Maalesef sevemedim.
İpek isimli kız çocuğunun gözünden aile yaşantısını, arkadaşlıklarını, çocukluk aşklarını okuyoruz. Karakterimizin 7-12 yaş arasında büyüyüşünü ve yaşadıklarını görüyoruz. Her ne kadar konu sıradan da olsa çocukların gözünden anlatılan öyküleri, romanları okumayı seviyorum ancak bu fazla sıradan geldi ve beni etkilemedi yazarın anlattıkları. Keşke yan karakterlere daha çok yer verilseydi başka bir zenginlik aradım kitaptan. Ancak en önemlisi ve neredeyse kitabı yarım bırakmamı sağlayacak şey, yazarın sürekli anlattığı olay örgüsündeki bir olayı herhangi bir şeye benzetmesi. Örnek olarak alıntılayacağım ama inanılmaz okuma zevkimi kaçırdı. Kamyon arkası sözleri okuyorum gibi hissettim ve sanırım kitabı sevmememin en büyük etkisi de bu.
"Ama bilgi, pahalı elbise gibi bir şey. Kullanacak, giyecek yerin olmayınca kıymeti yok; öyle boş boş duruyor dolapta." sf. 79
"Ama annemin hemen arkasından balkona fırlayan o beşibiyerde arkadaşlarını görünce; hava azıcık soğusa, saklı durduğu yerden yazlık kıyafetlerin çekmecesine anlayamadığım bir hızla inen kışlıklar gibi geldi sinirim birden." sf. 90
"Bunun en önemli sebebi, gün grubumuzun bizim bando takımına benziyor olmasıydı galiba. İnsan benzer şeylere çabuk alışır ya, öyle bir durum sanırım. Hani ilk kez yediğin bir şey, daha evvel yediğin bir şeye benziyorsa tanıdık gelir de beğenirsin. Veya yeni tanıştığın biri, daha evvel tanıdığın birini hatırlatırsa; yabancılık çekmezsin de daha çabuk alışırsın ona." sf. 95
"Yeter be! diye bağırdı biri. Olduğum yerde sıçradım resmen. Sanki tahterevallide yukarıdaymışım, o an aşağıda olan arkadaşım gıcıklığına aniden inmiş, ben de lank diye popomun üzerine çakılmışım; o hızla yere çarpınca hıçkırır gibi üst üste iki kez daha zıplamışım gibi." sf. 136
Daha birçok alıntı yapabilirim ancak anlatmak istediğimi anladığınızı düşünüyorum. Bir iki aa tatlı benzetme evet evet bu deseniz de bir yerden sonra hem gerçekten sıkıyor hem de olaydan kopmanızı sağlıyor.