Kore Savaşı'nda mücadele edip, savaştan sonra orada kalan bilge bir Türkün dokunaklı hikâyesine yer veren bu roman başucu kitabınız olmaya aday...
Dünya insandan oluşan dikenli bir teldir. Yeryüzünde bir saniye bile yaşasan yaralanırsın! Hayata karşı mağlup olmuş, Kore Savaşı'nın derin izlerini bedenlerinde ve zihinlerinde taşımaya mecbur kalmış bir neslin yüreğinden dökülenlere kulak vermek; Yalnızlıklarına tutunmuş, kabullendikleri yenilgilerini tanımadıkları bir çocuğun gözlerinde yeniden yaşayan bir grup insanın çığlıklarını duymak; Yetimhaneden evlatlık alınan bir çocuğun kapanmayan yaralarına tanık olmak için; Bu romanı okumalısınız... Bu kitap görünmeyenlerin dile gelişidir...
Birbiri ardına gelişen olaylar üzerinde tek tek duran değil ama süreci çok güzel işleyen bir roman. Kore Savaşı sonrası Seul'de yaşamını kuran bir Türk askerinin yaşlılık sürecinde yaşadığı mahallesi ve evlat edindiği oğlu ile ilişkisini gözler önüne seriyor.
Kore'nin mahalle kültüründe birbirinden farklı karakterlerdeki insanların birbirlerine olan saygısını da net bir şekilde görebiliyoruz.
3 yıldız. Bir ara cidden sıkıldım. Çoğu kişi beğenmemiş bu kitabı. Sanırım bunun en büyük sebebi bir olay olmaması. Yalızca geçip giden günlerden parçalar anlatıyor. Bu da sayfaları hızla çevirmek istemenize sebep olmuyor. Kitap hakkında en sevdiğim içinde altı çizilecek çok güzel cümleler olmasıydı. Eğer heyecanlı olaylar arıyorsanız bu kitaptan uzak durun derim...
Bir sayıklama … Kitabın başından sonuna kadar olan tüm süreç.
Yeterli tarih, güncel bilgi ya da bir hayal gücü yok. Bu da kurgunun oluşmamasına sebep olmuş. Yazar böyle tercih etse dahi, durum kurgusu bu unsurlar olsaydı vurucu ve bilgilendirici olurdu. Ayrıca okuyucu açısından daha okunabilir bir eser oluşmasına sebebiyet verebilirdi. Felsefi ve psikolojik yaklaşımla araya serpiştirilen cümleler yine kurgunun yerinde olmamasından dolayı çok cılız kaldı. Hatta bazen yapmacık kaldı. Mahalle ortamı ve kişiler olsaydı yine ama en azından duygularının içinde savrulsaydık… Ne diyelim yazarın tercihi bu yönde ve tadına bakmış bulunduk.
Kore Savaşı sonrası orada kalan ‘Hasan Amca’ adlı karakter için kullanılan sıfatlar dikkat çekici. Yazar kitabın sonuna doğru ırklar hakkında her ne kadar -dünya insanı- görüşünü ön plana koyma girişiminde bulunsa da Yunanlı Yamos’u bir öncü olarak kullanarak okura ulaştırmaya çalıştığı Yunan esintilerini rüzgâra bırakması ilginç geldi. Yine Müslümanlık ve Türk kavramlarını ‘Hasan Amca’ ve ‘İmam’ karakterleri üzerinden işlemiş. *‘… Hastane odasının köşesinde duran imam yaklaşıp beni kucakladı. Ben, o gün bu dünyayı evlat edinmeye karar verdim. O yıl 10 Kasım sabahı, saat dokuzu beş geçiyor. Hasan Amca’nın yerine Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı Atatürk’ü yad ettim…’*
Son Honggyu evlatlık edinen bir çocuğun gözünden dünyanın pek çok yarasını anlatıyor.Kore savaşından sonra oraya yerleşen Türk Hasan ve Yunanlı Yamos,mahallenin koruyucu meleği Anna teyze,Dazlak..Her karakterin ayrı bir hikayesi var..Ve bu hikayelerin hepsinden alınacak güzel nasihatler..Herhangi bir sonun olmasına gerek yok.Savaş sonrası Kore’yi anlamak için bile okunabilecek bir kitap ‘başka topraklarda rüzgar sert eser’.Yetimhaneler,kapitalizme boyun eğen özellikle fakir insanlar,savaş sonrası psikolojik bozukluklar..
*Kitaba dair sevmediğim detaylar ise kitap kapağının ve iç tasarımının basitliği oldu. *Çeviride ise Türkiye’nin Korece konusunda en yetkin isimlerinden Göksel Türközü bulunuyor..
Yazı stili ve tercüme bence güzeldi. Olaylar bir yetimin gözünden anlatılıyor. Çocuğu Kore savaşı sonrasında orada kalmayı tercih eden yaşlı bir Türk evlat ediniyor (ya da daha çok koruyucu aile sistemi gibi bir durum) ve çocuk yeni yaşadığı yerdeki karakterlerin başına gelenleri ve bunlara nasıl tepki verdiklerini anlatıyor. Mutlu bir roman değil bu ama okuması keyifli ve ilginçti.
Halbuki yetimhane ve savaş olayları üzerinde durulsaydı ,konu fazla dağıtılmasaydı yazarın pek çoğumuzu derinden etkileyecek bir şeyler ortaya çıkarabileceği kesindi. Başka Topraklarda Rüzgar Sert Eser incelemesi için http://fgofilmdizianime.blogspot.com....
The main characters in this novel include Hassan, a Muslim who is the only one in town cutting pork; a child with scars on his body; Aunt Anna, who gently caresses those scars; and Uncle Yamos, the compulsive liar. The child also has a friend named Yujong, who stutters.
The two children believe that if a novel were about two foolish people treated with contempt and abuse, they may not be great novelists, but they could still be the protagonists of a great story.
This novel is about such 'faith'—the belief that even when someone keeps their mouth tightly shut, they are still constantly saying something. The two children hold beliefs that seem almost from another world, as if they have already disappeared and will never be seen again. One of these beliefs is that "differences" are merely a shadow of "similarities."
This is a novel about a child discovering such faith for himself. It’s a story that shows us how valuable and precious that kind of belief can be. And because of that, it should be a story for all of us. Many people feel 'different' from others. People who can’t see their 'differences' as 'the shadow of similarities' tend to keep their mouths shut. They start to stutter like Yojong. They can’t express themselves properly. Inevitably, I am one of them. There's no way I’m not.
It saddens us when we can’t say what we want to say. That’s why all the characters in this novel carry sadness. However, from their sadness, I, as a reader, feel a ray of light that offers a way out of that sadness.
Let’s be honest: I don’t want to be 'different.' I want to be like everyone else. I’ve often felt sad because my 'difference' seemed so distant from the similarities I saw around me. But after reading this novel, I’ve come to appreciate the value of 'difference.'
I’m not an orphan like the child in the novel, so I have a clear memory of my hometown. I couldn’t immediately think of the people I met as old friends or family members like the child in this story. But this is a virtue I now see I need, having lived as an immigrant far from my hometown for so long. Starting in an unfamiliar place, standing in an unfamiliar world—this is the path all the characters in this novel walk. It’s a path they walk while carrying scars no one knows about and gently stroking the scars of each others. Along the way, they begin to heal their own scars without even realizing it.
After reading this novel, I gained a “passageway for the wind to pass through my heart.” as Yujong says in the novel. I wish it would never dry up while I’m alive. At the end of the story, the child, who was adopted by his stepfather, Hassan and came to believe that he shared his blood, decides to adopt the world. He finds sweet fruits in his journey, from Uncle Hassan and the others he encounters. The people around him become like "wind" endlessly blowing in his chest.
I think I’ll spend some pleasant time thinking about what I, too, might adopt, as he has, through those "winds". I can hear a wind striking from nowhere. And there, I can see someone smiling at me.
From a more academic or analytical point of view, there’s a lot to take away from Son’s novel, particularly about how war transformed and integrated a hidden sector of multi-culturalism in South Korea, but I honestly didn’t really enjoy reading the book. I could understand the intentions and unique qualities of each character, but I wasn’t drawn to the story that much and had to drag myself through the book.