İran Masalları 2, oldukça ilgi gören ilk kitaptan farklı olarak özel bir kültürün; Zağros Dağları’nda göçebe bir hayat süren Bahtiyari aşiretinin masallarını anlatıyor. Bahtiyariler toprağı işleyerek geçinen, sıcak ve soğuk mevsimlerde yer değiştiren; içe dönük, dış dünyadan kopuk ve gelenekçi bir topluluktu. Uzun yıllar gizli kalan masalları da sert koşulların ve ortak geleneksel yaşayışın etkisiyle cesareti, yiğitliği, azmi, dindarlığı ve kanaatkârlığı vurguluyordu.
1900’lü yılların başında İran kültürüne ilgi duyan bir İngiliz asker, bölgenin yaşlı ve namlı kimseleriyle oturup notlar almış. Ortaya da cesareti, özveriyi ve sadeliği anlatan bu büyülü masallar çıkmış.
Books can be attributed to "Anonymous" for several reasons:
* They are officially published under that name * They are traditional stories not attributed to a specific author * They are religious texts not generally attributed to a specific author
Books whose authorship is merely uncertain should be attributed to Unknown.
Masallar toplumsal yaşamı yansıtan büyüleyici anlatılardır. Çeşitli ihtiyaçlardan doğmalarının yanı sıra mucizelere gebedirler üstelik gerçeklerin dışında kalmalarına rağmen hayata dair öz bir tecrübe içerirler. Gel gelelim çok büyük bir hevesle başladığım bu masal kitabında takıldığım çok fazla detay vardı.
Bazı metinlerin içerisinde tutarlılık aramak şöyle dursun neye uğradığımı şaşırdım. Bahsi geçen kitabın önsözüne göre masallar İngiliz bir asker olan David Lockhart Robertson Lorimer tarafından derlenmiş. Bu masalların gerçekleri yansıttığına inanmak istemiyorum ve bu sebepten açılınız bir komplo teorisiyle geliyorum...
Bana kalırsa dil ve anlaşma konusundaki bir yetersizlik sebebiyle ortaya böyle bir anlatı çıkmış olabilir. Ki ikinci ihtimalim biraz daha çirkinleşiyor; kasten ve kültürle alay geçmek için de böyle bir eser uydurulmuş olabilir. Bilemiyorum çok uzak memleketler değiliz, beslendiğimiz kaynaklar birbirine yakın. Doğu toplumunu başka türlü lanse etmek isteyen bir algı sezdim ben çoğu masalı okurken.
Kıssadan hisse mantığı neredeyse hiç yoktu. Eksik bir lezzet vardı ve çarpık bir aktarım. Bahsi geçen çarpıklıklara örnek vermek gerekirse bir kız çocuğu eline kına yaktırmak istediği için annesini rahatça öldürebiliyor veyahut bir adam eşini kan kardeşi onu beğendi diye eşini boşayıp; arkadaşıyla evlendiriyordu. Bilemiyorum belki olaylar farklı şekilde anlatılmıştır belki masallar böyledir; lakin aktarım ve dil masal da her şeydir. Basite indirgenmiş ve "oldu, bitti, geldi, gitti" minvalindeki bir dil ile özü görmemiz pek de mümkün değildi.