8 Eylül 1946'da Mardin-Savur'da Sancar ailesinin yedinci çocuğu doğdu. Adını Aziz koydular. Kasabasından erken yaşta ayrılıp "okumaya" giden Aziz, yıllar sonra doğduğu yere genç bir hekim olarak geri döndü. Orada geçen gençlik yıllarını hayatının en güzel dönemi olarak hatırlasa da onun aklı fikri bilim yapmaktaydı. 26 yaşında Amerika'ya gitti ve kısa süreli ayrılışlar dışında hep orada kaldı. Bilimsel hayatı iki soruya yanıt aramakla geçti: "DNA molekülü nasıl tamir edilir?" ve "Biyolojik saat nasıl çalışır?" DNA hasarının tamiri konusunda genç yaşında, ders kitaplarına geçen keşifler yaptı ve bu keşifleriyle 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Olgunluk dönemine denk gelen, biyolojik saatle ilgili keşifleri de aynı değerdedir. Sancar, iki farklı bilimsel alanda yapmış olduğu olağanüstü katkılarıyla gerçekten sıra dışı bir bilim insanı özelliği taşır. Nobel kayıtlarına Türk-Amerikalı bilim insanı olarak geçen, böylece bilim alanında ilk Nobel alan Türk olan Aziz Sancar'ın İngilizce olarak yazdığı bu kitap, Türkçeye yakın arkadaşı moleküler biyolog Mehmet Öztürk tarafından çevrilmiştir. Sancar, Türkçe çeviriye yoğun destek vermiş, metni gözden geçirmiş ve onaylamıştır. Kitabın ilk bölümü tüm okurlara hitap etmektedir. İkinci bölüm ise Sancar'ın bilimsel keşiflerinin mahiyetini merak edenler, lise ve üniversite öğrencileri, öğretmenler, tıp ve yaşam bilimleri alanında uzmanlaşmış okurlar için bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
"Tesadüf, hazırlıklı beyinlere yardım eder." Kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm Aziz Sancar'ın çocukluk-gençlik yılları,tıp fakültesine başlaması, hekimliğe başlangıcı ile Amerika'ya gidişini anlatıyor. İkinci bölüm ise 8 Aralık 2015 tarihindeki Nobel Dersini içeriyor. İlk bölümü okurken keşke Aziz Hoca daha uzun yazsaymış dedim. Yaklaşık 40 sayfada yaşam öyküsünü tamamlamış hoca. İkinci bölüme gelecek olursam, Nobel Dersi akademik konusu ve dili nedeniyle okuru zorlayacaktır. Hoca Nobel Dersi'nde, hayatını adadığı fotoliyaz, nükleotid onarımı ve fotoliyaz ilintili kriptokrom çalışmalarını anlatıyor. Fotoliyaz araştırmalarının sirkadiyen ritimle ilişkisini kendi kaleminden okuma imkanına kavuşuyoruz. Temel tıbbın ne kadar desteklenmesi gerektiğinin bir kanıtı Aziz Sancar. Aziz Hoca tıp fakültesini bitirdiğinde Mardin Savur'a geri döner. Çiçeği burnunda bir hekim olarak insanlara hizmet etmeye başlar. Her ne kadar bu dönemi hayatının en mutlu zamanları olarak hatırladığını söylese de entelektüel açıdan yaşadığı hayal kırıklığını itiraf etmeden geçemiyor. Bir hekim olarak ifade etmem gerekir ki; aradan geçen kırk yılda ülkemizin, yetişmiş insanlarını bilime teşvik etme noktasında pek yol katettiği söylenemez. Bilimde ilerleyebilmemiz ümidiyle...
Kitap iki bölüme ayrılmış: İlk bölümde yazar kısaca hayatına değiniyor, ikinci bölümde ise çalışmalarına yer veriyor. Ön sözde de belirtildiği üzere, yalnızca ilk bölüm genel okuyucuya hitap ediyor. Bu bölümde Aziz Sancar’ın Atatürkçü, Türk milliyetçisi kimliğinin güçlü bir şekilde öne çıktığı görülüyor.
Esasında ortalama okur için pek de rahat bir okuma olmayacağını söyleyebilirim. Zaten kısa olan otobiyografisini takip eden ikinci bölüm, Bilim ve Teknik dergisinde yayımlanabilecek bir makale gibi, daha çok bahsedilen alan konusunda bilgili insanlara hitap ediyor.
Kısacası, detaylandırılmayan ilk bölüm biyografi sevenler için tatmin edici olmayacaktır. İkinci bölüm ise genel okuyucu için fazla teknik kalma riski taşıyor.
Bu haliyle okunabilir bir bütün olmaktan çok uzak. Kitap Aziz Sancar’ın çalışmalarının önemi düşünülerek tarihe bırakılan ufak bir hatıra olarak kabul edilebilir.
Kendime not:
* Aziz Bey Atatürk’ü taparcasına seven, köyde kendisi eğitim alamamasına rağmen çocuklarının eğitimine çok önem veren ve belki de hayatında gördüğü en zeki insan olarak tanıttığı annesinden kısaca bahsetmiş ve bir fotoğrafını koymuş kitabına. Gerçekten çok saygı duydum bu hanımefendiye. Kim bilir kendisinin ne hayalleri vardı ve fırsatı olsa kendisi de neler yapacaktı. Bunu eşime de aktardım, üstünde düşündük ve üzüldük, kıymetli bir insanmış, oğlunu da ne güzel yetiştirmiş, ruhu şad olsun.
Aziz Sancar’ın Nobel serüvenine tanık olmamızı sağlayan bu kitap iki kısımdan oluşuyor. İlk kısmı her kesimden okuyucuya hitap ederken Nobel Dersinin yer aldığı ikinci kısım biyoloji, kimya ve tıp alanında çalışan kişilere daha anlaşılır gelecektir. Bilime ve bilim insanına daha da artan bir hayretle saygı duymamız ve topraklarımızdan çıkan bu dehayı anlamamız için okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Kitabın ikinci kısmındaki bilimsel çalışmasını anlatışını, ilk kısmındaki bilimsel açıklamalarından daha açıklayıcı ve anlaşılır buldum açıkçası. Yine de kendi kaleminden çalışkan bir biliminsanının hayatını ve bilimini okumak ilham vericiydi.
Kitabın ilk kısmı hayat hikayesinden ikinci kısmı ise çalışmalarından oluşuyor. İkinci kısmı anlayabilmek için alana vakıf olmak gerekiyor ama yine de okuyunuz , okutunuz!
Bazıları Yahudi olan birçok profesörüm, İkinci Dünya Savaşı’ndan önce veya savaş sırasında Almanya’dan ve komşu ülkelerden kaçmak zorunda kalmıştı. Birçoğu kendi alanlarında lider olan göçmen bilim insanlarına Batılı birçok ülke sırt çevirdi ama Türk üniversiteleri onlara kucak açtı. Onların katkılarıyla Türk üniversitelerindeki eğitimin düzeyi Avrupa standartlarına yükselebildi… Bir yöntemi yaratmak için görünürde birbiriyle ilişkisi olmayan alanlardan verileri toplayarak yeni bir yöntem geliştirmiş ve kendimce sağlam bir mantığa dayalı olan bir yöntemi çalışır hale getirinceye kadar inat etmiştim. Başarılı bir biliim insanında üç temel örneğin bulunması gerektiğine inanıyorum: bilgiye dayalı yaratıcılık, delice çalışmak ve başarısızlık karşısında pes etmemek…
Fotoliyazlar; ultraviyole ışığa maruz kalmanın neden olduğu hasarı onaran DNA onarım enzimleridir…
Sancar’ın hayatına dair daha fazla bilgi sahibi olurum, belki biraz daha edebi ya da romantik bir okuma olur diye düşünüyordum lakin en yalın haliyle yaşamı ve büyük oranda akademik çalışmalarını içeriyor kitap. Tıp, genetik, biyoloji meraklısı insanların benden daha çok istifade edebileceğini düşünüyorum. Zira ben terimlerle hiçbir bağım olmadığı için özellikle ikinci kısmı hiç anlamadım. Ama Aziz Sancar’a ve doğup büyüdüğü coğrafyaya dair güzel gözlemler okumuş oldum. İyi ki okumuşum, ayrıca Sancar iyi ki böyle emek vermiş. Çabasına ve inancına sağlık. Gurur duyulası.
Çok özet bir kitap, bilime yakın olmayanların bile Nobel dersi hakkında aşağı yukarı bir fikir edinebileceği sadelikte ve kolaylıkta anlatılmış. Nobel'e götüren süreci daha detaylı okuyabilmek isterdim, umarım bir gün iyi bir yazar tarafından kaleme alınan ve sürece ağırlık veren öyküsünü de okuma fırsatı bulabilirim. "Le hasard ne favorise que les esprits prepares" yani "tesadüf sadece hazırlıklı beyinlere yardım eder" göndermesi Aziz Sancar'ın hikayesinde tam yerini bulmuş. Çok çalışmak ve hep hazırlıklı olmak için insanı motive ediyor.
Biyografi yazmak başka bir şey.. Bilimsel kariyere sahip, akademik bir isim biyografi yazınca metin çok teknik kaçabiliyor ve yazılan konuyla ilgili uzman olmayan isimler kitaptan hiçbir şey anlayamaz hale gelebiliyor. Kitap çok teknik ve bilimsel bir dille, belli bir kitleye hitap etmek için yazılmıştı. Bu nedenle bir biyografiden çok Aziz Sancar tanıtım kitabı gibiydi. Çok rtkilendiğim bir eser olmadı maalesef.
‘Aziz Sancar’ın çok etkileyici bir hikayesi var, öğrenmek lazım’ diyerek kitabı aldım. Hayatını ve bilimini biraz olsun öğrenmek istiyorsanız güzel bir kitap. Son derece kısa, ili temek konuşmanın tercümesi esasında. Hayatı hakkında daha fazla detay, bilimi hakkında daha sokaktaki insan dilinde bir sunum isterdim, ama kitap bunları vaad etmiyor tabii ki.
bir tıp öğrencisi olarak çok heyecanla merakla okuduğum bir kitap oldu 11 yaşımdan beri duyduğum nobel ödüllü aziz sancarın gerçekten ne yaptığını öğrenmek çok büyük bir zevkti. küçük benin hayran olduğu bu şahsa tekrar ve daha büyük bir hayranlık sağlayan bir kitap oldu. bilimsel dili ağır olan bir kitap olmasına rağmen elimden düşürmek istemedim.