Kadri Gürsel bu kitapta gazeteci olmak ve gazeteci kalmak için verdiği mücadelenin öyküsünü anlatıyor.
Yazdırmamak ve konuşturmamak için çabalayan işbirlikçi medya patronları, tetikçiler, troller, darbeciler, Cumhuriyet'e operasyon, hapislik, gülünç bir iddianame, By-Lock suçlamaları ve bir siyasi dava karşısında yazarın yaşadıkları, aslında sizin öykünüz.
Öyledir, çünkü mesleğinin hakkını vermekte ısrar ettiği için, “üye olmamakla birlikte terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” ile suçlanıp hapse atılan Kadri Gürsel'in başından geçenler, herkes için bir işaret fişeğiydi.
Tıpkı eski zamanlarda kömür ocaklarında bir emniyet tedbiri olarak tutulan kanaryaların grizu sızıntısını ebediyen susarak haber vermelerindeki gibi, medyanın susturulması da tüm ülke için kötüye gidişin ve krizin habercisiydi.
Artık gazetecilerin ülkeyi yönetenlere soru soramadığı Türkiye'de şimdi savcılar ve yargıçlar gazetecilere soru soruyor: “O köşe yazısını siz mi yazdınız? Silahlı terör örgütlerinden talimat aldınız mı?”
Okur ve izleyiciler de soruyor:
“Onunla program yapmaya nasıl tahammül ettiniz?”
“Hapiste en çok neyi özlediniz?”
Kadri Gürsel elinizdeki kitapta kendisine yöneltilen ilginç ve tuhaf sorulara da cevap verirken okurun zihin dünyasına yeni pencereler açıyor...
Okuyup bitirince kekremsi bir tat kaldı zihnimde. Sonra tam da bunu amaçladığını anladım Kadri Gürsel'in. O tadı bırakan kitabın kibirli haliydi. Bu da Kadri Gürsel'in yaşadığı haksızlıklara karşı ve verdiği mücadele adına geliştirdiği stratejiydi. Bunu da açıkca ifade ediyor zaten 276. sayfada: "Mahpushaneye karşı koymak için kendinize karşı sevimsiz olmayı da göze alacaksınız. Kibir mesela... Dışarıda sizi fazlasıyla antipatik ve itici kılar belki ama içeride işe yarar... Siz hapisteyken kibir, zorbaların karşısında ayakta durma gücünüzü artırır; tabii kibri taşımayı bilenler için."
Kitabı okurken belli bir yere kadar, Kadri Gürsel'in başına gelen haksızlıkları serinkanlılıkla karşılayışının, acı çekmemek için "yüzleşmekten kaçınma" durumu olduğundan şüphelenmiştim. Fakat kitabın son bölümüyle birlikte Kadri Gürsel'in, olaylar kendisine direkt dokunsa bile geniş bir perspektiften bakmayı başardığını; onun "başına gelen"in aslında hepimizin başına gelenlerin bir ön neticesi olduğunu anladım. Yazar, yaşadıklarına Türkiye pespektifinden uzaktan bakışı bütün hayatı üzerinde uyguladığında; lisedeyken sola meyletmesini, hapis yatmasını ve gazeteciliği seçmesini, hatta dünyaya gelişine sebep olan tesadüfü bile Türkiye'yi 10 yılda bir vuran darbeler silsilesi ile direkt ilişkilendirmiş. Sınırlı seçenekler arasından hayat yolunu özgür iradesi ile belirlediği zannına sahip olan bizler de benzer ilişkileri pekala kurabiliriz. Zorluklar kimini yıkar, küstürür, sindirir, kimilerini ise Kadri Gürsel'de olduğu gibi çelikleştirir. Dört bir taraf programıyla tanıdığım ve tahriklere kapılmayan serinkanlı üslubunu, nesnel yaklaşımını beğendiğim bir gazeteci kendisi. Şimdi de medyascope'tan gündeme dair analizlerini takip ediyorum. Kitabını okuduğum için memnunum, tavsiye ederim.
Yakın tarihi anlatmış aslında kendi hayatını anlatırken. Milliyet Gazetesinde yazarken Demirören ile konuşması sonrası yollarının ayrılış hikayesi, aslında Galatasaray'dan ayrılıp başka bir lise arayışı arasında pek farklılık yok. Objektif kalmaya çalıştığını iddia ediyor fakat sonra da bunun aksini söyleyerek tarafgirliğini doğru bildiğinden şaşmadığını söyleyerek ikilem oluşturmuş. Haksızlığı kendi penceresinden anlatmış. Farklı pencerelere de kapı aralasaydı iyi olurdu.
Otobiyografik öğeler barındıran bir iç dökümü demek sanırım yanlış olmaz kitap için. Ülkemizdeki adaletten yoksun hukuk sistemini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Nasıl ve neden mahpusluk olduğunu anlatması bir yana kendisine husumet besleyen "gazetecilerle" olan hesabını da bu kitabında görüyor. Saygı duyduğum bir karakter Kadri Gürsel. Kitabı da aynı saygıyı hak ediyor.
Yazdırmamak için uğraşılan insanların inadına yazıp, yaşananları kayda geçirmesi önemli. Kitap net duruşlu bir gazetecinin özyaşam öyküsü ile bir ülkenin yaşadığı sürreel yargılamanın güncesi. Kadri Gürsel kendini değil Türkiye’yi anlatıyor.
Sinir bozucu bir kitap! İddianamenin sacmaligi ve Kadri Gürsel'in yasadiklari mi, yoksa Kadri Gürsel'in olanlari bu kadar sogukkanli anlatmasi mi sinir bozucu tam karar veremiyorum. Yazarin, ozellikle kisileri ve ortami tasvir etmede kullandigi gozlem gucune hayran olmamak elde degil. Bazen kendimi roman okur gibi hissettim bu yuzden.
Gercekten cok ilginc bir yasami varmis. Varlikli ve siyasette sag tarafta etkili bir aileden gelip, solcu olmak, lise ogrencisiyken hapis yatmak. Sanirim onun hikayesinde beni en uzen, genc bir delikanliyken hapse girmesi ve bunun ruhunda derin izler birakmasi oldu.