“… gazeteciliğin de evrensel kuralları vardır. Ben de meslek hayatım boyunca bunlara bağlı kalmaya çalıştım. (…) En iyi bildiğim şey de gazetecinin tüm iktidarlara karşı bireylerin ve farklı toplulukların yanında olması evrensel ilkesini hiç aklımdan çıkarmadığımdır. Ana akımda çalıştığım 12 Eylül ve sonrası dönemlerde de bu ilkeyi hiç göz ardı etmedim.”
Memleket gazeteciliğinin önde gelen isimlerinden Tuğrul Eryılmaz sıkı bir 68’li: O “isyan günleri”nin coşkusunu hep içinde duymuş, Mülkiye günlerinde Hüseyin Cevahir’den Mahir Çayan’a Deniz Gezmiş’e dönemin gençliğinin sahip olduğu “daha iyi bir dünya yaratma” hayalini hiçbir zaman yitirmemiş bir 68’li. Eryılmaz aynı zamanda iyi bir gazeteci: Gazeteciliğin “sessizin sesi olmak” manasına geldiğini bilen, güçlüye karşı eyvallahı olmayan, doğru bildiğinin peşinde giden bir gazeteci.
Tuğrul Eryılmaz, Asu Maro’yla yaptığı uzun söyleşide Türkiye’de ve dünyada 68’li olmanın anlamını, o dönemki arkadaşlıklarını, tanıklıklarını, TRT’den Nokta’ya, Yeni Gündem’den Sokak’a ve Radikal İki’ye gazetecilik serüvenini, tanıdığı onlarca insanı kendine özgü renkli, sivri dilli üslubuyla, hiç sakınmadan anlatıyor.
Bir 68’liyle gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğine dair ders kitabı olarak bile görülebilecek, bir vakitler gazeteciliğin nasıl yapıldığını, günümüzdeyse nasıl yapılamadığını örnekleriyle ortaya koyan keyifli bir söyleşi…
Gazeteci Tuğrul Eryılmaz’la yapılan bir nehir söyleşi kitabı. 1950’lerin İzmir’inden başlayıp, Diyarbakır’a; oradan 60’ların Ankara’sına, Londra’ya ve en son İstanbul’a uzanan bir hayatı okuyoruz. Tuğrul Eryılmaz benim şanslı dediğim insanlardan. Öyle dönemlerde öyle insanlarla yolu kesişmiş ki Deniz Gezmiş de Kadir İnanır da kendine yer bulabiliyor hayat hikayesinde. Bu kitabı bir anı kitabı olarak görmektense aynı zamanda bir tür gazetecilik tarihi olarak görmek de mümkün. Gazeteciliğin zaman içinde nasıl değiştiğini görmek ve özellikle Radikal 2’nin hikayesini okumak da çok güzeldi. Biraz 68 kuşağına biraz popüler kültüre biraz da gazeteciliğe meraklı olan herkesin severek okuyacağını düşünüyorum.
Türkiye'de basın yayın alanında ilginç gruplardan söz edilebilir. Bahsettiğim patronların sahip olduğu gazete ve televizyonlardan oluşan gruplar değil elbet. Gazetelerin muhabir, editör, yazar, yayın yönetmeni kadrolarında yer alan ve dahil olmanın zor olduğu çevrelerden söz ediyorum.
Türkiye'nin basın yayın kuruluşlarından, popüler müziğine, sinemadan, edebiyata, entelektüel çevrelerden ilgi alanlarına kadar hakim olan/olmaya çalışan bir grup düşünün. İnsanların hangi filmlere gideceğini, hangi müzikleri dinleyeceğini, hangi romancılarını okuyacağına, hangi kadınları/erkekleri beğeneceklerine, kısaca zihinsel dünyamıza hakim olan/olmaya çalışan bir grup.
AKP iktidara geldikten sonra belki de en çok bu grupların tepkisini çekti, en çok ölümcül mücadeleyi de onlara karşı sergiledi. Önce liberallerden, sonra Gülen Cemaatinden kadro devşirmeye çalışıp bu çevreler ile mücadele etti. Adım adım gerilediler ve yenildiler. Gazeteleri kapandı, televizyon kanalları kapandı, kitapları çok ağır bulunup okunmaz oldu, beğendiği şarkıcılar konser veremez oldu, beğendikleri yönetmenler film çekemez oldu. Bu mücadelede kaybetmiş olmanın ardından geri çekildi bir kısmı, bir kısmı mücadeleyi azar azar da olsa sürdürüyor.
Tuğrul Eryılmaz, AKP iktidarının ikinci dönemine dek Türk basınında en çok sözü edilen bu çevrelerden birinin kurucularından diyebiliriz. O da kaybedenler cephesinde. Geri çekilmeye mecbur olanlardan. Geri çekilmesinin üzerinden bir süre geçtikten sonra kendi çevresinden bir başka muhabire, Asu Maro ile uzun soluklu bir nehir söyleşi gerçekleştiriyor. Kendi hayatını anlatıyor. Ama hayatından ipuçları veren, dünyasını bize sergileyen bir söyleşi değil bu. Oldukça steril bahsediyor kendinden. Kitap çıktıktan sonra Oray Eğin'e verdiği röportaj bile daha sahici, daha gerçekçi.
Eryılmaz kendini bir "68'li" olarak tanımlıyor öncelikle. Mülkiyeli... Mahir Çayan'ın, Deniz Gezmiş'in sıra arkadaşı, THKP-C'nin sempatizanı... Ama adı konmamış bir anarşizan tavra sahip, kendini ilk fırsatta İngiltere'ye atan, orada bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayan bir isim.
"Gazetecilik" onun kendisini tanımlarken kullandığı ikinci kavram. Ancak yeryüzünde bu kadar istemeyerek gazeteci olan her halde çok azdır. Önce TRT'de haberciliğe başlayan, ardından BYYO'da, Siyasal'ın kardeş okulunda asistan olan, ardından 12 Eylül'den sonra tepki gösterip istifa eden İstanbul'a Nokta dergisine giden, Nokta'nın Nokta olduğu yıllarda dergide çalışırken -sıkılıp- ayrılan ve Yeni Gündem'e geçen; İletişim Yayınları çevresinin en önemli atılımlarından biri olan Yeni Gündem'de Murat Belge ile anlaşamayan ama güzel gazetecilik yapan, ardından oradan da ayrılıp Sokak dergisini kuran; burada tam istediği gibi hak odaklı, yurttaş gazeteciliğinin ilk örneklerini deneyimleyen sonrasında 1991'de bunalım ve parçalanma içindeki Cumhuriyet'e dergi çıkarmaya giden, buradaki başarısını gazetenin eski ekibi geri gelip Hasan Cemal, Okay Gönensin, Emine Uşaklıgil ekibi yenilip giderken de gazetede kalmayı başararak gösteren, ancak yine -sıkılıp- istifa eden, Radikal kurulurken Radikal İki'yi kuran, Milliyet sanat ekini yeniden canlandıran, gazetecilik konusundaki deneyimlerini pek çok üniversitenin iletişim fakültesinde öğrencilere aktaran bir gazeteci Eryılmaz.
Kitap dediğim gibi çok steril, çok temiz, olan biten herşey, gazetelerin yayın toplantılarına giren, yönetiminde yer alan Tuğrul Eryılmaz'ın dışında, ondan uzakta, bilinmeyen bir yerlerde gerçekleşiyor gibi. Devrimci mücadelede yer aldığını, saf tuttuğunu anlatan, kendini her zaman için Dev-Genç'li ilan eden Tuğrul Eryılmaz, gazetecilik alanında kendi arkadaşı olan, sevdiği, beğendiği herkesi koruyup kollayan; ama beğenmediği herkesi dışlayan, onları eleştiren, gerektiğinde -kendi ifadesiyle- altını oyan bir kişi olduğunu sakin sakin anlatıyor bu kitapta.
Asu Maro’nun Tuğrul Eryılmaz söyleşisi, çok keyifli, çok renkli bir yaşamın kesitlerini sunuyor. Eğitimi, Mülkiye yılları, Londra macerası, bu dönemlerdeki sosyal arka plan, dolu dolu yaşanmış bir hayatın gençlik dönemleri renkli bir dille aktarılmış... Elli yaş üzeri için çok tanıdık isimler, tanıklıklar... Eryılmaz’ın gazetecilik yılları: TRT-Nokta - Yeni Gündem - Sokak - Cumhuriyet Dergi - Radikal İki... Çalışmalarını keyifle takip etmiş olan bir okur olarak, zevkle okuduğum bir nehir söyleşi oldu...
68’li bir gazeteci olan Tuğrul Eryılmaz’ın yaşamı Asu Mora’nın nehir söyleşisiyle kitaplaştırılmış.Tuğrul Eryılmaz çok alçak gönüllü, nerede olduğunu, nerede durduğunu, dünya görüşünü unutmadan gazetecilik yapmış. Tek derdi doğru haber yapmak ve ezilenlerin sesini mümkün olduğunca duyurmak. Nokta, Yeni Asır, Yeni Gündem, Radikal2, Sokak gibi dergi ve gazetelerde çalıştığı yılları, gazeteci arkadaşlarını, zamanın ünlü simalarını onun ağzından dinlemek çok güzel. Ne yazık ki böyle insanlardan çok kalmadı günümüzde.
Tuğrul Eryılmaz’ı şahsen tanımam ama sanat sevgim üzerinde annemden sonra belki de en çok emeği olan kişidir. Çıkardığı dergileri, gazeteleri, yaptığı TV programlarını yıllarca takip ettim. Arka Sayfa’yı o sıkıcı olarak nitelese de ben çok severdim :) Sanatla ilgili asık suratlı konuşmamanın mümkün, “jack of all trades, master of none” olarak hayata karışmanın keyifli olabileceğini anlamam konusunda katkısı çok olmuştur. Bu nedenle kitap haberini duyduğumda çok mutlu olmuştum. Bu vesileyle kendisinin hayat ve meslek yolculuğuna dair detayları öğrenebilmek, kendisini biraz daha yakından tanımak beni çok mutlu etti. Hayatta ayrıksı ve onurlu durabilmek mümkün, sanırım kitabı tek cümleyle böyle özetleyebilirim.
Huysuz ve gazeteci bir aydının mesleki ve siyasi hayatını keyifle okuyoruz. Farklı bir şeyler yapmanın zor ama illa da mümkün olduğunu Eryılmaz'ın başarılı ve başarısız denemeleriyle görüyoruz. İlham verici bir hayat öyküsü sımsıcak bir sohbetle karşınızda...
şahane bir nehir söyleşi... arka fonda türkiye'de herşeyin durmadan başa sardığını gösterirken renkli kişiliğiyle tuğrul eryılmaz'ın gazetecilik serüveni bir sürü dedikodu 😉