Kuzey Kafkasya'dan Karadeniz'e göç eden Çerkes halkları göç öncesinde ve sonrasında derin acılar yaşamıştır.
Köyleri Ruslar tarafından yakılıp yıkılan, dağlardan kıyıya inen; haftalarca teknelere binmeyi beklerken sahilde açlıkla, hastalıkla mücadele etmişlerdir.
Teknelere binebilenlerin bir kısmı da fazla yolcu alındığı için batan teknelerde boğulmuştur.
Romanda anneannesi tarafından kaleme alınan Adsız Roman'ı, satmak istediği küpün içinde bulan Neri ve Aras'ın öyküsü ile Janset-Jankat-Elbruz'un 1864 deki öyküsü birbirine paralel gitmektedir.
Sema Soykan bizi bu büyük acıya ortak olmaya çağırıyor.
Öncelikle belirtmeliyim ki, bu kitapla ilgili düşüncelerim ve duygularım çok karışık. Sema Soykan’ın kalemini çok merak ediyordum ve bir Çerkes olarak Adsız Roman’la başlamak istedim. Kitabı okuma yoldaşım @kfenomeni ile okuduk. Bu kitap beni ağlattı; zaten bildiğim, defalarca dinlediğim, okuduğum soykırımı yeniden okumak, konuya ne kadar vakıf olursam olayım sarsıcı bir şey. Sema Hanım da, 150 yıl süren savaşı, soykırımı ve sürgünü tarihsel gerçeklerden kopmadan çok güzel anlatmış. Zaten yazarın, kitaplarını yazarken ciddi araştırmalar yaptığı ortada ve bir okur olarak bu yönünü çok takdire değer buluyorum. Adsız Roman, 1864 yılında Kafkasya’dan Osmanlı’ya göç etmeye zorlanan Çerkeslerin yaşadıklarını bir aşk üçgeni çevresinde anlatmış. Romanda, antika bir vazonun içinde anneannesinin yazdığı bir roman taslağı bulan Neri’nin hikayesini okuyoruz. Hikaye içinde hikaye desem, sanırım doğru bir tanımlama yapmış olurum. Bir yandan Neri’nin bulduğu Adsız Roman’ı okurken, diğer yandan da Neri’nin günümüzde akan kendi hikayesi kitap boyunca aktarılıyor. Sema Soykan’ın kalemi akıcı, okuması kolay… Herkesin okumaktan keyif alacağını düşündüğüm bir üslubu var. Daha yeni bir yazar (bildiğim kadarıyla üç romanı var), kendini daha da geliştireceğine inanıyorum. Açıkçası yeni yazarlar okumaya karşı önyargılıyımdır, özellikle Türk yazarlarda ama Sema Soykan bana kendisini okuttu. Adsız Roman’ı okurken keşke daha uzun olsaymış diye düşündüm sürekli. Özellikle Neri’nin tarafında hikaye eksik kalmış gibi, örneğin ben Neri’nin dedesinin gözünden de olayların akışını okumak isterdim. Yan karakterlere iki farklı hikaye içinde zaman kalmamış gibi hissettim okurken. Turgay, dede, Neri’nin ebeveynleri ve kitap boyu anlatılan olayla ilgili daha fazla ayrıntıyı bilmeye ihtiyaç duydum bir okur olarak. Keşke iki farklı kitap olsaydı Adsız Roman diye düşündüğüm de çok oldu. Romanla ilgili okur eleştirim bu. Yorumumu bitirirken, hem Sema Hanım’ı hem @alfakitap ı yürekten alkışlamak istiyorum. Sürgünün üzerinden 157 yıl geçti ve hala yapılanlara soykırım demekten çekiniliyor. 1864 Çerkes Soykırımı’dır ve bunu net bir şekilde yazmaya, bir kitap kapağında yayınlamaya cesaret eden yayınevi de benim gözümde her zaman en tepede olacaktır. Bu konuyu böyle cesurca kaleme alan yazarı da! Bu ülkede başkalarının dertlerine ağlarken, kapı komşularımızın yaşadıklarını bilmiyor, umursamıyoruz. Umarım Sema Hanım ve Alfa Kitap sayesinde Çerkeslerin yaşadıkları daha çok kişi tarafından öğrenilir ve bir farkındalık oluşturur.
Soykırım kitaplarını mümkün olduğunca okumaya ve bu konuda bilgilenmeye çalışan biriyim.Bu yüzden kitaba rastladığımda hemen okumak istedim.Hikaye de,soykırımın aktarılması kısmı da başarılıydı.Ama günümüz hikayesine geçişlerde çok zorlama hissini atamadım bir türlü.Günümüz hikayesindeki olaylar ise çok yapay geldi.Hikaye güzel ama işleniş anlamında eksik kalmış gibi geldi bana.Bütün bu eksikliklerine rağmen,soykırım konusuna ilgisi olanlara kesinlikle öneriyorum.
Kitap, merakla bir solukta okunuyor. Geçmişle güncel arasında gidip gelen romanlarda geçişlerin kurgusu önemlidir. Roman bu açıdan güzel planlandığı için geçişler iki taraftan da koparmıyor okuyucuyu. Göç hikayesi içeren romanlardaki ortak duygu burada da yoğun şekilde var. Bana Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacı romanını çağrıştırdı. Keyifli ve duygulu bir okumaydı. Bir de alıntı; "Engellenme, çatışma gibi olumsuzluklar karşısında kalan kişilerin bilinçsiz olarak geliştirdiği, benliğini korumaya yönelik savunma şekillerinden biridir bahane üretmek. İnsanlar asıl sebepleri söylemek yerine uydurduğu nedenlere inanır. Başkasını suçlayarak ya da kendi suçunu başkasına atarak, yanlışlıkların, olumsuzlukların sebebini başkasından bilmek... Yani psikolojodeki adı, yansıtma."
ADSIZ ROMAN 1864 / SEMA SOYKAN Sema Soykan'ın Adsız Roman adlı kitabını okudum. Alalı uzun zaman oluyor ama özellikle bekletip, bu dönemde okudum. Çünkü çoğunluğun bildiği gibi 21 Mayıs Çerkes Soykırımı (Çerkes Sürgünü) veya Tsitsekun'un yıldönümü. O yüzden ben de atalarımın uğradığı soykırımı bu kitabı okuyup, sizlerle paylaşarak anmak istedim. Kitabın adı Adsız Roman. Neden? Bence Çerkes halkının sistemli olarak aç bırakılması, köylerin yakılması, askerlerin kadınlara tecavüzleri, hamile kadınlara yapılanlar, toplu katliamlar, sürgüne mecbur tutulmaları, sürgün yolunda çekilen eziyetleri (açlık, salgın hastalıklar, aşırı yüklenen hurda gemiler vb.), katlanılan zulümleri, yaşanan acıları tam olarak anlatacak, tanımlayacak bir kelime olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla bu isim duruma tam uymuş. Roman, günümüz ve sürgün dönemini paralel olarak anlatıyor. Dedesi ile anlaşamayan Neri, anneannesinden kalan küpü satarak yeni bir hayat kurmak ister. Ama antikacıya emanet bıraktığı küpün içinden anneannesinin yazdığı, atalarını ve Kafkas göçünde yaşananları anlattığı bir roman çıkar. Anneannesi, Neri romanı okuduğunda adını koysun diye yazdıklarına isim vermez, Adsız Roman diye kaleme alır ve kitabı torununa ithaf eder. Neri, yazılanları okumaya başlayınca geçmişte yaşananlar su yüzüne çıkmaya başlar. Sürgün ve göçün gölgesinde yaşanan Janset - Jankat - Elbruz aşk üçgenini okurken, Neri ve Aras'ın günümüzdeki aşklarına da tanık oluyoruz. Jankat - Janset - Elbruz aşk üçgeni bana nedense Selvi Boylum Al Yazmalım filmini hatırlattı. Replikleri senaryosunun önüne geçmiş olan bu ünlü film aslında Cengiz Aytmatov'un Kırmızı Eşarp adlı hikayesinden uyarlanmıştı. Konu aşk olunca üçgenler, seçimler, ön yargılar, öncelikler, arabozucular, ilişki için verilen emek vb. yaşananlar hep birbirine benziyor ister istemez. Merak ettiğim için Çerkezce olan bu isimlerin anlamlarını araştırdım. Janset = güneşin doğuşu. Elbruz = "Ruhların Kralı", "Tanrıların Tahtı", "Mutluların Yeri " ve "Kutsal Yükseklik" aynı zamanda Kafkaslar, Avrupa'nın sınırı olarak kabul edilirse Elbruz Avrupa'nın en yüksek dağının adı. Jankat = keskin kılıç. Setenay = gözümün nuru ve yaban dağ gülü. Gupse = Gönülden, candan, sevecen. Sinemis = gözümde. Blena = yiğit. Bir bölümde: "Çerkesler, danslarında kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu, bu yüzden dans ederken birbirlerine saygıyla yaklaşıp uzaklaştıklarını, Tanrı'ya ulaşmak için parmak uçlarında yükseldiklerini ve gökyüzünde halkalar çizerek süzülen iki kartalı sembolize etmek için de kollarını yanlara açtıklarını anlatırlar." diyor. Bunun gibi Çerkeslerin kültürleri, adetleri, gelenekleri, yemekleri, dilleri, terbiyeleri ile ilgili birçok bilgi var. Bu da kitabı yazmadan önce çok araştırma yapıldığını, emek sarf edildiğini gösteriyor. Sema Soykan araştırma yazılarını merakla bekleyip, takip ettiğim bir yazar. Bugüne kadar kitabını okumak kısmet olmamıştı. Adsız Roman sayesinde kitaplarını da okumaya başlamış oldum, diğerlerini de okumak isterim. Gerçekle kurgunun birbirine geçerek örtüştüğü; bir taraftan ne olacak diye merak ederken diğer taraftan da yaşanan acıların sizi hüzünlendirdiği tarihi gerçeklerin aktarıldığı bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
“Aşk ve vicdan arasında seçim yapmak zorunda kalanlara,dayatılan hayatı yaşayanlara,savaşın,göçün acılarını çekenlere,hepsinden önemlisi,özgürlüğün,aşkın,sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere...”
Adsız Roman, uzun zamandır okumak istediğim bir eserdi. Çerkez soykırımını anlatan, yürek burkan ve yaşanmış olayların anlatıldığı etkileyici bir hikaye. Sadece etkileyici demek belki de yanlış çünkü içinde acıların tarihleri, hiç bitmeyecek o yıkımın, soykırımın izleri var. Tabi yürek sızlatan da bir sevda hikayesi.
Büyük acılar yaşayan, katliamdan ve acıdan nasibini fazlasıyla almış, topraklarından ayrılmak zorunda kalmış bir millet çerkesler. 21 Mayıs 1864 soykırımdan sağ kalanların göç etmeye çalışırken çoğunun da karadeniz sularında heba olduğu bir tarih, trajedi. Yaşanmış olayların ve göçten önceki tarihin de anlatıldığı, iç içe geçmiş kurguda tarihin öncesi ve sonrası anlatılıyor. Tabi bu acıların yanı sıra vefa ve aşk arasında kalan duygu dolu bir aşkı da. Köyleri çarlık tarafından yakılıp yıkılmış, haftalarca sahil boylarında teknelere binip göç etmeyi bekleyen halk, sefillik ,perişanlık, hastalık ve zulmün eşliğinde bir de binlercesinin Karadeniz sularında teknelerde batarak boğulmaları. Bu savaşta birbirinden ayrı düşmüş iki sevdalı kalp. Bu acıların hikayelerin yazılarla mektuplarla belgelenmiş hali ise yüzlerce yıl sonra günümüze ulaşması. Aynı soydan gelen aile üyelerine miras kalması. Romanın içinde başka bir roman okuyoruz. Bu anlattığım soykırım dönemi ve o dönemde yaşanan aşkın hikayesini de günümüzde satmak istediği küpün içinde bulan Neri ile Aras’dan öğreniyoruz. Bu romanı o dönemden kalan izlerle roman haline getiren kişide Neri’nin ölen anneannesi. 19.Yüzyıldaki acı ve aşkın yürek burkan hikayesiyle 21. Yüzylın Neri ve Aras aşkının hikayesi ve macerası da paralel ilerliyor. Ben soykırım döneminde anlatılan hikayelerde, Janset, Jankat ve Elbruz’un hikayelerinde çok daha etkilendim. Büyük araştırmalar ve emek sonucu ortaya çıkmış bir eser. O tarihi ve soykırımı biraz bilmeme rağmen böyle derinlemesine okumak daha bir acı verdi etkiledi. Sevgili @sema bütün eserlerinde gerçekle kurguyu iç içe buluyoruz. Ve ben her kitpata bir kez daha hayran oluyorum. Okuyun okutun diyeceklerim bukadar.
Güzel yazarımız üşenmeyip bize tek kitapta iki kurgu birden vermiş! Ve bence bu inanılmaz keyifli oluyor okurken. İki ayrı kurguyu da merak ediyorsunuz ve haliyle sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamıyorsunuz ❤️🔥
Neriman, dedesi tarafından yurtdışına okumak için gönderilen sahipsiz kalmış kendi başına hayata tutunmaya çalışan baş karakterimiz. Türkiye’ye intikam için geri döndüğünde soluğu annesinin sürekli gittiği antikacıda alır. Çünkü elinde anneannesinden kalan bir küp vardır ve paraya ihtiyacı olduğu için bunu satmaya karar verir. Ve küp, antikacı tarafından kırıldığında Neri’nin hiç tahmin etmediği şeyler olur. Küpün içinden çıkan notlar, mektuplar ve bir adsız roman var: Çerkes Sürgünü hikayemizde burada devreye giriyor.
Neri’nin büyük büyük annesinin hayat hikayesini de ayrı bir roman olarak okuyoruz. Dediğim gibi kitabın bu yönü gayet güzel. Ama Rus işgali ve Çerkes sürgününü okumak çok da kolay değildi. Janset, savaştan kaçıp Osmanlı’ya sığınmaya geliyor. Ama keşke bu şekilde anlatıldığı gibi kolay olsaydı. Adsız Roman’da da duygu dolu bir aşk hikayesi okuyoruz. Ama savaşın acı gerçekleri çok etkiliyor demiş olayım. Yani psikolojinizi hazır tutun çünkü baya kötü. Aşk üçgeni de var geçmiş olaylarımızda. Hatta işler öyle bir sarpa sarıyor ki Neri heyecandan okuyamayıp antikacının oğlu, Neri’nin de hoşlandığı Aras’a okumasını ve ona anlatmasını istiyor.
Ben aşk üçgeni sevmem. Ama zaten tam olarak aşk üçgeni diyemeyiz. Vefa ve aşk arasında kalmak. Yerinizde duramıyorsunuz aslında ve Neri’nin heyecanına ortak oluyorsunuz. Tabii geçmiş ortaya çıkarken bir de günümüz var. Neri’nin hayatı, ölen ailesi, ailesinin peşinde bir psikopat, dedesinin sırları…
Aslında ne ararsanız olan bir kitap. Savaş, vefa, aşk, entrika, sırlar, aile, dostluk… dolu dolu bir eser. Şiddetle tavsiyemdir, okuyun! Öpüldünüz 😘
Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'na dair neler biliyorsunuz?
Sema Soykan' dan okuduğum ikinci kitap olan Adsız Roman'ın didaktik yönünün yanısıra oldukça hüzünlü bir hikaye içerdiğini belirtmeliyim. "Keşke" adlı kitapta da olduğu gibi yer yer peşisıra verilen tarihi bilgiler olayların sürükleyiciliği ve anlatımın akıcılığını sekteye uğratabiliyordu. Buna rağmen büyük bir keyifle okuduğumu belirtmeliyim.
Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, ana karakterimiz olan Neri'nin anneannesine ait bir küpü antikacıya satmak istemesi üzerine küpün içinde bulunan kağıt tomarları ortaya çıkar. Bu kağıtlar Neri'nin Çerkes atalarına ait anılar, acılar, özlemler ve aşklarını içerir. Bu yazılanları okurken Çerkes kültürüne, sürgüne ve sonrasında yapılan soykırıma dair pek çok şey öğreniyoruz...
Daha önceki kitabında da olduğu gibi kitap bitiminde 3 tam sayfalık kaynakça bırakmış yazarımız. Sema hanımın bu araştırmacı yönünü ve tarihi gerçekleri güzel bir kurguyla harmanlayarak okuruna sunmasını çok sevdiğimi ve takdir ettiğimi belirtmeliyim.
Benim için 8/10'luk olan bu kitabı, bu konuya ilgi duyan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
"Beden çınar gibi güçlü olsa ne çare, kalbin yaralıysa eğer tutunmak için zeytin dalı arasın kendine."
"Hiç aşık olmadıysanız konuşmayın efendiler. Sevdiğinin yanında kuzu olur senin kurt bildiğin yiğitler."
"Cennette savaş yok biriciğim. Ruslar orada öldüremez bizi."
“Felsefenin Kısa Tarihi” ile Socrates’ten, Peter Singer’e kadar benliğimizi,tanrının varlığı,hakiki mutluluk,ölüm sonrası,birey ve topluluk olarak nasıl yaşamamız gerektiği gibi soruları,tezleri her bir felsefecinin savunduğu görüşleri okurken, benim de bunları sorgulamı,onların düşüncelerini değerlendirmemi sağladı. Özellikle Boethius’un onlara göre tanrıyı sorgularken ‘bir karar verirken seçim kendi kararımız gibi ama Tanrı sonuçta ne yapacağımızı biliyorsa bu nasıl mümkün olabilir?’ demiş, ben de bu sayfanın altına ‘Boethius çok karıştırma!😊’ diye not aldım😂Boethius son Romalı filozof olarak 475-525yıllarında bunu sorgulama gibi ön görüye sahipse bu çağda bizler neleri sorguluyoruz?neleri ön görüyoruz?çağımızın çok mu gerilerindeyiz? neyse tabi ki Elhamdülillah müslamanız bunu sorgulamıyoruz da...bizler neleri sorguluyoruz...
Konular: savaş, göç, aşk üçgeni, 2 zamanlı (günümüz ve geçmiş), kan davası, antika
Yazardan okuduğum ilk kitap, başka kitaplarını da denemek isterim. Çok bilmediğim bir dönem hakkında çok bilgilendirici ve iyi araştırılmış bir roman olduğunu düşünüyorum. Günümüzde geçen Neri ve ailesinin hikayesini çok dramatik buldum, geçmişte yaşananlara çok daha güzel bağlanabilirdi.
Kitabın içinde Neriman Hanım tarafından yazılan Çerkezlerin Ruslara karşı mücadelelerini anlatarak içerisinde bir aşk hikayesi barındıran bir roman daha var.Ben o romanı daha çok beğendim. Günümüzü Neri,Aras,Suphi,Tuncay olaylarını anlatan olayların birbirine geçişleri çok basit kalmış.Sanki iç romanı farklı biri yazmış günümüz durumunu anlatan kısmı başka biri yazmış hissiyatı uyandırdı bende.
Sema Hanım çok titiz bir çalışma gerçekleştirmiş. Hikayenin tarihsel tarafı çok detaylı ve gerçekçi bir dille anlatılmış. Çok beğendim. Günümüz kurgusu ise olaylar ve karakterler nedeni ile biraz suni geldi. Ancak genel olarak bakıldığında sürükleyici ve bilgilendirici bir roman. Çok şey öğrendim.
Soykırımı, geçmişi mektup dilinde akıcı bir şekilde merakta bırakarak ve iyi bir kurguyla okuyucuya sunmuş yazar, ancak günümüze geçişler kurgulanamamış, yapay kalmış, mantıkla açıklanamayan kısımlar var, Yine de ben Jankat - Janset - Elbruz çok sevdim🤍
Geçmişte olduğu gibi bugün de insanlar buna benzer acılar yaşamaya devam ediyorlar.Kitabı okurken insan elinde olmadan kitaptan kopup günümüzün acılarını ve katliamlarını düşünmeye başlıyor.Zevkle okudum ve bir kez daha 'Coğrafya kaderini belirler sözüne olan inancım güçlendi.'
Kitap, biri geçmişte diğeri günümüzde geçen, birbirine bağlantılı 2 hikayeyi iç içe anlatarak Çerkes soykırımıyla ilgili bilgi veriyor. Soykırımla ilgili bilgiler etkileyici ve oldukça bilgilendirici. Iyi bir araştırmanın eseri olduğu çok açık. Hikayeler arası geçişler de yerinde ve temel kurgu güzel. Ancak özellikle günümüzdeki hikayenin akışı çok daha iyi kurgulanabilirdi diye düşünüyorum. Okurken basit bir pembe dizi izliyormuşum hissine kapıldım ve bu his kitabın sonlarına doğru iyice arttı. Yine de okumaya değer, rahat okunan, bilgilendirici bir kitap denebilir.