Mahşeri bir kalabalığı taşıyan metrodan inip, hayatta kaldığınız her güne şükrettiğiniz, bütün isyanınızı Twitter’dan dile getirdiğiniz, huzuru Instagram’da bulduğunuz sakin hayatınızın sıradan bir gününde düşle gerçek arası bir şey yaşasanız… Örneğin baş melek Cebrail size görünüp, “ahir zaman peygamberi” olduğunuzu ilan etse ve Tanrı’nın ilk emrini size iletip “Bak!” dese... Ne yapardınız?
Peki en az sizin kadar sıradan biri karşınıza çıkıp peygamber olduğunu söylese ne yapardınız?
Yavuz Ekinci (d. 1979, Batman) Kürt asıllı Türk yazar.
Bir Kürt köylü ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Yavuz Ekinci, sırasıyla Yedibölük Köyü İlkokulu (1990), Siirt İmam Hatip Lisesi Orta Kısmı (1993), Batman Endüstri Meslek Lisesi Tesviye Bölümü (1997) ve Dicle Üniversitesi Siirt Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü'nü (2001) bitirdi. 2001 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde "Dikkate Değer" öykü ödülünü aldı. 2003 yılında Kafatası, 2005 yılında Eşikteki Hayatalar,- öykülerinin yayınladı. Yazar, hâlen Batman'da öğretmenlik yapmakta ve Van'da Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Eylül 2009'da Doğan Yayın Grubu tarafından 2. Bakısı yapılan Meyaserin Uçuşu isimli kitabı, Pakize Barışta'nın bu eserindeki öykülerinden dolayı Ekinci'yi Türk Edebiyatındaki gerçek ve sessiz bir devrimci olarak nitelemesini sağladı.
Ödülleri 2001 - Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri, Dikkate Değer Öykü Ödülü 2005 - Milliyet Haldun Taner Öykü Ödülü 2005 - İnsan Hakları Derneği Öykü Ödülü 2005 - Gila Kohen Öykü Ödülü 2008 - Yunus Nadi Öykü Ödülü 2012 - Cennetin Kayıp Toprakları kitabında yer alan İncir adlı öyküsü Tayfur Aydın tarafından İz / Reç (2011) adıyla sinemaya uyarlandı. Film 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali 'nde Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.
Yazarımızın hikaye anlatıcılığını beğendim ama maalesef kitap için yeterli değil. Konu çok çekici, başlangıç çok güzel, kitap akıyor ama bir yerde tıkanıp kalıyor. üst üste tekrarlar, eh artık bir atraksiyon görelim hissi, baş karekterin pasifliği, anam yordu beni. Kitap kısa olmasına rağmen sünmüş, olmuş sana Hatay yöresine ait künefe peynirli kitap. on sayfaları da pek beğenmedim, yersiz buldum açıkçası. Bir de ben sonu muallakta biten kitap sevmiyorum ya direk olsun sonlar. S Ben düşünüp, içselleştiremiyorum,öyle yani
Bu roman sayesinde; ahir zaman peygamberi diye bir niteleme olduğunu bilmiyordum, bununla ilgili okumalar yaptım. Dinler tarihi ile ilgili meraklandım, peygamberler ve onlara atfedilen olaganustuluk hikayeleri ile ilgili düşündüm, tüm bunların nasıl da şizofrenik gözüktüğünü ama bir yandan da inanmaya olan ihtiyacı nasıl da yakalayıp karşılık bulduğu hakkında kafa yordum. Sözün özü roman olarak tam aradığımı bulamasam da metinler arası okuma, dusundurme, etkileme, soru sordurma işlevleri açısından çok beğendim.
Peygamberin Endişesi, günümüze gönderilen bir peygamberin başından geçenleri anlatıyor. Vahiy bekleyen başkarakter Mehdi, başarısız, kaybeden, tutunamayan bir peygamber. Kitap boyunca Cebrail'i bekleyişi ve arayışını izliyoruz. Öte yandan Mehdi, insanların gözünde bir meczup. Son derece önemsiz biri.
Sanırım okurdan Mehdi ile özdeşlik kurması, onu anlayıp inanması bekleniyor. Eğer öyleyse; ben kitabın 'ötekiler' kısmında, Mehdi'yi meczup ve önemsiz bulan mahalle esnafı kısmında yer aldığımı söylemeliyim. Onlar gibi Mehdi ile alay edip durdum. Bu kadar derin bir konunun sığ ruh betimlemeleriyle, metaforlarla, tasvirlerle ve tekrara düşen satırlarla doldurulması beni çok rahatsız etti. Açıkçası Mehdi'nin bir şizofren olduğunu düşündüm.
Bu arada yazar Yavuz Ekinci bir röportajında şöyle demiş: "Elle yazıyorum. Her metni yaklaşık 7 defa yazıyorum. Günde ortalama 9-10 saat çalışıyorum. Her gün 6 gibi uyanıp çalışmaya koyuluyorum. Her romanı en az 7 kez yazıyorum. Metinde fazlalığa hiç tahammülüm yok."
Sağlam bir zemine dayanmayan, dağınık ve kopuk bir roman olan Peygamberin Endişesi, en az 7 kere yazılmış yani...
Ayrıca 175 sayfalık bir romanın 75 sayfasında Mehdi'nin sağ ayağının baş parmağındaki nasırın sızlaması anlatılıyor. Bu nasıl 'fazlalıklardan arındırılmış' bir roman; hiç anlamadım...
Ben hayal gücü bakımından çok eksik buldum. Peygamberlik temasını daha yaratıcı bir şekilde işleyebilirdi. Romanın dili akıcı ve sade, karakterler ise gerçekçi ve etkileyici. Ancak romanın sonu beni tatmin etmedi. Daha şaşırtıcı ve çarpıcı bir final beklerdim. Belki de yazar, okuyucunun kendi yorumunu yapmasını istediği için böyle bir tercih yapmıştır.