Sustunuz… Uzunca bir süre sustunuz. Niye böylesiniz? Böylesiniz işte. Sevdiğini hiç bağıra çağıra söyleyememişler gibisiniz. Haksızlık görünce dili tutulmuşlar gibi… Suskun. Bedeni huzurda namaza durmuş, kafası başka yerde münafıklar gibisiniz. Verdiğiniz sözleri yutmuş, ettiğiniz yeminleri bozmuşsunuz. Duyulmasından korkmuşsunuz. Olduğunuzdan cesur davranıp zayıflığınızı saklamışsınız. Sesinizin çok çıktığı anlarda boyun eğmişsiniz sanki... Aciz. Keşke söylemeyi değil duymayı öğrenseydiniz...
Barış İnce, büyük beğeni toplayan romanıÇelişki'den sonra okurlarını her anlamda “sarsacak” bir romanla karşımızda. “İsimsiz” bir adadaki esrarengiz cinayetler, ada halkını avucuna almış, mafyalaşmış bir dini grup, bir masa etrafında toplanıp hem kaybolan arkadaşlarının hatırasıyla hem de dostlukları ve aşklarıyla hesaplaşan üç arkadaş ve tüm gizemlere ışık tutacak sahipsiz bir günlük…
Sarsıntı, yalnızca bugüne değil Türkiye'nin tüm zamanlarına, artık katran bağlamış acı gerçeklerine dair, ustaca yazılmış bir roman.
3,5⭐️ Ben, kitabın konusu hakkında bir şey bilmeden okumaya başlamayı seven bir okurum. Sarsıntı’yı da okuma zevkine güvendiğim bir arkadaşım önerdiği için okudum ve yazarın hedeflediği okur oldum sanırım. Kitabı okumayı düşünen arkadaşlar var ise tanıtım ya da kitabın arkasını okumamalarını tavsiye ederim.
Kurguyu ve yazı dilini beğendim, üzerine kafa yorulabilecek cümleler buldum. Ama 120 sayfalık bir roman için fazla sayıda ana ve alt başlık olduğunu düşündüm. 400-500 sayfalık bir romanda daha detaylı anlatılabilecek kadar çok konu vardı.
Anlatmak istediği pek çok meseleyi 2 saatlik bir filme sıkıştırmaya çalışan yönetmenlere karşı duyduğum hissi duydum Barış İnce’ye karşı. Neden daha uzun ve detaylı değil bu kitap 🤷🏻♀️
İlaç gibi bir okuma. Öyle güzel öyle ince kurgu ve karakter oluşturma daha ikinci eserden gelecek çok aydınlık dedirtiyor. Kitabın tek kötü yanı konu bi anda toparlanıyor ve tadı damakta kalıyor olmasıydı. Şiddetle tavsiye ediyorum!
Çok yönlü çalışmış yazar hakkını vermek gerekir diye düşündüm. Puanım 4,5
Türkiye’nin tekrarlanan sorunları üzerinden kurgu yapması ayrıca puandı. Çocuk tecavüzü , mafya,tarikatler, gündemdeki hiç bitmeyen sorunumuz. gerçek şu ki ülkemizde birileri kurban oluyor ama faili bulunsa bile koruyan bir kesim var. İçim çok ezildi yakarışlarda
“Her gün ellerimi açtım, yakardım, sonra okudum, anladım,yolundan şaşmadım. Beni neden bunlarla sınadın?”
“Şu kargaları,çakalları üzerlerine sal,bu dünyada cesedimizi gömemedik ya , öte dünyada bizi en azından toprağına al. “ Bence ölümlüyü yaşatması konuşturması ayrı bir boyut kazandırmış.
Medya’nın etkisini, kurgusuna gazete haberleriyle yansıtışı, yazarın emek harcadığını gösteriyor. Beni yanıltan karakterlerini üst üste konuşarak karmaşıklık yaratması ,keşke uzun olsaydı da karakterleri daha iyi sindirebilseydim.
“İnsanlar yaptıkları iyilikleri hep veresiye defterlerine yazıyor. Bir gün çantayı alıp sokağa çıkacaklarını ve bir haciz memuru gibi alacaklarını toplayacaklarını düşünüyorlar. Bu dünyada ya da öte dünyada..”
“Adaleti ararken günahları çoğaltmak daha mı iyi?”
Değil belki ama ülkemizin acı gerçeği adaletin nerdeyse hep zamanında tecelli edememesi, ya da hiç etmemesi. Kitaptaki gibi ve onlarcası yaşanıyor birileri zulme ortak oluyor birileri üstünü örtüyor. Güçlü olan gemisini yürütüyor maalesef
“Koskoca dünyada birkaç kahraman olacağına, herkes az da olsa dik mi dursa acaba?”
Carpici bir konusu olan, cok guzel bir roman. Okurken bitmesin istedim, bir de keske biraz daha uzun ve detayli olsaydi dedim. Ada, romanin gectigi zaman dilimine ev sahipligi yapan meyhane, romanin kurgusu, icindeki surprizler cok guzeldi.
Tanıtım bülteninde “ustaca yazılmış bir roman” denilmiş eğer bu ustaca yazılmış bir romansa ben okuma serüvenime şu an son vermek istiyorum. Yazar hikayeye cidden umut vererek başlıyor hakkını yemeyeyim ancak 120 sayfalık anlatısına 500-600 sayfaya konu olabilecek bir meseleyi “tıkıştırmaya” çalıştığı için ikinci yarıdan itibaren elinde ne varsa kırıp döküyor. Bir şey anlatılmaya çalışılmış ama Roman mı? Aforizma mı? Deneme mi? Fantastik Edebiyat mı? Polisiye mi? Bu ne!? Hepsinden almış atmış -olmamış- ite kaka bitirdim. Yer yer isabet ettirmeye çalıştığı Kahraman Tazeoğlu tadındaki tespitleri ise tam bir felaketti. “Twist” üzerine kurulu bu kadar zayıf twistli bir kitap daha okumamıştım.
Bir masa etrafında toplanan üç arkadaşın, hem kaybolan arkadaşlarını anmak, hem de dostluklarını ve aşklarını sorgulamak üzere bir araya gelmesiyle başlayan roman, adadaki esrarengiz cinayetlerin işin içine girmesiyle ve bu cinayetlere ışık tutan bir günlükle işler garip bir hal alarak olaylar ilerliyor.
Son sayfalarda durumun net aydınlanması ağızda bir buruk tat bıraktı. İyi düşünülmüş, iyi kurgulanmış bir roman olmuş.
Sarsıntı kesinlikle Çelişki'ye göre çok daha başarılı bir roman. Çelişki ile mukayeseli ilerleyeceğim için spoiler içerebilir.
Çelişki'de yazar, benzeri bir sanrıyı işliyor ancak tek karakter üzerindendi. Sarsıntı'nın güzelliği Levent'in platonik aşkının yanı sıra içine ustalıkla yerleştirilen "cemaat" olgusu. Günlük şeklindeki parçalarla sanrının gerçek olduğuna inandırmış bizi yazar ve son sayfalarda rüyadan uyandırılınca bir "Nasıl?" sorusu beliriyor içimizde.
Herkes Levent'i çok sevebilir ancak benim favorim Filiz'dir. Yaptığını saklamıyor en azından. Lakin başlangıçta dürüst olsa roman nasıl ilerlerdi diye sormaktan da kendimi alamadım.
Velhasıl-ı kelam, okuyunuz efendim. Şahane bir kurguyla ve içine ustaca yerleştirilmiş sembollerle akıp giden bir 120 sayfa.
Yazarın anlatmayı seven bir kalemi var, özellikle bu anlatımı yaparken belki hacim kaygısı ile az sayfa yoğun konu mottosuyla kalem işçiliğini güdüyor.
Sarsıntı sürprizli bir roman, kitaba başladığınız anla bitirdiğiniz an geride şaşkınlık ve anlatıya dair takdir kalıyor.
Okur olarak nacizane, seçtiği konu bağlamını sevdim; fakat yer yer bir roman okumanın keyfi detaylarda anlatı derinliğini satır aralarında hissetmektir. Fazla aksiyon ve bu aksiyonlara kısa değinmeleri okumak kimi zaman mevzuyu yüzeysel kılıyor.
Günün sonunda bu kadar yoğun bir kapsamı 120 sayfaya sığdırmayı yazarlık başarısı addediyorum.
İyi bir ikinci kitap. Yer yer sanki Çelişki'den esintilere yer vermiş yazar. Bahsedilen olayların gerçek olaylara dayanıyor oluşuyla güzel bir noktaya değinmiş barış İnce. Bir oturuşta biten güzel bir kitaptı.
Adada geçmesi hasebiyle birazcık Son Ada kitabını hatırlattı bana ama konusunun alakası yok.Kitap her be kadar basit bir kurgu roman olarak görünse de altta bir yakın tarih Türkiye benzetmesi ve eleştirisi yatıyor.Çelişki’yi en kısa zamanda okumak istiyorum.
Çelişki kitabını beğendiğim için Barış İnce'nin ikinci kitabı Sarsıntı'yı da hemen alıp bir kaç gün içerisinde bitirdim. Genel itibari ile sevdim diyebilirim. Fakat beni fazlasıyla rahatsız eden bir durum var. Bu kitapta 4 romana konu olabilecek kadar fazla olay var. Kitap ise 120 sayfa. Bu kadar konu nasıl sığacak demiştim sonlara doğru ve yetmemiş zaten, bütün konular eksik kaldı. Sürpriz bozmayacağım ama söylemem gerek Ada hikayesi eksik kaldı, tarikat olayı eksik kaldı, deprem hikayesi eksik kaldı, ağabey-kardeş hikayesi eksik kaldı, sizi ters köşe yapması beklenen bir durum var (şuan söylemem okumayanlar için) o da başından belli oluyor zaten.. Yani müthiş bir konu bulmuş Barış İnce, soyadı gibi İncelikle dokusaydı keşke, bir "Kedi Beşiği" havası yaratabilirdi sanki. Olsun yine de beğendim, bir sonraki kitabı çıkarsa onu da tereddüt etmeden alırım. Ama bu sefer öncekinden daha az puan aldı benden.
Üzerine yazılması cesaret isteyen konular, yazılması gereken konular, iyi konular; hepsini diyebilirim fakat kötü bir kurgu, kötü bir edebi dil... Kitabı iki bölüm olarak değerlendirecek olursam, ilk bölümü umut vermişti ama ikinci bölüm tam bir felaketti. İttire ittire okudum. Özellikle bir twist var ki, daha kitabın en başında ben buradayım diyor. İnce ince örülse, çok ses getirecek (gerçek bir ses, gazeteden vs arkadaşların övgüsü ile sınırlı kalan değil) bir roman olabilirmiş. Bu kadar konuyu iç içe geçirip, haber yazar gibi roman yazmış, Barış İnce. Çelişki kitabını da okuyacaktım ama uzun bir ara vermem gerek önce. Umarım o kitap da bunun gibi hayal kırıklığı olmaz.
Barış İnce'nin çok iyi bir gözlemci olduğu kesin. Bir solukta severek okudum. Ülkessmizin yaşadığı, yaşamakta olduğu savrulmaları etkili bir biçimde kaleme almış. Kitapta çok fazla gönderme var, crusty man'den Panoptikon'a... bu göndermelerin her biri derinleşip kitabı zenginleştirebilecekken yüzeyde kalmış gibi. Belki de yazarın bilinçli seçimi de olabilir. Ama kesin olan yazarın güçlü ve sürükleyici bir kalemi var..okumaya devam...
“Bir ölümü duyunca yediğimiz yumruğu savuşturamadan bir dogumun müjdesini karşılamak zorundayız. Üzerimize yağan duygu sağanağından bir damlayı bile kaçırmaya hakkımız yok sanki... Her duyguyu tatmazsak oyunu kaybedecek gibiyiz, her konuşulanı bilmezsek bir şeylere yetişemeyecek. Oysa tükettikçe çürüyeceğiz. Öldükçe değil, yaşadıkça...”
Tarikat, şehri bırakıp adaya/köye yerleşen iş dünyası çalışanları, çocuklara taciz imaları. Gerçek hayatla kurgu o.kadar birbirine girdi ki bu konulara eğilen kurgu romanlar sıkıcı olmaya başladı. Türkçesi güzel, akıcı.
"Koskoca dünyada birkaç kahraman olacağına, herkes az da olsa dik mi dursa acaba? O zaman dünya kıçının üstünde değil de ayaklarının üstünde döner belki."
İnsanın, içsel sarsıntısını oldukça yalın ama bir o kadar da derin anlatımla, dille ele alan okunası bir kitap Sarsıntı. Bunun yanısıra şaşırtıcı yönüyle de dikkat çekiyor. Yazardan okuduğum son kitap olmayacak bu arada.
‘Bazı şeylerin konuşularak çözüleceğine inanmıyorum, susarak çözülecek şeyler de var. Kapanmış yara içeriden çürümüyorsa tekrar açılmamalı. Nükseden bir sıkıntı varsa ancak o zaman neşter vurulmalı.’ . İsimsiz Ada’da olanlar giderek ilginçleşiyor. Aslında ilginç olan ada değil, adadaki fenerin izledikleri. Peşi sıra gelen ölümler, konuşulmayanlar, konuşulup da bir çözüme ulaşamayanlar. Levent artık bu düzeni değiştirmek istiyor. Uykuda ve uyanıklık arasında gidip geliyor ve şunu anlamaya çalışıyoruz: “Levent şimdi uyuyor mu? Yoksa daldığı derin uykudan mu sesleniyor bize?” .
Sarsıntı |4+/5| Beklediğimden daha farklı bir kitap çıktı Sarsıntı. Kapağını açıp okumaya başladığımda böyle bir hikaye ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Kitaptaki sadeliğin kapakta da sürdürülmüş olmasından mutlu oldum. Hikaye, ilerleyiş olarak oldukça yalın ve sadece anlatmak istediklerini anlatan bir hikaye. Kısa olması gereken bir hikayeyi kısa tuttuğu için yazara buradan teşekkür ederim. Başka bir yazar olsa muhtemelen bu hikayeyi uzatarak, başka şeyler de ekleyerek elinden geldiği kadar çekiştirirdi. Kitabın sarsıcı kısmı da buradan kaynaklanıyor bence. Kitabın sulu bir kısmı yok. Olabildiğince öz kalmış. Bir havaifişek gibi patlıyor, ışıldıyor ve bitiyor. Ancak öyle bir ışıldıyor ki, sizi de etkileyip hafızanızda yer etmeyi başarıyor. Hikayesinden çok kısaca bahsetmem gerekirse, bir masaya toplanan arkadaş grubunun, aralarına o an katmadıkları diğer bir arkadaş hakkında konuşmalarından başlıyor ve olaylar gelişiyor. Gizemini kaçırmamak için ekstra bir şey söylemeyip arka kapaktan alıntı yapacağım. “İsimsiz bir adadaki esrarengiz cinayetler, mafyalaşmış dini bir grup…” Karakterler o masa etrafında kendini gösteriyor, o masa etrafında diyaloglar gelişiyor. Tüm bu süreç ise sıkmadan okura yansıtılıyor. Olay bakımından pek bir şeyin gerçekleşmediği, herkesin ve her şeyin yeri yerinde durduğu bir anda bile kitap sizi ip üstünde tutmayı başarıyor. Bunun da en büyük sebebi, kitabın başından sonuna kadar yavaş yavaş açılan o gizem unsuru. Gizemin sonucunu beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama sonuca giden yoldan büyük bir keyif aldım. Orta metrajlı bir film izliyormuşum gibi hissettirdi. Tek seferde başlayıp bitirirseniz etkisini daha güçlü hissettirebileceğini düşünüyorum. Ben ne yazık ki kitabı ikiye bölüp bir gün arayla okudum ama ona rağmen etkileyiciliğinden bir şey kaybetmedi. Yazarın, Barış İnce’nin, bu kitaptan önceki kitabına da bakmayı düşünüyorum. Bizi yıkıma götürecek sarsıntılar yaşamayacağımız güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
Kitabı okumaya başlamadan önce çok ciddi bir spoiler yedim. Daha ilk cümleden kitabın özetini yazan insanlar: Ne için spoiler uyarısını aktifleştirmiyorsunuz? Boşuna konmamış ya o buton.🤦🏻♀️
Hikaye Ada’lar da bir meyhanede geçiyor. Dörtlü bir arkadaş grubunun buluşup bir şeyleri konuşmasına, halletmesine şahit oluyoruz. Bu grup üç erkek bir kızdan oluşuyor.
Kitap boyunca kadın ve erkekten dost olamayacağını okuyoruz. Yüzeysel bir arkadaşlık belki mümkün olabilir, ama dostluk olup da iş derinleşince aşk kaçınılmaz oluyor. En azından bir taraf tutuluyor işte. Aksine inanmak istiyorum ancak aksini yalanlayan ortam ve yaşanmışlıklar çok fazla. Ateşle barut malumunuz.
Bir de tarikat olayları var. İnsanlar kendilerini özel hissetmek için var gibime geliyor bu tarikat işleri. Ve tabii pislik zihniyetteki insanların hürce kudurabileceği kocaman bir alan tanıyor. Patlamayanı da yok üstelik. Bir de ‘yabancı’ teması işleniyor kitapta. Bunun da tarikatla alakalı olduğunu düşünüyorum.
Yazar, bir çok konuya değinmiş aslında; ilişkiler, toplum, politika, tarikat, aile, kadınlar, kardeşlik vs. ama hepsini öyle güzel harmanlayıp birbirine bağlamış ki konular sırıtmamış.
Kitap yağ gibi aktı, okuması gerçekten çok zevkliydi. Yer yer toplum yargısı, ilginç, yerinde tespitler ve bilmediğim hikayeler derken hiç sıkılmadım ve ara verdiğimde hemen dönüp devam okumak istedim. Adı gibi sarsıntı etkisi yaratan bir kitap. Heyecanlı bir filmi izler gibi okudum. Spoiler yemeseydim eminim daha heyecanlı okurdum.
Barış İnce’nin ikinci kitabı, benimse okuduğum ilk kitabı Sarsıntı. Arka kapak yazısında beni epey meraklandırdı. Zaten kısacık bir kitap olması da okumam için ekstra bir şevk oldu. Birkaç saat içerisinde bitirdim kitabı. İsminin etkisinin ise son sayfalara doğru verdi.
Sarsıntı ilk bakışta bir kaçışı anlatıyor gibi görünüyor. Aslında bu hem doğru hem değil. Evet fiziksel bir kaçış var, bunu okudukça anlıyoruz. Sonlara doğru ise ruhi bir kaçış olduğunu da görüyoruz. Ben bu anlamı çıkardım açıkçası. Ancak olayları bir bütün açısından değerlendirirsek de kaçıştan ziyade eksik sonlu bir hikayeyi tamamlamaya dönüş diyebiliriz. Evet buraları hep bilerek merak edin diye üstü kapalı yazdım ☺️
İsimsiz bir adamız var ve dört arkadaş ilk sahneden itibaren bir masada diyalog halindeler. Tartışmalarla devam eden bu konuşma bölümleri dışında kitabın ara sayfalarında ana karakterimiz ve o dört arkadaştan biri olan Levent’in günlüklerinin bölümlerini okuyoruz. Eş zamanlı devam eden bu olaylar arasında ise bağlantı kurmaya çalışarak sona ulaşıyoruz.
Kitapta fazlaca konu işlenmiş durumda. Cinayetler, tarikatler, aşk, dostluk, ada hayatı, deprem ve hepsiyle sarsılan hayatlar.
Kitabın ilk sahnesi olarak belirttiğim masa etrafındaki sohbet sahnesi ise ben de bir film sahnesi izlemi bıraktı. Kafamda hemen kurgulayabildim ve bunu çok sevdim.
Sarsıntı bir hızda okunan ve etki bırakan bir öykü, denemenizi tavsiye ederim.