Zeynep Göğüş'ten dönüşen kimliklere, dönüşerek direnenlere dair bir “ilk roman”! Balkanlar, kurulmakta olan Cumhuriyet, göçler, yolculuklar, büyük aile, ticaret, zeytin ve “Yeni Türkiye”...
Işık Ülkesinden, Cumhuriyet Türkiyesi'nin savaş sonrası içinden geçtiği süreçleri, yeni rejimin inşasını, kat edilen dönemeçleri Bayraktar ailesinin yaşamındaki izdüşümler yoluyla anlatıyor.
Aile içindeki kuşaklar arası çatışmalar, eskiden bir türlü kopamayanlar ile yeniye çabucak uyum sağlayanlar arasındaki birlikte yaşama çabaları, derinlikli gözlemler ve anekdotlarla aktarılıyor. Işık Ülkesinden kimlik meselesine edebiyat perspektifinden yaklaşan önemli bir ilk roman.
“Odanın içinde kıpırdadı. Mekanla zaman birbirine karıştı. Neredeydi? Deniz, kayalıklar, taraça, odalar, arkadaki tepelere yayılan zeytin ağaçları... Kendi tarihi içinde hareket etti, o kıpırdadıkça zihni bildiklerinden bilmediklerini türetti. Dedesinin saatine baktı, çalışıyordu.”
Gazeteci ve yazar Zeynep Göğüş'ün 2019 Yunus Nadi Roman Ödüllü ilk romanıyla merhabalar.
İtiraf ediyorum ki, hem ilk roman/kitaplara hem de ödüllü kitaplara ayrı ayrı zaafım ve merakım var. Bu merakım çoğunlukla beni yeni tanıştığım kalemlerden aşırı mutlu etti. Yine yanılmadım.
Işık Ülkesinden çoğumuzun, ailesi, eşi, dostu, komşusu, akrabası bir yerinden aşina olduğumuz, göçmenlik hikayesi, tek farkı Balkanlar tarafından gelinmesi. Malum bunun çeşidi bol koca bir imparatorluktan kurulan bir cumhuriyetin yurdu burası.
Kuşaklar arası giden, zaman çizelgesi oldukça geniş bir hikaye. Kitabın en başında bir aile ağacı verilmesi yerinde hatta bence Altın Kitapların yaptığı gibi karakterlerin kısa analizi de konulsa isabetli olurmuş.
Kurgunun içine ince ince yedirilen bilgiler, yoğun temposu ve geniş karakter kadrosu ile ritmini hiç yitirmeyen bir kitap. Bu açıdan bahsettiği konusu ne kadar ağırsa da okunması bir o kadar akıcı.
Genellikle gazetecilerin kurgu kalemi- belki küstahça bulursunuz ama bence - ilk başlarda zayıf olur zamanla güçlenir ama Göğüş'te bu hissi almadım, benim için bu harika oldu.
Osmanlıdan yakın Türkiye' ye uzanan bir göçmen ailesi hikayesi okumak istiyorum diyenler buyursunlar. Tavsiye ediyorum.
Rumelinden göçen bir aile ve fonda türkiyenin yakın geçmişini anlatıyor yazar ancak hiçbir konuda derinleşmiyor. Kalabalık ailedeki karakterler için de geçerli bu. Uzun bir önsöz veya tanıtım gibi. Dili düzgün anlatımı akıcı olduğu için rahat okunuyor ama yüzeysel kaldığı için etkilemiyor.
Bayraktar ailesinin Balkanlardan başlayan hikayesi anlatılıyor. Aile, nesil farkı, kültürel ve sosyal değişim gibi kavramlara odaklanılmış. Anlatımı çok naif, dil oldukça akıcı. Türkiyenin değişim hikayesi de aslında anlatılan. Bir de şunu anladım “göç” yıllar geçse de çok zengin olsan da unutulmuyor.
Yunus Nadi Roman Odulu almis bir romana 4 ya da 5 yildiz vermek isterdim. Bunu yapamayinca puansiz sekilde sadece yorumumu paylasmak istedim. Kitaptan beklentim cok daha yuksekti. Romanin baslangici iyi gibiydi fakat ilerleyen sayfalarda sadece o oldu bu oldu haline dondu. Karakterlere yogunlasilmasini tercih ederdim.
Mübadele, göç gibi konular çok ilgimi çekiyor. Bu nedenle ve Zeynep Göğüş’ün dilinin akıcılığı sayesinde çok rahat okudum romanı. Ancak, bazı ilginç semboller havada kalmış, daha derine inilebilirdi diye düşünüyorum
Rumeli'den Anadolu'ya göç eden bir ailenin hikayesi. " Bu bereketli topraklarda hep iyi bakıldı bana. Sen gelmeden önce de vardım, sen gidince de olacağım, kocamış gövdemde uzun bir hikaye saklı... Yeşil sıvımla seni zengin ederim, meyvemle yedi sülaleni beslerim. Bana itina etmelerini öğütlersen çocuklarına, nesiller boyu korurum aileni. Yeter ki barış olsun, insanlar beni terk etmek zorunda bırakılmasın, şaşarsın cömertliğime." Zeytinin cömertliğiyle hayatlarına yeniden yön vermek durumunda kalan bir ailenin, bir gün umarım bir senaryo ile sinemaya da yansıtılır diye düşündüğüm serüveni. Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan öykü, halkın içinden geçtiği çalkantılı dönemin aile üzerindeki yansımalarını, değişen Türkiye'nin sancılarını, aile içinde yetişen yeni nesil ile eski kuşak arasındaki çatışmalara rağmen görüşlere saygıyı su gibi akan bir dille anlatıyor. Karakterlerin her biri kendine münhasır, çarpıcı. İçinde bir sır barındıran hikaye içinde hikaye anlatan bir roman. 2019 Yunus Nadi Edebiyat Ödülü'nün sahibi, gazeteci Zeynep Göğüş'ün ilk romanı ödülü hakeden bir eser.
Kitabın anlattığı dönemi yansıtması bakımından oldukça zengin bir kitap. Göç dünyanın en eski ve en yeni konusu, beraberinde getirdiği dramlar ve hikayeler hiç eskimiyor. Kitabın yazım dili oldukça akıcı ve sürükleyici öyle ki, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetin'deki tüm değişiklikler ışık hızında gerçekleşiyor ve siz bunların hepsine ayak uydurmaya çalışan halk da nasıl hissediyor görüyorsunuz.
Ben kitbaı genel olarak sevdim sadece, kitap hem Türkiye tarihini hem göçü, hem aile bağlarını hem de dini ve şamanik bir takım öğeleri aynı anda irdelemeye çalışmış ki doğal olarak bunların bazıları çok yüzeysel ve havada kalmış. Konu çokmuş ve detaya inilmemiş gibi hissediyorusunuz hikaye bittiğinde.
Kuşak kuşak açılan, bolca ana karakter, onların çocukları, torunları; 1940 lardan başlayıp güncele kadar ulaşan hem bireysel derinlikleri ıskalamamış hem toplumsal süreçleri çok iyi işlemiş aşırı doyurucu roman gibi roman. Bayraktar ailesinin balkanlardan istanbul göztepe ve erenkoye uzanan hikayesi. Din ve modernleşme çelişkisinin gündelik hayattaki yansımalarını, kuşaklar arası çatışmaları, göç ve mubadil olmayı hikaye orgusune ustaca yedirmiş yazar. Daha önce okumadigim ve mutlaka okumak istediğim 3 istanbul romanını okumak için duyduğum arzuyu şiddetle arttırdı. Etkileyici, sürükleyici ve aynı zamanda düşündürücü.
Kitabı bir çırpıda bitirdim, beklediğimden akıcıydı. Çok sayıda karakter olmasına rağmen kimseyi birbirine karıştırmadım. Bayraktar ailesi fertlerinin yaşantıları, ilişkileri ilgimi çekti. Türkiye’nin yaşadığı geçiş dönemindeki zorluklar ve sosyal değişimi okumak ilgi çekiciydi. Ayrıca karakterlerin ruhsal sıkıntıları da iyi yansıtılmıştı bence, özellikle Letafet’in not defterine yazdıklarını okumak güzeldi. Enver lanet bir karakter keşke köşkü yıktırmasaydı.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Göçmen ya da eski adıyla muhacir bir büyük ailenin yaşamı üzerinden Türkiye’nin kuruluş öyküsü. İlginç, unutulmaya yüz tutmuş olayları hatırlatan akıcı bir roman. Özelikle aile tarihinde göçmenlik olanlar okumalı.