Sıradan bir günde başınıza neler gelebilir? Sıradan bir günde kahvaltı yapıp gazetenizi okuyabilir ve işinize gidebilirsiniz. Çalışırken biraz içiniz geçebilir mesela. Bir kahve içip toparlanabilirsiniz. Sıradan bir günde sevdiklerinizle görüşür, evinize market alışverişi yapabilirsiniz. Sıradan bir günde bir cinayete tanıklık edebilir ve hayatınızın sonsuz yolculuğuna çıkabilirsiniz. Sıradan bir gün size bazen kişisel gelişim kitaplarında yazanlardan fazlasını öğretir.
Takma isimle kişisel gelişim kitapları yazan Armağan Gündoğdu'nun hikâyesi bu. Yekta Kopan'ın kaleminden sahte kimlikler, yalanlar ve hesaplaşmalar üstüne sürprizlerle dolu bir roman.
Yekta Kopan (d. 1968, Ankara), Türk yazar, seslendirme sanatçısı ve televizyon sunucusudur. Sesi Jim Carrey, Michael J. Fox, çizgi film karakteri Sylvester ve Buz Devri (film) animasyon karakteri Sid ile özdeşlemiş bir seslendirmecidir. Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri adlı öykü kitabı 2002 Sait Faik Hikaye Armağanı'na, Bir de Baktım Yoksun adlı öykü kitabi ise 2010'da hem Haldun Taner Öykü Ödülü’ne, hem de Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne değer görülmüş bir öykücüdür. NTV televizyon kanalında her gün yayınlanan “Gece Gündüz” adlı kültür-sanat programının sunuculuğunu yapmaktadır.
Sıradan bir günde kendini bulma yolunda oldukça ironik bir kitap. Yekta Kopan kişisel gelişim çöplüğü ile ilgili hislerime tercüman olmuş. “Altı çizilecek cümle hayranları, büyük harfle yazılmış özlü söz düşkünleri, kusursuz olmanın formülünü arayanlar, dost sohbetlerinde alkış peşinde koşanlar, dünyanın sırrını bir kitapla çözeceğini sananlar, aşk hayatında yıldızlara ulaşmak isteyenler, işinde yükselmek için her haltı yemeye hazır olanlar” bence okumasınlar.. Ya da pardon, mutlaka okusunlar..belki vazgeçerler..
Günümüzün "sıradan" tabiriyle, on numara beş yıldız bir kitaptı. Ama hakettiği tabirle, akıcı, yalın, sorgulatan ve hem bir an önce okuyup bitirmek istediğiniz hem hiç bitmesin istediğiniz bir kitaptı. Gençliğin idealleriyle, üniversiteden mezun olduktan 20 yıl sonraki durumumuzun farkını yüzümüze yumruk gibi vuran, kendimize iyi davranmamızı haksız çıkartan, bahanelerimizi sıradanlaştıran, o yumruğu hakettiğimizi farkettiren bir kitaptı. Çok beğendim.
İlk ve son defa fakültede son sınıfta, sanırım hayatın keskin ve sivri dişlerine atılmaya bir kala bi nebze korku dolduğum için bir kişisel gelişim kitabı okumuş ve tövbeler etmiştim. Hoş belli ki insanlar benim kadar tövbekar olmamış ki 275. baskıyı yapmış söz konusu kitap🙈 Ne kadar haklı olduğumu zamanla anladım, kavradım, kabullendim.
Sayın Kopan da sanırım benim bu kendi çapımda yaşadığım aydınlanma ve kabullenmeyi yaşayamayanlar için bir çuvaldız olarak bu şahane romanı kalem almış, çok da güzel yapmış!
İrem, Armağan, Sedat, ah Hediye ve hatta Adnan sanki bana bi çaya uğramak istemişlerse de ömürlük misafirim oldular,iyi ki .
Konusu, kurgusu, karakterlerin diyalogları, esprileri, aforizmaları, selam çaktığı kitapları ile kül haliyle kitap açık ara bu sene okuduğum en yerinde kitaplardan.
Kendinize bie hediye vermek istiyorsanız lütfen vu kitabı qlın ve okuyun. Asla pişman olmayacaksınız. Keyifli okumalar!
Sıradan olması beklenen bir günde karakterin dönüştüğü iç yolculuğu sırasında kişisel gelişim kitaplarının eleştirisi muhteşemdi. Ellerinize, aklınıza sağlık Yekta Bey.
Hikayesi ortalama; ama bu yazarın sıradan karakterlerinin gerçeklikten uzak olması beni bayıyor.
Şunu demek istiyorum: Örneğin baş karakter büfeye giriyor, bir dükkana uğruyor vb. Karşısındaki işçi sınıfından olan kişinin ağzından çıkan sözcükler gerçekçi değil. Tost ve limonata satan adam "kağıt üstünde" demez, "yersen", "güya" gibi kelimeler söyler; her cümleyi "beyefendi" diye bitirmez, "güzel abim" filan der. Örnekler çoğaltılır. Veya hayatındaki en üzücü, zorlayıcı anı hatırlayıp bundan bahseden sinirli bir kişi, terbiye sınırlarından çıkmadan nazik konuşmaz; KÜFÜR EDER, RAHATLAMA İÇGÜDÜSÜDÜR BU!
Yazar kendisine kurduğu dünyadaki karakterleri gerçek hayatta tasvir ediyor bana kalırsa, ama beni içine çekemiyor, çünkü "gerçek" hayatı göremiyorum içlerinde. Akademik bir toplantıdaki ya da beyaz yakalılarla dolu bir plazadaki insanlarla öğle yemeği sohbetinde gibiyim, gerçekten içimi baydı bazı bölümleri.
Uzun bir aradan sonra elime bir Yekta Kopan eseri almak, beklenmedik bir ferahlık getirdi. O kadar iyi geldi ki... Bu kitap, sadece bir okuma deneyimi değil, aynı zamanda bir içsel yolculuk sunuyor. Kitabın ana karakteri Armağan Gündoğdu aracılığıyla, okuyucu kendi hayatını derinlemesine sorgulamaya davet ediliyor. Bu vesile ile ben de kendi hayatımı gözden geçirdim.
Armağan, kendi isteği dışında kişisel gelişim kitapları yazan, yaşadığı ikilemlerle boğuşan karmaşık bir karakter. Yazar, bu karmaşık karakter üzerinden kişisel gelişim dünyasının klişelerine zekice dokunuşlar yapıyor. Bunun yanı sıra, basın ve yayın dünyasına yönelik ince eleştirileri, hikayenin akışına ustaca serpiştirmiş. Kitap, akıcı anlatımı ve zekice kurgusuyla bizi düşünmeye ve kendi hayatımıza dair yeni perspektifler kazanmamıza teşvik ediyor ve aynı zamanda bizim kendi iç dünyamızla yüzleşmemize ve kendi varoluşsal sorularımıza cevaplar aramasına olanak tanıyor.
"Bir an üşenmeyip bu kelimelerin gazetede kaç kere geçtiğini saymayı düşündüm. Başarı, hız, büyüklük, yenilik..."
"Ara sıra böyle yazarlık bunalımlarına girdiğim oluyordu işte. Yok beynimdeki cam kırıkları, yok içimdeki derin sancılar... Hepsinin kendini bir halt sanmanın şekerli yansımaları olduğunu biliyordum."
"Sabah duygusallığı insanı dipten vurabiliyordu."
"Fırtınalı bir havada kapı çarpması kadar korkutucuydu sorusu."
"Birden kendimi o kadar yalnız hissettim ki dünya beni fark etsin diye elimden geleni yapabilirdim."
"Gidişinden sonra çok düşündüm Mehpare'yi. En çok da ona aşık olup olmadığımı. Bir gece Sheakspeare'in Soneler'ini okurken cevabımı buldum. -Aşk demem aşka, değişen durumlarda değişip duruyorsa- diyordu Sheakspeare. Mehpare gitmiş, durum değişmişti. Hayranlığı, aşkla karıştırmamayı o gece öğrendim."
"Gün bile kafasına göre değişirken, insandan aynı kalmasını nasıl bekleyeceğiz be Armağan, derdi. Sonra da çenesini şöyle bir sıvazlayıp sohbete noktayı koyardı: -İnsan yanılır.-"
"Sonuçta Platon okumak, zamansız biten bir tuvalet kağıdından daha önemli değildi."
"İki ayrı yalnızlığa ortak bir yalnızlıkmış gibi bakmamak gerektiğini anlayacaklardı. Aşk denen acayip duygunun, tuvalet kağıdından birinci çoğul kişi iyelik ekini kaldırmakla başladığını öğreneceklerdi."
"Dostoyevski'nin yeraltı insanıydım ben, görülmek değildi istediğim. Şimdi kalkıp hayat labirentinde yolunu bulmaya çalışan insanlara suç yüklemenin ne anlamı vardı ki? Onlar değildi yalnız olan, bendim."
Çok sevdim... Kitap Armağan’ın sıradan bir gününün nasıl sıra dışı bir güne dönüştüğünü anlatıyor. O gün geçmiş bugünle, hayaller düş kırıklıklarıyla hesaplaşıyor.
Hani bazı soslar ağzınızda tatlı mı yoksa ekşi mi olduğuna dair karar veremediğiniz belirsiz bir tat bırakır ya, işte bu kitap benim için öyleydi. Kahramanımız Armağan Gündoğdu, takma adla kişisel gelişim kitapları yazan ve çok da tutulan bir yazardır. Kişisel Gelişim Kitapları yazma fikri pazarlama alanında eğitim almış biricik eşinden çıkar ve oluşturdukları yazarı da yakın arkadaşları Sedat’a oynatırlar. Kişisel Gelişim kitaplarını yazarken okuduğu felsefe kitaplarında ki düşünürlerden edindiği bilgi ve birimleri kullanan, o filozofi sözleri evirip çevirerek kişisel gelişim ile ilgili özlü sözler haline getiren Armağan; bir süre sonra bu saçmalığın altında ezilecek ve vicdan muhasebelerine başlayacaktır. Tüm bunların hepsi sıradan bir günde olur. Aynı sıradan günde bir cinayete tanık olması, hayatını sorgulaması herşey sıradan bir günde...
Başlarında okumakta kendimi zorladığım bir eserken Armağan’ın hayatına girdikçe beni kendine çekti. Yekta Kopan’ın dili gerçekten akıcı ve güzel. Okuduğum kitaplarından sürekli zevk alıyorum. Sıradan Bir Gün ise konusu gibi kişisel gelişim kitapları yazan Armağan’dan size kendinizi ve hayatınızı sorgulatacak bir mesaj veren Armağan’a dönüyor.
Sanki Yekta Kopan ile günümüz hakkında sohbet ediyormuş gibi hissettim okurken. Yalın, sade bir dille yazılmış. Sevdim, sürükleyici ama bazen de fazla tanıdık buldum.
Yalın bir dil, okuması gayet keyifli, akıcı bir hikaye.. Gidişat beklentiyi büyütüyor fakat sonu beklentiyi tam karşılayamıyor, bir şeyler yarım kalıyor sanki. Bu sebeple 3,5tan 3 yıldız.
Ortamdaki sesleri hiç duymadan (tadilat sesleri, televizyonda açık kral tv, sürekli konuşan iki kadın gibi) bir bekleme anında okuyup bitirdiğim ve kitap bitmeden bekleme süresinin sona ermesini istemediğim, bitirdiğimde başa dönüp bir de hikayeyi bilen gözle okumayı istediğim bir kitap. Eline sağlık Yekta Kopan...
Hayatta en çok yapmak istediğiniz şeylere ihanet ederek kazandığınız paranızı artık istemediğinizi bağıra çağıra söyleyebilir misiniz? Herkesin kapısını tek tek çalarak gerçek kimliğinizi haykırabilir misiniz?
Sıradan bir günde en fazla ne yapabilirsiniz? Ya da sıradan bir günde başınıza neler gelebilir? Yekta Kopan’ı Aile Çay Bahçesi ile tanıdım. Kalemine hayran kalıp hakkında araştırma yaptığımda ise çok yönlü birisi olduğunu gördüm. Hayranlığım katlanarak arttı. Diğer kitaplarını da bir an önce okumak istedim.
Kendisi ilk olarak Hayalet Gemi Dergisi’nde yazıyormuş. Yaklaşık on sekiz, yirmi senedir de yazdıkları Can Yayınları tarafından yayımlanıyor. Kopan’ın toplamda on iki kitabı, üç romanı var.
Sıradan Bir Gün kitabı en üstte de yazdığım gibi şahane bir soruyla tanıtılmış. Açıklaması ve reklam filmi daha da merak uyandırıcı. Kitapların giriş cümlelerine benim gibi önem verenler varsa o kısmı da okumak için sizleri tetikliyor.
“Yeter. Bu işe bir son vermem gerekiyor. Noktayı koymalıyım.”
Sıradan Bir Gün, sahte bir kişisel gelişim uzmanı olan Mert Güriz’i anlatıyor. Neden ortaya çıktığı, kim olduğu ve on senelik hayat yolculuğu... Mert Güriz’i kim oluşturdu derseniz orası biraz karmaşık. Sözlerini yazan, asıl var olma sebebi Armağan Gündoğdu. Kendisi çok okuyan biri, her şeyi okuyan biri hatta. O okudukça yazarların sözleri onun beyninde birikti, birikti ve birikti. Yandan bir ses birini yaratalım dedi, bir diğeri ben oynarım dedi ve karşınızda uzman kişisel gelişim uzmanımız Mert Güriz.
Kitabımızın aslında bir iç hesaplaşma olduğunu söyleyebiliriz. Armağan Gündoğdu her şeyi okuyan, etrafındaki herkesi de okumakla hayatına katmış bir karakter. Aydın bir sosyolog. Ancak hayat şartlarına baktığımızda maalesef çok iyi bir okuyucu olmak maddi bir gelir getirmiyor. Bu acı gerçeklik ise çözüm istiyor. İşte bu sahnede ellerindeki imkanlara bakan İrem ve Sedat ortaya bir fikir atıyorlar. Bir karakter oluşturmak... Nasıl mi biri olmalı? Biraz yalancı, biraz dikkat çekici, biraz afili söz söyleyebilen...
Çeşitli yönlerinden bakıldığı zaman kitap büyük bir eleştiri aslında. İlk noktası ise oluşturulan karakterin bir kişisel gelişim uzmanı olması. Hayatımıza bir anda giren büyük bir kalabalık onlar. Sözlerinden etkilendiğimiz, hayatımızı sihirli sözcüklerle değiştirmesini istediğimiz kişiler. Eleştirdiği nokta da tam burası, bir cümleyle hayatımızın değişmeyeceği gerçeği. Kaldı ki düşlediğimiz cümleleri de acaba gerçekte onlar mı söylüyor, yoksa bu cümleler yüzyıllar öncesinde zaten söylenmiş mi?
Zamanı satın almaya çalıştığımız şu son dönemlerde düzinelerce kitap okumaktansa tek bir kitap okuyup ihya olmak istiyoruz. Ya da internette gördüğümüz kaç tane haberi araştırıyoruz? Kaç habere körü körüne inanıyoruz? Büyük çerçeveli cümlelerden ne kadar etkileniyoruz? İşte tüm bunları eleştirmiş Yekta Kopan bu kitabında.
Genel eleştirisi yukarıdaki konular olmasının yanında Kopan’ın değindiği can alıcı başka konular da var. Mesela kadın cinayetleri, terör olayları, geçmiş zamanda gazetecilerin kısıtlanmaya çalışılan özgürlükleri. Her birine ufakta olsa uğramış ve bize bir pencere açmış.
Hepimizin sosyal medyada birileri olduğumuz, yalnız ve yalnız başarılı olma inancı içinde olduğumuz, sahte – gerçek kavramları içinde kaybolduğumuz zamanlara ait bir kitap Sıradan Bir Gün. Kişisel olarak ne kadar gelişirsek bu karmaşalardan kurtuluruz, bilemiyorum ancak epeyce okumamız gerektiğine inanıyorum. Okumaya da bu kitaptan başlayabiliriz örneğin :)
Yekta Kopan'ın okuduğum ikinci kitabı. Diğer kitap Aile Çay Bahçesi'ydi. Farkında değilim okuyalı tam 5 yıl olmuş.
Güzel bir kitap, kısa bir roman ya da uzun öykü (novelette).
Hikaye gayet akıcı, neyin nereye varacağını merak ediyorsunuz, bittiğinde aynı Aile Çay Bahçesi'nde olduğu gibi daha bu hikayenin anlatacağı şeyler vardı hissini taşıyorsunuz.
Aile Çay Bahçesi'ne 4 yıldız vermiştim, bu kitaba ise 3 yıldız verdim. Aslında iki kitap birbirine daha yakın. Birisi 3.5'tan 4 aldı, ötekisi ise 3.4'ten 3'te kaldı. Kitabının sonu ile ilgili fikirlerim var ama kitabı yazmayıp, sonu böyle olmalıydı demek yüzsüzlüğünde bulunmayayım.
"Hani kaldiginiz sayfanin kosesini kivirip bir kulak yaparsiniz ya, iste o kulak ertesi gune uyanmanin en guzel nedenidir bana gore. Uyanir, kaldiginiz yerden okumaya devam edersiniz." - Yekta Kopan "Siradan bir Gun"
Ne guzel yazmis Yekta Kopan. Konu hafif ams cok basarili cumleler var bu romanda. On yildir yaptigi icin etik kaygilari altinda ezilen bir adamin hikayesini yazmis yazar. Bu ezilmenin sagligina, evliligine ve isine verdigi zararlari yasiyor ve cikis yolu bulabilmek icin ugrasiyor.
Cok hizli okunan ve surekleyici bir roman. Ben iki saatte bir kere ara vererek okudum. Herkese tavsiye ederim.
Bir yazar, sahte isimle kişisel gelişim kitabı yazarsa ve yazdıkları acı geçmişiyle çelişirse…
“ Ben Armağan Gündoğdu, bir karar vermiştim; Mert Güriz’i öldürecektim. Şimdi suça ortak olmaya hazırsınız. Şu anda bilgisayarımın başındayım, yazmaya başlıyorum. Bu yazacağım son kitap olacak. Şöyle demem daha doğru olur; bu yazacağım son Mert Güriz kitabı olacak. Bugüne kadar hep kendinizi iyi hissetmeniz için yazdım. Okuduğunuz her cümlemle hayatınızın daha güzele gideceğine inandırdım sizi, ama sıkıldım. Artık anlatacaklarım hayatınızı değiştirmeyecek. Pozitif beklentileriniz için çabalayıp duran birinden böyle bir cümle duymak garip gelmiş olabilir size, garip, rahatsız edici, ama gerçek bu. Artık anlattığım hiçbir o hikaye kusursuz sandığınız hayatınızın daha mükemmel bir hale getirmeyecek, değiştirmeyecek. Mutlu olmanız ilgilendirmiyor beni. O küçük oyunlar sayesinde ömrünüzün gök kubbesine saldığınız iki yüzlü kahkahalara veda etmenizi istiyorum. Elimdeki devşirme malzemeyle kendinizi daha zeki, daha başarılı, daha sağlıklı, daha ulaşılmaz hissetmenizi sağlayacak sofralar kurmaktan yoruldum. Bütün o sahte samimiyet hezeyanlardan sıyrılıp, ağır bir gerçeklik balyozuyla mükemmellik aynanızı kırmak istiyorum. Sıkıldım mutluluk fotoğraflarınızdan, bu süslü cümlelerden de sıkıldım, ikiyüzlü davranmaktan, yalan söylemekten, hile yapmaktan, sayfalar boyunca kandırmaktan, gözlerinizin içine bakarak aldatmaktan, aptal yerin koymaktan, oyunda zar tutmaktan, beni ben yaptığına inandığım bütün düşüncelere ihanet etmekten yoruldum. Bu kitapta anlatacaklarım hayatınızı kolaylaştırmayacak, gününüzü güzelleştirmeyecek, kendinizi güçlü hissetmenizi sağlamayacak. ”
Yekta Kopan’ı yaptığı programları ile biliyordum. Bir gün Nilay Örnek’in Nasıl olunur programına konuk olduğunda roman yazdığını öğrendim . O gündür okunacaklar arasındaydı bu kitabı. Aynı konuşması gibi akıcı bir dili var.. Sıradan Bir Gün romanındaki ana karakter Armağan bir gölge yazar.. Kitaptaki satır aralarında felsefe, edebiyat, psikoloji daha neler neler var. Tam benlik 🙏 Armağan’nın kalemi, arkadaşı Sedat’ın sunumu ve Armağanın karısı İrem ‘in pazarlaması ile var olmayan bir kişisel gelişim uzmanı Mert ortaya çıkar. Aniden işlenen bir cinayete tanık olma, Armağan’nın yarattıkları hayali karaktere karşı duygu karışıklığı ile kitap hem merak uyandırıyor hem de düşündürtüyor. Kişisel gelişim kitaplarının Platon, Aristodan kes yapıştır yöntemi ile yazılabileceğini de o süslü cümlelerle çok net gösteriyor.
Geçtiğimiz haftalarda Yekta Kopan'dan imzalısını aldığım kitap. Daha önce okuduğum Yekta Kopan kitapları farklı öykülerden oluşuyordu, fakat bu tek bir hikaye kurgusuna sahip. Yekta Kopan'ın kitap içerisinde yaptığı betimlemelerini seviyorum, bu kitapta da bu özellikler mevcut.
Mesela bazı alıntılar ilgiye değer :
-Merdüginiz: Kalabalıkları sevmeyen, insan içine çıkmaktan hoşlanmayan, insanlardan kaçan kimse demekmiş. -" İçindeki karanlıktan asla kurtulamazsın. Ama dilediğinde yolunu aydınlatıp düşmeden yürümeni sağlayacak bir ışık bulabilirsin." - "Yoo!" aptalca demenin en kibar halidir. -Sorumluluk, tuvalet kağıdını zamanında almaktır. -Ne kadar hakimseniz o kadar cesursunuz.
Şaşırtıcılığı ve sürekli ters köşelerin sırıtmaması ile iyi bir kurgu olmuş. Karakterin iç dünyası bana tamamen geçti ve insani buldum. Durum öyküsü iken olay öyküsü hikayelerini severim. Yekta Bey de bunu hakikaten başarıyor. Haddimeyse ufak bir eleştirim var. Romanda, “Siyah montlu adam Defne’ye ateş etti,” gibi bir ifadeye gerek yoktu. Zaten önceki ve sonraki paragraflardan bu anlaşılıyordu. İyi saydığım yazarlardan biridir ve bu tip rahatsız edici fazlalıkları yazmamasını isterim. Yani fazlası var eksiği yok bir roman.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yekta Kopan'ın anlatımını, dilini seviyorum. Süslemesiz, abartısız gayet yalın ve doğrudan. Bir önceki roman maceram olan Y'den sonra (bkz. yorumum) ilaç gibi geldi, aktı gitti ve iki günde bitti. Kitabın konusu, labirent fareleri gibi peynirin peşinden koşarken çıkışları kaçırmamak için kişisel gelişim 'şey'sine kapılmak yerine o labirenti kimin, neden yaptığını sorgulayabilmek için durup kendine dürüstçe bakmak ve hakikati göğüslemeye cesaret edebilmek üzerine. Yanında sağlam bir de yol arkadaşı varsa insanın, ne kadar zor olabilir ki?
Bazı bölümlerin yüzeysel kaldığını, oldu bittiye geldiğini hissettim. Çok sevdiğim faydalı bulduğum birkaç kişisel gelişim kitabının bir genelleme içinde haksızlığa uğradığını düşündüm. Sanki bir kırmızı pazartesi gibi, sıradan bir günü anlatmış Yekta Kopan ama aynı derinliği bulamadım. Bir solukta okunabilecek dili akıcı ve anlaşılır bir kitap. Merak uyandırıyor ve armağan karakteri güzel kurgulanmış.
Kitap aslinda bircok seyden bahsediyor. Bir kisinin kendi ile hesaplasmasi, kisisel gelisim kitaplari. Hayatta yapmak istediklerimiz ve yaptiklarimiz arasindaki farklar. Bir cok kisinin belki de yasadigi ikilem. Hikaye akarken bir yandan da kadinin toplumdaki yerine de değiniyor Yekta Kopan. Kitap hem bir hikaye anlatiyor hemde guncel sorunlari da satir aralarina yediriyor. Bir nefeste okunabilecek bir kitap..
Çok şey yazabilirim. Bilen bilir ben Yekta Kopan gazete kupürü yazsa okurum. Yekta Bey’in kelimeleri sıralayışında benim ruhuma iyi gelen bir şey var ancak Armağan Gündoğdu… Armağan ile tanışana kadar sanırım bir şeyler kafamın içinde eksikti. Hayır, yaptığı kişisel gelişim yazarları yergisinden dolayı değil. Olduğu adam Armağan’ın, ve bunu benimseme şekli… Keşke bir aile çay bahçesinde seninle bir çay içip sessizce otursak Armağan.