Bir öykü klasiği. Damıtılıp saflaştırılmış bir iksir var Ülkü Tamer'in bu kısacık kitabında. 4 öykü, 50 sayfa. Yazar'ın Antep'te geçen çocukluğundan kalan eşsiz anılar ve bir benzerinin daha yaratılamayacağı, yani tarihin kendisi bile onları tekrar yaratamaz, karakterlerin tertemiz, şırıl şırıl ve de pırıl pırıl öyküleri.
O kadar özgün bir mücevher ki bu, onu klasik eleştiri terazisine koysak, karşı kefeye ne koyacağız? Gülü gülle tartarlar misali, o cinsten bir şey bulmak lazım ama yok. Yine kral bir Antepli olan ve bir PKK bombasıyla aramızdan ayrılmış olan (bunu asla unutamam) Onat Kutlar'ın İshak kitabı geliyor aklıma. Ancak bu ikisine de haksızlık olur. İshak girift bir labirent gibi oylumlu, kütleli, ağır ve de kurşun gibi sert, can alıcı bir kitap. Onun da bir benzeri yok. Ama Alleben Öykülerini ancak şuna benzetebilirim: Alleben deresinde balıkların yüzdüğü önceki yüzyılın, hiç telefon ekranına bakmamış bir çocuğunun, derede çimdikten sonra gür kirpiklerinden süzülen bir damladaki güneş yansıması. Ve onu evde bekleyen annesinin kapıda göründüğünde önce kızıp sonra bağrına bastığındaki o kısacık ve ölene dek akıldan çıkmaz sıcaklık. Mesela. Böyle bir güzelliği nesnel kıstaslara vurmak kolay değil.
İyi de ne anlama geliyor bu bir araba laf? Kısaca özetlemeye çalışayım: Bugün Antep Milli Eğitim Müdürlüğü tüm lise öğrencilerine bu kitaptan birer kopya verip, edebiyat imtihanlarını bu kitapla bitirip, bu kitabın hakkını veremeyen veletleri sınıfta bırakmıyorsa, ahirette bunun hesabını acı acı verecektir.