Geleceği parlak bir cerrahla çok genç yaşta evlendirilen bir kadın, kocasının iktidarsız olduğunu evlendikten sonra öğrenir. Kocasının kaba davranışları kocasından iyice uzaklaştırır genç kadını.
Genç kadın oturdukları apartmanda, kendisi gibi genç ve gizemli bir kadın görür ve ondan çok etkilenir. İki kadın arasındaki görünmez bağ, onları yan yana yürüyecekleri beklenmedik bir yolculuğa sürükler.
Bir yandan iki vahşi cinayet işlenmiştir. Mesleğinin zirvesinde iki kişinin ölümünün peşine düşen Başkomiser Aydın Andız, cinayetlerin arasındaki bağlantıyı çözmeye çalışırken, bir yandan da kendi şeytanlarıyla boğuşmaktadır.
Elçin Poyrazlar son romanı Mantolu Kadın’la okuru, evlilik kurumu içindeki güç oyunlarına ve şiddetin sınırlarına taşıyor.
1975 Bursa doğumlu. ODTÜ’de işletme okuduktan sonra Belçika’da Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinde yüksek lisans yaptı.
Brüksel’de ekonomi-politika doktorasını yaparken gazeteciliğe başladı.
Cumhuriyet, Dünya, Virgül, TimeOut, Huffington Post, Vocativ ve BBC gibi yerli ve yabancı medya kuruluşları için çalıştı. Bu süreçte İstanbul, Washington, Brüksel ve Londra’da yaşadı.
İlk romanı Gazetecinin Ölümü 2014 yılında, ikinci romanı Kara Muska 2016’da, üçüncü romanı Mantolu Kadın Kasım 2018’de yayımlandı.
İngiltere’nin seçkin derneği Polisiye Yazarlar Birliği’ne (CWA) 2016 yılında kabul edildi.
Yazarın okuduğum ilk kitabı, yazım dilini çok beğendim..bir polisiye sever olarak hikaye ve kurgusu beni içine çekti, heyecanla sonunu merak ettim. Kitapta birbiriyle ilgisi yokmuş gibi görünen iki paralel olay örgüsü var, genç yaşta evlenen bir kadının hikayesi ve otoparkta öldürülen bir avukatın. Başkomiser Aydın ile yardımcısı İsmail’in olayların tam ortasına düşmesiyle yavaş yavaş birleşen iki hikaye..5 üzerinden 3 verdim.
Kitaba dair sevdiklerim ve sevmediklerim var. Sevmediklerimle baslayayim. Karakterlerin bir kismi. Derin gelmedi bana. Biraz zorlama kisimlar var. Olmamis hissettiriyor. Cinayetleri cozen komiser ve yardimcisi, cinayetleri cozmuyor, olay kendiliginden cozuluyor. Bu da bir polisiyeden bekledigim degil. Bir de, kitapta birkac yazim yanlisi var. Benim gozumden kacmiyorsa, yazarin, editorun gozunden nasil kaciyor? Sevmedigim yanlarini bir kenara birakirsam. Sevdigim yanlari da var elbet. Oncelikle kitaptaki dedektif, Komiser Aydin, sevdigim, baska maceralarini okumak istedigim, antika bir adam. Bir de, yazarin dili de hosuma gitti genel olarak. Akici bir hikaye. Derin bulmasam da, icine girmemi rahatca sagliyor. Bir de, kadina siddetten bahsetmesi, bu siddeti aciklikla ortaya koymasi da, benim icin degerli. En cok da, farkindalik adina.
Hiç fena değil, fakat polisiye kurgudan ziyade sosyal mesaj verme kaygısı çok fazla ön plana çıkmış romanda. Bir romanın politik mesaj (burada kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti) taşımasında hiç bir olumsuz taraf yok, bilakis severim politik öğeler taşıayan romanları. Nermin Yıldırım mesela, onun dozunu çok iyi ayarlayan yazarlardan. Hiç mesaj kaygısı yokmuş gibi hikayeleri başlatıp, derinleştirip, sonra bam diye tokat gibi yüzünüze çarpıyor bu ülkede maruz kaldığımız şiddeti. Fakat bu romanda mesaj verme kaygısı çok baskındı; hatta mesaj okurun kafasına adeta dan dan vuruluyor.
Bu mesaj kaygısı çok ön planda olduğundandır ki yazar, feminist eleştirinin bazı klişe tiplemelerine çabucak sığınıvermiş. İşte taşra kenti bürokrasisinin gün düzenleyen, dedikodu ve gösterişten başka hiç bir şey düşünmeyen hanımları... Dışarıdan iyi aile çocuğu görünen, anne babası tarafından çok şımartıldığı için kadınlar üzerinde hakimiyet kurmaktan hoşlanan, sonunda da hiç bir zaman eğilimlerine ket vurulmadığı için seri katile dönüşen koca... Üniversite sınavlarını kazandığı halde, iyi koca bulsun hemen evlensin diye 18 yaşında kızına baskı yapan İstanbullu orta sınıf yurdum annesi. Bu kafada orta sınıf anneler kaldı mı bilemiyorum, güncü taşra bürokratı eşi dedikoducu teyzeler klişesi 80li yıllarda kalmadı mı? Feminist bilinç vereceğim derken, hedefine bazı kadınları bu kadar acımasızca koymak niye? Çelişkili değil mi davayla bu durum? El ele verip evden kaçan Thelma & Louis klişesi de ha keza eksik değil. Bu kadar klişe ardı ardına dizilince karakterlerin psikolojik analizi çok zayıf kalmış.
Ancak olay kurgusunu beğendim. Öykünün iki ayrı noktadan başlayıp sonda birleşmesi güzeldi. Hikayenin bir öz savunma öyküsü olması da bir kadın olarak yüreğimin yağlarını eritmedi değil. Ben olsam hikayeyi özsavunma ve arkadaşının intikamı için iki erkeği öldüren Cemile'yi müebbet hapse mahkum etmek isteyen, onun cezasını hiç bir hafifletici sebeple indirmeyen savcı ve hakimden başlatır, oradan geriye giderdim. Çünkü Cemilelerin yüzleşeceği adaletsizlikler özsavunmayla bitmiş olmuyor, asıl o noktada başlıyor bu ülkenin adalet sisteminde.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Oldukça keyifli ve sürükleyici bir kitaptı. Cinayetlerin birbirine bağlanma şekli bana Patricia Highsmith'in Trendeki Yabancılar romanını anımsattı. Başkomiser Aydın'ı ve Komiser İsmail'i cinayetin çözümlenmesinde biraz pasif bulmakla beraber kitaptan keyif aldım.
Öncelikle Türk Polisiye yazarlarinin artmasini diliyorum. Ama ne yazik ki kurgu bir türlü olmamis hikaye bir noktadan sonra sarpa sariyor. Polisleri zaten geçiyorum. Ama hadi adamin çocukluğuna/gençliğine indik yani o kadar mi kolay sıyrılmak. Keşke o kisim olmasaymis.
Elçin Poyrazlardan 3.kitabim. En olmuşu bence o 3 kitap icinde. Giderek daha çok isiniyorum yazara. Trendeki Yabancılar gibi bir kurgusu olacak sandım ama olmadı. Olsa üzülürdüm zaten.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Ilginc bir polis Baskomiser Aydin Andiz. Cok fazla ipucunun olmadigi bir cinayetle basliyor hersey. Sonra benzer bir cinayet daha. Olum sekilleri, kayip esleri. Baska bir hikaye daha var devam eden. Sonra hikayeler birlesiyor.
Sonu benim icin sasirticiydi. Baska bir son bekliyordum hic tahmin ettigim gibi cikmadi. Yazar bu noktada basariliydi. Ama cinayetin cozulusu, polislerin basarisi ve bunun okuyuca yansimasi konusu bence zayif kalmis. Dorduncu yildizi basarili son icin verdim.
Umarim Baskomiser Aydin ve Komiser Ismail'i diger kitaplarda gormeye devam ederiz.
Hemen hemen her yorumda “çok ilginç bir konusu var” yazıldığı için merak edip okudum ama konu son derece klişe. Karakterler derinliksiz, kurguda altı boş kalan pek çok detay var, karakterlerin duygusu çoğu zaman okuyucuya geçmiyor. Polisiye türünde yazan yerli kadın yazar görmek sevindirici ama Mantolu Kadın, tür için çok zayıf kalıyor.
Çok iyi bir psikolojik gerilim ve polisiye romanı. Kadına şiddetin sadece fiziksel değil, psikolojik de olabileceğine dikkat çekiyor. Sınıfsal farklılıklar, değişen İstanbul da romanın konuların arasında. Komiser karakteri de oldukça ilginç. Tıkır tıkır işleyen bir kurgusu var. Okunmalı.
2019 Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı adaylarındandır.
Zevkle okudum. İlk yarısına kıyasla kitabın ikinci yarısında tempo daha hızlıydı. İkinci yarısında aldığım keyif arttı.
'Antika' Başkomiser Aydın'ın yarattığı 'cosy' atmosferden çok hoşlandım. Dolabının içindeki kıyafetleri bugün bile gözümün önünde! Fakat Başkomiser Aydın'ın düğümün çözümüne katkısı nispeten az oldu.
Nitekim bu kitabın dikkat çekici özelliklerinden birisi bu. Sahneler akılda kalıyor. Mantolu kadının topuklu ayakkabısıyla asansöre binişi, asansörden inişi de gözümün önünde.
Birbirine yoldaş olan kadınlar beni etkiledi. Elçin Poyrazlar bu romanıyla kadına şiddet konusuna dikkat çekiyor ve konuyu gerçekçi bir şekilde işliyor.
Storytel’de çok severek ve heyecanla dinledim. Başarılı bir polisiye.
Dedektif Aydın ve yamağı İsmail polisiyelerin akıllı dedektif ve daha az akıllı yardımcıları tiplemelerini oldukça iyi şekilde kullanmış. Karakterlerin sonraki maceralarını merak ediyorum.
Kitaba dair tek eleştirim hikayeyi anlatan maktülün adının baş harfinin bölüm başlığı olarak verilmesi. Marktin kimliğini biraz daha geç öğrenmeyi tercih edebilirdim.
Polisiye tarzını seven biri değilim. Kitabı da polisiye olduğunu bilmeden aldım. Gayet akıcı bir anlatımı var, kolay okunuyor. Karakterler abartılmamış, dili sade, olay örgüsü iyi kurgulanmış. Yazarın polisiye bir romanda cinayet yerine kadına yönelik şiddeti, gözümüze sokmadan, esas mesele olarak ortaya koyma becerisini takdir etmeden geçemeyeceğim.
Sondaki çözümleme kitabın genel akışına aykırı bir şekilde karmaşık, biraz kafa karıştırıcı hatta. Kötü karakterin niye kötü, nasıl kötü olduğunu da sadece hayal ediyoruz, ama severek okudum. Gereksiz uzatılan romanlara uyuz olurum, ama bu kitabın biraz daha detaylandırılmasını savunurdum sorsalar.
Kısa cümleler, sade bir dil, akıcı bir anlatımla, iki ayrı hikayenin bölüm bölüm sıralanışı sayesinde son sayfasına kadar merakla okunan derli toplu bir roman. Kadın, güç, irade konularını işleyişi bakımından hafızada kalacak türden.
Bir polisiye roman olarak okumadım, öyle olsa gizemi pek gizemli bulamazdım çünkü gizemli bir yanı yoktu ancak genel olarak anlatıyı, dilini, karakterleri tertemiz bir şekilde aktarmasını çok beğendim.
Diğer iki romanından çok daha çabuk anladım cinayeti ve katili. Ama bu bir roman olarak sevdiğim gerçeğini değiştirmiyor. Akıcı, güzel, içerik açısından da vurucu bir kitap.
Yazarın dili çok akıcı. Poyrazlar’ın tavsiye edilmesi üzerine okuduğum ilk kitabı. Kesinlikle başka kitaplarını da okuyacağım. Ya kısa geldi ya tadı damağımda kaldı- henüz karar veremedim.
Üst düzey kişilerden bir avukatın ve bir cerrahın aynı biçimde, kalplerinden ve kasıklarından vurularak öldürülmeleri. Başkomiser Ayhan’ın bu iki adam arasındaki bağlantıyı araştırması. İşin altından daha büyük pislikler çıkması. Fena değil. Anlamadığım: ismi. "Mantolu Kadın". Ne alakaysa.