir kitap. İnsan ilişkilerini, içsel dünyalarını okuyucunun gözünde canlanacak şekilde görsel ve sürükleyici bir üslup ile anlatıldığını düşünüyorum.
“Her şey insana yazılıyor diye düşündü; ama bazen ulaşmıyor. Bilmediğimiz nedenlerle dolaşıp duruyor hayatın içinde. Bazen yanından geçiyor insan yazgısının, bazen elinden tutuyor ama bunun kaderi olduğunu anlamıyor. Tam yakalayacak gibi oluyor ama uçup gidiyor. Sonra bir gün, hiç hesapta yokken, hiç beklemezken, başka alemlerdeki seyrini tamamlıyor senin olan şey, çıkıp geliyor ve seni buluyor.”
Çok güzel anlatılar var içinde. Farklı hisler yaşatıyor, farklı hayatlar gösteriyor, düşündürüyor, güldürüyor.. Basit cümlelerin yanında edebiyat yapmanın da zirvesine çıkıyor. Son yazıyla da sarsıcı bir nokta koyuyor.
Yani o kadar gönlümün içinden kopup gelen bir 5 puanı var ki bu kitabın. İnanın abartısız söylüyorum, çok defa başka yerlerimden vurdu beni. Şermin Yaşar’ın da kalemi neymiş böyle. Vaay vay. Uzun lafın kısası; şiddetle tavsiyemdir. (Şiddetin bir tek bu kullanımını benimsiyorum.)
İnanılmaz güzel bir dille yazılmış dünyanın en arabesk, en kalp dağlayıcı kitabı... Okurken içim kıyıldı, kitabı duvara fırlatmamak için kendimi zor tuttum. Hep bir tane huzur verecek öykü bekledim. Hep bu kadar iyi bir anlatıcı Türk Filmi düzeyinde acıklılıktan sıyrılır, ajitasyon yapmayı keser diye bekledim. Gelmedi o öykü. İnanılmaz kıvrak tamlamalar, güzel betimlemeler, benzetmeler ama işte öykülerin karanlığı...
Kendisini kitaplarıyla tanıdığım ve sosyal medya vasıtasıyla çok sevdiğim bir arkadaşım gibi hissettiğim biri Şermin Yaşar.Bu yüzden ne yazsa okurum.Hatta bir arkadaşımla ortak kanaatimiz;Alışveriş listesi yazsa o da okunur ♥️ Hayata bakışı,hissettiklerini ve gördüklerini ifade edişi öyle tatlı ki...Bu kitap eşini kaybetmesiyle birlikte tam bir hüzün kitabı olmuş.Acısını hikayelerine akıtmış.Her bir ayrı ayrı hüzün dolu.Tavsiye ediyorum.Siz de okuyun dostlar ☺️
Çok severek okudum. Süper bir dili var kitabın. Akıcı. Yazarın bir hüznü var her hikayesinde de bu gorunuyor, komik diye okuduğum çoğu yer bile gonlumde aklımda çok hassas bir noktaya degdi ve huzunlendirdi. Bu kadar güzel öyküleri kacirmayin, okuyun, okutun.
En sevdiğim hikaye, enişte konulu olandı. Her biri değerli ama sanki en iyi hikayeleri en başta; romantik olanlar ise kitabın sonlarında bulunuyor gibi geldi..
Önce Şermin Yaşar'ı merak ettim sonra kitaplarını. Instagram paylaşımları o kadar içten, o kadar yalın, bizden biri gibi ki… Ve kullandığı dil, Türkçesi o kadar iyi geliyor ki kendisini okuma hissi uyandırdı bende. Ayrıca hayal gücüne de hayranım. Küçük hikayelerden oluşuyor Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu. Kitabın sonunda kocasının ölümü sonrasında yazdıkları ise beni benden aldı. Bir sevgiliyi kaybedişin perişanlığı, bıraktıkları, duygusu bundan daha iyi yol bulamazdı sanırım kelimelerde. Başınız sağolsun Şermin hn.
Gercekten tadina doyulmaz bir oyku kitabiydi. Her oyku birbirinden guzeldi. Once Tarihi Hoska Kal Lokantasi kitabini okuyup sonra bunu okudum. Digerini okuyacaklarin hevesini kirmak istemem ama bu kitabi kat kat daha guzel. {THCL'na 4 yildiz vermistim, bu durumda bu kitap 8-10 yildiz hakediyor}Oykulerin kurgusu, karakterlerin insanin icine isleyen siradanligi, duygulari aktarisi gercekten hepsi ama hepsi basariyla harmanlanmis. Ozellikle oyku severlerin muhakkak okumasini tavsiye edecegim bir kitap.
Bazen bir şeyleri özlersin ama ne olduğunu çıkaramazsın, bulamadıkça daha çok içine dert olur. İşte bu kitap da o derde çare oluyor. Naif ve oldukça zarif dili ile bir kez daha iyi ki yazılmış dedirtti. Daha nicelerine, teşekkürler Şermin Yaşar... Evet kalanlar için hayat aşkla devam edecek, göçüp gidenlerin yanına varana dek.
Yazarla tanıştığım ilk kitap oldu ama bundan sonra başka kitaplarını da okuyacağıma eminim. Nasıl tarif edilir bilmiyorum ama sanki biri anlatıyormuşta karşıdan dinliyormuş gibi okudum kitabı. İçindeki bir kaç öykü dışında bütün öyküler o kadar hayatımızdan, o kadar içimizden ki insan her öyküde kendini başka yerlerde buluyor. Dili çok sade hatta konuşma dili niteliğinde şeker gibi bir öykü kitabı. İçerisinde en çok eğlenerek okuduğum öykü “Berhudar Olayım Necmi Enişte”, en çok duygulandıran öykü ise “Geçtiğimiz Kırk Gün” oldu.
İnstagramdan takip ettiğim ama hiç kitabını okumadığım bir yazardı Şermin Yaşar. İnstagramda nasıl yazıyorsa, öyküleri de aynı. Sanki kendini anlatıyor öykülerde. Çok güldüğüm ve beğendiğim hikayeleri de vardı, aynı ölçüde sevmediklerim de...