"Az sözle çok manaya işaret edecek şekilde yazılmış bir kitap gibi insan da, bu âlem kitabının özlü bir ifadesidir."
İnsan, yaratılmışların en yücesi olması nedeniyle bütün mevcudatın özelliklerini belirli yanlarıyla içinde barındırır. Bu sebeple de, ehl-i irfan tarafından "küçük kâinat" olarak nitelendirilir. Peki, insana bahşedilmiş olan bu vasfın hakkı, günümüzün maddeye indirgenmiş dünyasında nasıl verilebilir?
İslam dünyasının en büyük âlimlerinden mutasavvıf ve müfessir Râgıb el-İsfahanî Mutluluğun Kazanılması'nda, açık ve samimi diliyle; ayetler, hadis-i şerifler ve büyük zatlardan nasihatler eşliğinde "insan"ı yalnızca etten kemikten cismanî yönüyle değil, manevî yönüyle ele alıyor. Mutluluğun Kazanılması, kendine ve çevresine faydalı olabilmesi için bir buğday tanesi gibi öğütülüp pişmesi gereken insanın dünyadaki bu olgunlaşma sürecinde tâbi olacağı evreleri, bu dönemler sonucunda ulaşacağı mutluluğu ve yaratılış gayesine uygun bir yaşamla ulaşacağı ahiret mutluluğunu açıklarken bir kendini bulma ve bilme kitabı niteliğini taşıyor.
Kitapta, insanın varlığı sebebiyle murad edilen bir kıymetin olduğu, ölümün bir başlangıç ve ahiret hayatının gerçek hayat olduğu, insanın alemi içinde barındırdığı ve bu dünya da ancak ahiret bilinci ile Allah rızası gözetilerek yaşanırsa mutluluğun kazanılacağı dile getirilmiştir.
‘Mutluluğun Kazanılması’ denildiğinde ilk aklıma gelen şu an için bir yarar sağlaması dolayısıyla dünya hayatı için bir fayda vermesi veya yol göstermesi olarak düşünüyordum. Bu şekilde düşünmemin sebebi ise içinde bulunduğum halden ötürü sanırım. Çünkü anlam arayaşı, varlık sorgusu, huzur ve mutluluğun elde edilmesi insanoğlu için en kadim en çok cevap aranan konular. Benim de çokça vaktimi alan, derinlemesine düşündüğüm konular. Ama ekseriyetle bu düşünme hallerinin sonıuçlarının hep bugün dolayısıyla dünya hayatı için etki göstermesini istediğimi ayrımsadım.
‘Mutluluğun Kazanılması’nın ancak ahiret bilinci ile hareket edilirse elde edilelebileceğini, temelde bu dünyada yapılanların ise Allah’ın rızasını kazanmak suretiyle yarar sağlayacağını anlatılanlardan kavradım. Böyle olunca da iman edip inandıklarıma göre yaşayıp yaşamadığım konusunda kendimi sigaya çektiğimde bu sorgudan başım dik, yüz akıyla çıktığım söylenemez.
Konuların anlatılırken ayetlerin referans gösterilmesi ve ayetler ile verilmek istenilenin açıklanması okuduklarımın tesirinin artmasına yol açtı. Onaylayıp inandığım ancak dünya uğraşları sebebiyle unuttuğum gerçeklerin hatırlatılması, mana arayışımı tekrardan doğru yöne yöneltti. Kuran ayetlerinin verdiği net ve eksiksiz hissetme hissi içimi sevinçle doldurdu.
****
"Anlaşılan o ki bu büyük yazar, 'İlme küllünü / her şeyini vermezsen ilim sana cüzünü / hiçbir şeyini vermez.' kaidesince yaşamış ve hayatını ilme adamıştır."
"...tane taneye, tane imameye..."
"...insan; bütün kainatın, yani Allah'ın isimlerinin tecelli etmesiyle varlık aleminde yaratılmış olan her şeyin özüdür. Bu sebeple kendini bilen kainatı bilir."
"Nefsin istek ve arzuları anlamına gelen heva şeytanın ta kendisidir." (hadis)
"Nefsin istek ve arzularına uymak, ibadete layık tek varlık olan Allah dışında başka bir mabud edinmektir." (hadis)
"Onlar Allah'ı unuttular, Allah da onlara kendi hakikatlerini unutturdu." (Haşr Suresi 59:19)
"Az sözle çok manaya işaret edecek şekilde yazılmış bir kitap gibi insan da, bu alem kitabının özlü bir ifadesidir. Başka bir açıdan ise insan; alemin derunu, özü, özeti ve sonucudur. O adeta yoğurdun içinde gizli olan tereyağı ve susamın özünde bulunan susam yağı gibidir. Alemde her ne var ise insan, mutlaka bir yönden ona benzemektedir. O; kendinde sıcaklık, soğukluk, yaşlık ve kuruluk olması cihetiyle en temel unsurları içinde barındırır. Cisim olmasıyla madenlere, beslenmesi ve büyümesiyle bitkilere, hissetmesi, korkması, ürkmesi, tat alması ve acı çekmesiyle otçul hayvanlara, saldırganlığı ve kızgınlığıyla yırtıcı hayvanlara, aldatması ve saptırmasıyla şeytana; Allah'ı bilmesi, O'na ibadet etmesi ve yeryüzünde O'nun temsilcisi olmasıyla meleklere, Allah'ın bütün hikmetlerini, kendisinde özlü bir şekilde toplamasıyla Levh-i Mahfuz'a benzemektedir. Hikmet ehlinden bazıları, insanın bedeninde dört bin, nefsinde ise yine bu sayıya yakın bir oranda hikmetin var olduğunu belirtirler."
"Güzel söz; kökleriyle toprağa sağlamca tutunmuş, dallarıyla gökyüzüne uzanarak hoş bir görüntü oluşturan, Rabbinin izniyle de her zaman bol meyve veren bir ağaca benzer. İşte Yüce Allah; insanlar, üzerinde düşünsünler, kendilerine ders çıkarsınlar diye böyle güzel sözler söylüyor. Kötü söz ise kökü topraktan koparıldığı için gövdesinin üzerinde duramayan ve o kötü haliyle kuruyarak yok olmaya mahkum olan bir ağaca benzer." (İbrahim Suresi, 14:24-26)
"Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir..." (Yunus Suresi, 12:24)
"İnsaf, adaletli olmak demektir ve itidal kelimesiyle bağlantılıdır. Faziletli / üstün olmak ise iyilik ve ihsan anlamındadır. İnsaflı / adaletli davranmak, yapılan oranı aşmadan iyiliğe iyilikle, kötülüğe de kötülükle tam karşılığını vermek demektir. Faziletli / üstün davranmak ise yapılan iyiliğe fazlasıyla, kötülüğe ise daha azıyla mukabele etmek demektir. O zaman, faziletle hareket etmek adaletle davranmaktan daha güvenilir gözükmektedir. Çünkü insan tam karşılık vereyim, adaletli davranayım derken fazla kötülük veya eksik iyilik yapabilir ancak faziletli davranırsa böyle bir sorun kalmaz."
"İnsan ancak güç yetirebildiklerinden sorumlu tutulur." (Bakara Suresi, 2:286)
"O, hanginizin daha iyi kul olacağını, daha güzel işlerle uğraşacağını ortaya çıkarmak için ölümü ve hayatı yaratandır." (Mülk Suresi, 67:2)
"Üzerinde vazife olan ve bilmesi gereken şeylerle uğraşması gerektiğini bilen kişi, ilim sahibi olmasa dahi bilgili biri olarak kabul edilir. Çünkü cehaletinin farkında olan ve bilmediğini idrak eden insan, bilmediğini de bilmeyen gafile göre bilgili sayılır."
Günümüzdeki mutluluk zorlantısını körükleyen alelade bir kitap değil kesinlikle. Ama Sufi Kitap’ın benzer tasavvuf eserlerinden görece daha az feyizli bir kitap sanki. Yine de içindeki bilgilerden dolayı kıymetli midir, kıymetlidir.