Cocuklari Anlama Kilavuzu adli kitabi buyuk begeni toplayan Uzman Psikolog ozgun Kizildag, bir devam calismasi niteligi tasiyan Ergenleri Anlama Kilavuzu ile bu kez ergenlik surecindeki bireyleri mercek altina aliyor. Kitap, yasanmis ornek olaylar uzerinden yapilan degerlendirme ve sunulan cozum onerileriyle farkliligini ortaya koyarken ergenlerin yolunu aydinlatmak isteyen, onlarla birebir iliski kuran herkes icin pratik ipuclari iceriyor.Ergenleri Anlama Kilavuzu kardes iliskilerinden ergenlik donemindeki fiziksel ve psikolojik degisikliklere, meslek seciminden kusak catismasina, risk alma davranislarindan ders basarisina kadar cok cesitli ancak birbiriyle iliskili konulari, yasanmis ornek olaylarla birlikte ele aliyor. Bu yonuyle kitap "cok hizli degisen bireylerin" dunyasini anlamak ve sundugu cozum onerileri acisindan onemli bir kilavuzluk gorevini ustleniyor.Enver YucelBahcesehir Universitesi, Bahcesehir Kolejleri ve Ugur Dershaneleri KurucusuBilgi, deneyimle birlestiginde
Ergenleri Anlama Kılavuzu arkadaşlık ilişkilerinden, bağımlılıklara, ebeveyn çatışmalarına, istismara, ergenliğe özgü değişimlere kadar her ebeveyn ya da ergenlerle ilgilenen herkesin karşılaşabileceği çeşitli konuları yaşanmış örnek vakalarla ele alıyor.
Vakaların açıklamaları faydalı ve gayet anlaşılabilir, ister ruh sağlığı alanında çalışanlara olsun, isterse anne babalara herkese hitap edebilecek bir dille aktarılıyor. Vakanın ardından ergenlik dönemiyle ilgili bilgi verilip nasıl bir davranış sergilememiz üzerinde duruluyor. Her vakanın sonunda konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi sahip olmak isteyenlerin okuması önerilen kitaplar da yer alıyor.
Öncelikle kitabın vakalar üzerinden bizleri ergenlerin dünyasına bir nevi yolculuğa çıkarmasını çok sevdim. Ülkemizde ne yazık ki alanda uzman kişilerin yazdığı kitaplar sınırlı, hâl böyle olunca kaçırılmayacak bize yol gösterebilecek bir kitap yazmış Özgün Kızıldağ. Yalnızca kitabın eşcinselliği ele alış şekline katılmamakla birlikte ergenlik dönemiyle ilgilenenlere tavsiye ederim. (Ayrıca ilgilenenlere Çocukları Anlama Kılavuzu da aynı yazar tarafından benzer metotla yazılmış.)
ozellikle ergenlerle calisan alan uzmanlarinin coklu vakalar inceleyebilmesi ve cikarimlar yapabilmesi acisindan oldukca faydali. dili cok sade ve ebeveyn odakli yazildigindan cok rahat bi sekilde ebeveynlere onerilebilir. cok guzel.
Bir solukta okunası bir kitap. Gercek hayat örnekleri, uygulanabilir tavsiyeler ve bazı soruları altında yatan nedenleri güzelce özetlemesi en sevdiğim yanlari oldu.
Âdet kanaması ile ilgili bilgi verilirken, ileride bir çocuk sahibi olabilmesi için bedeninin her ay bir yumurta üretiyor olduğu, bu yumurtanın da her ay bir miktar kanama ile vücuttan dışarı atıldığı söylenebilir. Bunun artık genç bir kız olmakla ilgili olduğu vurgusu olumlu duygular yaratılarak yapılırsa ilk âdeti için iyi hazırlanmış olabilecektir. Yine âdet kanaması ile ilgili bilgi verilirken başlangıçta bunun biraz ağrılı olabileceği de söylenmelidir.
İlişkiye girmesini onaylamak ya da onaylamamak konusundaki yaklaşım tarzı her ailenin kendisine bırakılması gereken ve hiçbir uzmanın fikir vermemesinin yerinde olacağı bir konudur. Çünkü bu konu kültürel, dini, duygusal birçok öğeyi içinde barındırır. Ancak böyle bir ikilemde kalmış bir anneye önerilebilecek en önemli şey kaygılarını kızıyla konuşması olacaktır. Keskin yorumlardan kaçınıp olası sonuçlar, endişeler üzerinden yürütülecek bir konuşma çok daha uygun olacaktır. Özellikle ergenlerin kanıtlarla, gerekçelerle ve fikir tartışmalarıyla çok tatmin oldukları, bu tarz tartışmalardan, fikir yürütmelerden çok hoşlandıkları düşünüldüğünde, bu durumu aile ve çocuk arasındaki bir güç mücadelesi olmaktan çıkarıp bir fikir tartışması hâline getirmek daha akılcı olacaktır. Unutmamak gerekir ki ergenler, özellikle on altı yaş sonrası ergenler, istedikleri her şeyi tüm kontrol ve yasaklara rağmen yapabilecek durumdadırlar. Doğru mesafede durup baskıcı ve zorlayıcı olmadan endişelerimizi paylaşırsak ciddiye alınma olasılığımız daha fazladır. Ergenler kurallarla değil, açıklamalarla daha rahat yönlendirilebilirler.
Ergenler genel olarak anne ve babalarının söyledikleri fikirleri eleştirmeye ve o fikirleri kabul etmemeye odaklanabilirler. Böyle durumlarda, kendilerine yaşça ve duygusal anlamda yakın hissettikleri, kendilerine karşı olarak algılamayacakları yetişkinlerle iletişim kurmaları faydalı olabilir. Dayı, teyze, belki bir öğretmen, belki de antrenörleri gibi kişiler çocuklara bazı konularda anne-babalarından daha rahat ulaşabilirler.
Çocukluğun bitişi zordur. Anne ve babadan bağımsızlaşmak, bazı ergenler için duygusal olarak da bağlılıklarının biteceği yönünde anlamlar ifade edebilir. Eğer bu hayatla yalnız başlarına mücadele edebilmelerini sağlayacak yetenek ve becerileri kazanmadıklarını düşünüyorlarsa, ergenliği reddedip çocuk kalmak isteyebilirler.
Ergenlik döneminin en öne çıkan gereksinimlerine baktığımızda üç önemli alan gözümüze çarpar
Ergenlik döneminin en temel gereksinimlerinden ilki, anne ve babadan bağımsızlaşma ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç çoğunlukla yanlış anlaşılır ve yanlış yorumlanır. Anne ve babadan bağımsızlaşma ihtiyacı, onlardan tamamen ayrılmak, kendi başına tüm kararlarını almak, tamamen bağımsız ve kimseye hesap vermeden yaşamak gibi bir anlam ifade etmez. Ergenin ihtiyacı da zaten bu yönde değildir. Ergenler zaman zaman aksini söyleseler de aslında ebeveynlerine ihtiyaç duyarlar. Ergenin bağımsızlaşma ihtiyacı -giderek artan şekilde- hayatındaki konularda kendi kararlarını alabilmek, bazı konularda kendi seçimlerini, tercihlerini ortaya koyabilmektir
Anne-babadan bağımsızlaşma ihtiyacı ile son derece paralel ilerleyen bir başka ihtiyaç ise arkadaş grubu tarafından onaylanan, istenen, beklenen davranışı yerine getirme ihtiyacıdır
Bu iki ihtiyaçla paralel olan sonuncu ihtiyaç ise bazı şeyleri tek başına yapabilme ihtiyacıdır. Kendisini anne-babadan bağımsızlaşma ve arkadaşları tarafından onaylanma gibi iki görevin kendisini beklediği ergen, kendi gücünü hissetmek zorundadır. Bunu da ancak daha önce destek alarak yaptığı bazı davranışları kendi başına yapmaya başlarsa hissedebilir.
ergenden böyle bir talep geldiği an yapmamız gereken, kaygılarımızı onunla paylaşıp uygun çözüm yollarını bularak ergenin talebini yerine getirmek olacaktır. Talebi yerine gelecekse ergenler çeşitli yollarla anne-babalarının kaygılarını giderme konusunda son derece istekli olabilirler.
Bu aşamada önemli bir noktaya da dikkat çekmek gerekiyor. Böyle bir izni, başka bir deyişle böyle bir bağımsızlaşma adımını, kendisi talep etmeden ona sunmak yerinde ve doğru bir davranış değildir. Bu, ihtiyaç daha ortaya çıkmadan söz konusu ihtiyacı gidermek anlamına gelecektir, ki bunun ergen için hiçbir faydası olmaz. Önemli olan ihtiyaçlar ortaya çıktıkça adım adım ilerleyebilmektir
Kim olduğu ve nasıl biri olacağı gibi sorulara cevap ararken ergenler sıklıkla rol modellerinden etkilenirler. Rol modeller, bir özellikleri dolayısıyla ergenlerin hayranlıklarını kazanan, onlara benzemek istedikleri, bir anlamda “ileride olmak istedikleri kişiye çok benzeyen” insanlardır
Ergenlik dönemi aynı zamanda kendini karşı cinse beğendirmenin önem kazandığı bir dönemdir. Karşı cinsten birinin hayranlığını ve onayını almak adeta benliğin onaylanması anlamına gelir.
Bütün bunlar birleştiğinde, bazı durumlarda, hayran olunacak bir rol model arayışı ile onayını almak için çaba harcanacak bir karşı cins arayışı örtüştüğünde ergenler öğretmenlerine âşık olabilirler. Aslında bu durum içinde hayranlığı, onun gibi olmak istemeyi, onun gibi biri tarafından beğenilmek istemeyi, bu sayede değerli hissetme ihtiyacını gidermeyi içeren son derece olağan bir durumdur.
Yani, öğretmenin başarılı olduğuna inandığı bir çocuk, yanlışlarından büyük bir kısmı görmezden gelinen bir çocuktur. Bu da aslında çocuğa zararı olan bir durumdur. Yanlış yaptığını bilmek, doğruyu öğrenme yolunda çaba göstermeyi gerektirir. Yanlış yapmak çocuğun bu durumla duygusal olarak başa çıkabilme becerileri kazanmasını sağlar. Dolayısıyla çocuk, “Benim her yaptığım doğru oluyor zaten” şeklinde bir yanılgıya ve rehavete düşmez, devamlı atak ve dikkatli olmak zorunda kalır. Yanlış yaptığı yönünde geri bildirim alamayan ve hiç başarısızlık tatmayan çocuk, başarısızlık duygusuna karşı çok hazırlıksızdır
Ergenlerin ihtiyaç duydukları alan her zaman bir oda olmayabilir. Evin ve ailenin koşullarına göre sadece ona ait olan bir dolap bile ergenin bu ihtiyacını karşılayabilir. Bu alan ergenin bağımsızlaşma, ayrı bir kimlik oluşturma çabasının sembolü olarak ona gerçekten gereklidir. Yetişkinler de kendilerine ait alanlara ihtiyaç duyarlar. Hiçbir ev kadını, mutfağına giren birinin en küçük bir şeyin yerini değiştirmesinden hoşlanmaz. Ya da hiçbir yetişkin, işyerindeki masasının kendisinden habersiz masaüstündeki resimlerinin hoşlanmaz. Bu, yetişkin düzenlenmesinden, değiştirilmesinden dünyasına ait bir gereksinimdir
Ergenlerin onlara yaşça yakın rol modellerle anne-babalarından ve çoğunlukla öğretmenlerinden daha iyi anlaşmalarının, onlara kendilerini yakın hissetmelerinin temel sebeplerinden biri de budur. Anne ve babalar, çocuklarının duygularını geçiştirme yolunu seçtikçe ergen anlaşılmadığını hisseder. “Öfkelendiğin şey, öfkelenmeye değmez” mesajını alan bir ergen, yıllardır tekrar edilen o klişe cümleyi söylemeye mecbur kalır: “Beni kimse anlamıyor.” Çocuklarımızla ve öğrencilerimizle iletişim kurarken onların duygularını reddettiğimiz ya da küçümsediğimiz her anın, bir dahaki sefere duygularını paylaşmak için seçecekleri iyi birer aday olmayacağımızın göstergesi olduğunu bilmeliyiz.
Ergen henüz böyle bir talepte bulunmamışken harçlığını artırmak, o henüz böyle bir talepte bulunmamışken eve gelişi ile ilgili izinli olduğu saati geciktirmek, o istemeden onun için düzenlemeler yapmak yanlış bir davranıştır. Ergen etrafındaki herkesin onun hayatını kolaylaştırmak görevine sahip olduğu yorumunu yapacaktır. Bu davranışların devamını talep edecek, bu talebinde kendini haklı görecektir. Şöyle düşünelim, etrafımızda biri var. Biz henüz karnımız acıktığını söylemeden bize yemek getiriyor. Bizim canımız kahve istemeden bize kahve yapıyor. Bizim yerimize işlerimizi yapıyor. Hem de biz hiçbiri için ona ricada bulunmadan. Sonra bir gün bunlardan birini yapmıyor. İstiyoruz ama bize yemek getirmiyor. Buna hakkımız olmasa da sinirlenir ve tepki gösteririz. Şimdiye kadar yaptıkları için teşekkür edip vefa göstermek yerine, niye şu an yapmıyor olduğuna takılır, buna öfkeleniriz. İşte, ergenler henüz bir şeyi talep etmeden biz onlara sunduğumuzda böyle çarpık bir beklenti yaratmış oluruz
ergenlik döneminde öğrenilmesi gereken en önemli becerilerden biri de sabretmek, çaba harcamaktır. Hayatın her zaman tüm isteklerimizin gerçekleştiği bir yer olmadığı ergenlik döneminde öğrenilir. Bunu ergenlere öğretecek olan kişiler de anne ve babalardır. Hayat hiçbir istediğimizin gerçekleşmediği kadar acımasız bir yer değildir ama her isteğimizin gerçekleştiği bir yer de değildir. Hepimiz bunu hayatımızın bir yerlerinde öğrendik. O sayede yetişkin hayatta bir işte çalışabiliyor, insanlar arası ilişkiler kurabiliyor, bütün bunlar olurken isteklerimizi erteleyebiliyor, isteklerimiz için çaba harcayabiliyor, sabredebiliyoruz.
Ergenlere, onlar talep etmeden devamlı haklar vererek, hayatı onlar etrafında döndürerek, onların çok temel yaşamsal bazı becerileri kazanmalarını engellemiş oluruz. Bir şey için çaba harcamayı, isteklerini ertelemeyi, sabretmeyi öğrenemezler.
Cinsel istismara uğramış erkeklerde en sık görülen davranış tepkisi, saldırgan davranışların gelişimi şeklindedir. Davranım niteliğindeki davranışlar bozukluğu sıklıkla gözlenmektedir. Bazı araştırmacılar bunu, erkek kimliğini yeniden oluşturma olarak yorumlamaktadır. Kızlarda gözlenen en sık davranış tepkisi ise, özkıyım ve kendine zarar verme davranışlarıdır. Kendine zarar verici davranışlar genellikle vücudunda sigara söndürme ve bileğini kesme gibi davranışlar şeklinde kendini göstermektedir. Bazı araştırmacılar, bunun kendini cezalandırma ve çekiciliği azaltma amacı güttüğünü ileri sürmektedirler
“Önemli olan hangi mesleği yaptığı değil. İşini iyi yapsın, işini sevsin yeter; insan sevdiği işi yapmalı.” Bu cümleleri hepimiz kim bilir kaç kere duymuş, kaç kere söylemişizdir. Neredeyse klişe bu söylemi çok inanarak dile getiririz. O zaman niye Timur için bir çırpıda “Okumasın, tamirci olsun” diyemeyiz? Bu soruyu cevaplamak hiç de kadar kolay değil. Bir yandan, bir ailenin çocuklarının üniversite okuması ile ilgili bir hayal kurmuş olmaları göz ardı edilecek bir nokta değil; öte yandan, Timur’un arabalara olan ilgisi ve bunun çok uzağında bir meslekle uğraştığında mutsuz olacağı da aşikâr. Ülkemizde el emeği ve ustalıkla yapılan işlerden geçimini sağlamanın ne kadar zor olduğu da düşünüldüğünde, bu soruya neden kolay cevap veremediğimiz anlaşılır hâle geliyor. Böyle bir durumda mutlaka düşünülmesi gereken bir alternatif olarak önlisans (iki yıllık meslek yüksek okulu eğitimi) bölümleri aklımıza gelmelidir. Örneğin, böyle bir durumda Timur’un ilgi duyduğu alanla ilgili teknik bilgi almasını ve bir yandan da çalışmaya devam edebilmesini, onun deyimiyle işi öğrenmesini sağlayacak bölümler mevcuttur. Otomotiv teknolojisi ya da oto boya bölümleri bunlara örnek olarak verilebilir. Böyle bir çözüm yolu geliştirmek hem anne-babasını hayal kırıklığına uğratmasını engelleyecek hem de kendisine daha kalifiye bir iş bulabilmesi konusunda Timur’un önünü açıp ufkunu biraz daha genişletebilecektir.
Önlisans eğitimleri bir ergene hem bir an önce mesleği öğrenme fırsatı verir hem de o meslek dalıyla ilgili kalifiye eleman ihtiyacını karşılar. Önlisans eğitimi alan bir ergen, böyle bir eğitimi almayıp aynı mesleğe aday olan diğer kişileri birçok özelliği bakımından geride bırakabilir
Uzun vadede yapılması gereken en önemli şey, onu başka farklılaşma alanlarına yönlendirmek olmalıdır. Ancak bunu yaparken “Ben anladım; sen bunu başka insanlardan, yaşıtlarından, bizden farklı olmak için yapıyorsun. Bunu değil de şunu yapsan da farklı olsan daha iyi olmaz mı?” şeklinde bir yöntem asla kullanılmamalı; yumuşak bir yönlendirme tercih edilmelidir. Örneğin, bir müzik CD’si getirip “Eminim ki arkadaşlarından hiçbiri bunu daha önce dinlememiştir ” demek ve daha fazla yorumda bulunmamak ya da “Dinlediğin müziklerde bir gitar sesi duydum galiba, bu konuda ders almak ister misin?” diye bir öneride bulunmak gibi. Önerileri çoğaltmak mümkündür ama önemli olan ısrarcı ve müdahaleci bir tutum takınmamaktır
zararlı etkilerinden dolayı müdahale etmemeye de karar verdiysek yapılabilecek son bir şey kalmış demektir: Çatışmaları bulunduğu düzeyde tutup artmasına mahal vermeden, ergenlik döneminin durağan dönemine girmesini, farklılaşma ihtiyacının tatmin olmasını beklemek. Ergenlik döneminin sonlarına doğru, yaklaşık on sekiz yaş civarlarında, ergen kendine ait bir kimlik oluşturdukça çatışmalar azalır; çünkü farklı olma ihtiyacı tatmin olmuştur. Toparlayacak olursak, giyim kuşamla ilgili bir çatışma yaşadığımızda üç seçeneğimiz vardır: Bunlardan biri, doğrudan sert bir müdahale ile bunları yasaklamaktır. Bu yolun zararlı etkileri vardır. İkinci yol, ergene farklılaşma ihtiyacını karşılayacak başka alanlar yaratma konusunda gizlice rehberlik etmektir. Üçüncü yol ise farklılaşma ihtiyacının durulmasını beklemektir.
Üstün zekâlı gençler ve onların hikâyeleri ile ilgileneler 1997 yılı yapımı, özgün adı Good Will Hunting olan, Türkçeye Can Dostum olarak çevrilen filmi izleyebilirler
Çoğunlukla büyükler sadece büyük oldukları için bile kıskanılırlar. Büyük olmak çocuklar için çok önemlidir. Küçükler her zaman büyük olmaya özenirler. Her şeyin yenisi ilk önce büyüklere alınır. Küçükler genelde büyüklerin kıyafetlerini, kitaplarını, oyuncaklarını kullanmak zorunda kalırlar. Büyüklerin hakları daha fazladır. Ailede aldıkları sorumluluklarla anne ve babaya küçükten daha yakın dururlar. Küçüklere hep küçük muamelesi yapılır. Büyükler de bazen bu muameleyi destekler Kıskançlıkları görmezden gelmek, üstünü örtmeye çalışmak, kıskançlığa yol açan durumları çözmemek, iki kardeş arasında kurulması hedeflenen dostluğun yerine düşmanlık tohumlarının ekilmesine sebep olabilecek kadar önemlidir. Bunların içinde kardeşler arası ilişkilere dair en çok fikir verebilecek olanlardan Rain Man (Yağmur Adam), Rumble Fish (Siyam Balığı), American History X (Geçmişin Gölgesinde), Vozvraşçeniye (Dönüş), Mio Fratello è Figlio Unico (Abim Evin Tek Çocuğu) ve bir Türk filmi klasiği olan, 1973 yılı yapımı Ertem Eğilmez filmi Canım Kardeşim keyifle izlenebilir. Ayrıca J. D. Salinger’ın Çavdar Tarlasında Çocuklar isimli romanı hem ergenler hem de ergen dünyasına ilgi duyan yetişkinler için kardeşlik kavramı ekseninde hoş bir okuma olacaktır.
Bu araştırmada ergenlerin bilgisayar oyunlarından sorgulanmıştır. Ergenler; Boş zamanlarını değerlendirmek, Yarışmak, kazanmanın gururunu yaşamak, Yaşıtlarına bazı şeyler öğretmek (Oyun stratejilerini ve şifrelerini paylaşmak, daha iyi nasıl oynanacağı ile ilgili öneriler sunmak), Bu paylaşımlar sayesinde iyi bir oyuncu olabilmek, bundan dolayı saygı görmek, Yeni arkadaşlar edinmek, Gruba liderlik edebilmek, Okulda ya da arkadaş çevresinde popüler olan konuların içinde kalabilmek (Herkes oyundan ve puanlardan vs. bahsettiğinde buna katılım gösterebilmek), Günlük hayattaki problemleri düşünmek zorunda kalmamak, zihni rahatlatmak gibi sebeplerle bilgisayar oyunları oynadıklarını belirtmişlerdir Bilgisayar oyunları ergenlik dönemindeki birçok ihtiyacı karşılamaları dolayısıyla bağımlılık yapma riski taşır. O yüzden bilgisayarı tamamen yasaklamak gibi kısa vadeli çözümler yerine ergenin bilgisayar oyunları ile kazandığı değerlilik hissini başka şeylerle de kazanabilmesini sağlamak gerekir. Belirlenmiş saat aralıklarında, günlük işlevlerini etkilemeyecek ölçüde bilgisayar oyunu oynamasının ise ergene herhangi bir zararı olmayacaktır
bilgisayar kullanımı ile ilgili belirlenen kurala uymadığında bunun cezai bedelinin de belirlenmesi uygundur. Bu ceza, yaptığı davranışın karşılığını görmesi anlamında önemlidir. Yönetmenliğini ve senaristliğini Nic Balthazar’ın yaptığı 2007 yapımı Ben X filmi bilgisayar oyunlarının gençler üzerindeki etkisini tüm açıklığıyla gözler önüne seren oldukça çarpıcı bir film olarak bu konuya merak duyanların ilgisini çekebilir
İlkokul yıllarından itibaren onun yapamadığı ödevler için kaygılanıp, öğretmenini arayıp hoşgörü göstermesini istediğimizde, onun yerine onun dersleri için mutlu olduğumuzda ya da üzüldüğümüzde ve onun adına çözümler ürettiğimizde aslında çocuğumuza iyilik değil, kötülük yapmış oluruz. Ödevini yaptığında öğretmeninden duyacağı aferin sözcüğü bizzat onu mutlu etmeli, ödevini yapamadığında duyacağı tenkit de yine kendisini üzmeli. Biz onun yerine mutlu olduğumuzda ya da üzüldüğümüzde çocuğumuzun bu duyguları hissetmesini engellemiş oluruz.
Bu ihtiyaç son derece normaldir. Ancak bu yakınlığı sağlamak için cinselliği kullanmak zorunda kalması normal olmadığı gibi, duygusal yakınlık kurabilmek için yaşanan bu cinsellik de sağlıklı değildir.
İkinci olarak, çocuklarımızın neler yaşıyor olduğunu bilmenin önemi açıkça gözükmektedir. Burada kastettiğimiz onları kontrol ederek ne yaşıyor olduklarını öğrenmemiz değildir elbette. Söylemek istediğimiz, özellikle ergenlik döneminde çocuklarımızla gerçek bir yakınlık içinde olmamız gerektiği. Gerçek bir yakınlık, takip ve kontrolü değil, karşılıklı konuşmayı, sohbeti ve anlayışı içerir. Bu sayede çocuklarımızın hayatlarındaki riskleri bilebilir, bu risklerle başa çıkmak için çocuğumuzun ihtiyacı olan gücü kazanmasına yardım edebiliriz.
Ergenler çoğunlukla kendileri farklılaşabilmek için, anne-babadan bağımsızlaşma çabalarının bir başka göstergesi olarak ebeveynin inanç ve görüşlerinden çok farklı, hatta zaman zaman taban tabana zıt görüşlere inanabilir, benimseyebilirler. Hatta bazen anne-babalarıyla bu konularda fikir tartışmasına girerler. Bu fikir tartışmaları onlara hem tartışabilmenin zevkini yaşatır hem de anne-babaya karşı yapılan bir eylem olarak da haz verir. Böyle durumlarda aşırı tepkiler göstermek, onlara bu konuda çok hassas olduğumuz mesajını verir. Eğer ergene böyle bir mesaj verirsek bu konuda aykırılıklarını iyice körüklemiş oluruz. Bunun yerine onunla tam da istediği gibi fikir tartışmalarında bulunmak, ama bunu yaparken sakin ve soğukkanlı olmak önemlidir. Bu konuda kendilerine bir miktar serbest alan tanındığını gördüklerinde bir süre sonra aykırılıkları ortadan kalkabilecektir
Bir üniversite öğrencisi hâlâ ergen midir? Ergenlik dönemi ne zaman biter? Ne zaman bir yetişkin olunur? Genel tanımlamalara baktığımızda on sekiz-yirmi dört yaş aralığının, yani aşağı yukarı üniversite öğrenciliği yıllarına denk düşen yaş aralığının, son ergenlik dönemi olarak tanımlandığını görürüz. Bu dönem birçok yerde “gençlik” olarak da telaffuz edilmektedir.
Aşırı koruyucu kollayıcı tutumun en belirgin özelliği, çocuktan önce onun adına sorunları çözme, onu yaşamın zorluklarından koruma, zarar görmesini engelleme gibi amaçlarla; onun adına, onun yerine kararlar verme ve sorumluluk almasına izin vermeme olarak açıklanabilir. Genellikle bu tutumu benimseyen ebeveynlerin, çocukları konusunda aşırı kaygılı ebeveynler olduğu gözlenmiştir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitap okuması basit, yalın dil yapısı ve anlaşılır örnekler ile ister ergenler ile çalışan alan paydaşları olsun, ergen evladı olan anne babalar olsun yada sadece merakından bu kitabı okumak isteyen olsun herkes için güzel bir kitap. Kitaba dair tek eleştirim şu olacak o da yazarın bölüm sonlarında önerdiği kitapların, filmlerin ve diğer kaynakların toplu halde olduğu bir bölüm olsaydı daha bir güzel olurdu.
Alanda çalışanlar için vakalar normal olabilir ama, bana bazıları çocuklarla çalışmayan ebeveynler için uçlarda göründü. Bu tarz kitapların sabrımı artırmasını ve endişemi azaltmasını beklerim genelde, endişe kısmında çok tatmin olamadım bu yüzden. Bunun dışında bazı tipik ergen davranışlarını anlamak için okunması gereken bir kitap.