Antonio Tabucchi, Isabel İçin: Bir Mandala adlı kitabında, Polonyalı şair Slowacki Wacklaw'ın gençliğinde aşık olduğu ve Portekiz'de Salazar diktatörlüğü sırasında kayıplara karışan Isabel'i bulma çabasını ele almaktadır.
İyi başlayan roman, ilerledikçe irtifa kaybetmekte ve etkisini yitirmektedir. Kitabın sonunda yer alan bilgilendirmeden, söz konusu kitabın Antonio Tabucchi'nin onayından geçmediğini ve hayatını kaybettikten sonra yayınlandığını öğreniriz. Metni bir arkadaşına verdiği, sonra tekrar ondan geri alarak okumak istediği de notlar arasında yer almaktadır. Maalesef ömrü gerekli değerlendirmeleri yapmaya yetmemiştir. Kitabı okurken, bir şeylerin yarım kaldığı ya da apar topar çözümlendiği izlenimine kapıldım. Kimbilir, belki de Tabucchi, kitabı daha geniş bir şekilde ele alacak, revize etme yoluna gidecekti. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz...
Isabel resim de yapardı. Bir gün ünlü bir ressam olacağına inanır ve hep pencere resimleri yapardı. Panjurları kapalı pencereler, panjurları açık pencereler, perdeli pencereler, demir parmaklı pencereler; hepsi de Douro ya da Minho'dakiler gibi güzel kirişleri ve keten perdeleri olan pencereler. Ama hiç insan resimleri çizmezdi, insanlar gizemi kaçırırlar, derdi, bak, ben hiç kimsenin görünmediği o gizemli pencerelerin resmini yapıyorum ama oradan bakan birini çizersem gizem kaybolur, örneğin uyurken saçları bozulmasın diye yatakta başına file geçiren Amarante'nin keçisakallı veterinerinin pencere önünde jimnastik yaptığını düşünebilir misin? Dün onun penceresinin resmini yapıyordum, bir ara gelip dışarı baktı ve kımıldamadan orada dikildi, beni görmüyormuş gibi yaptı ama bal gibi de görüyordu, esinlenmişçesine havaya bakıp duruyordu, resmimde olmaktan kesin çok gururlanıyordu ama ona kazık attım, çizmedim onu. Sf: 22
(...) Isabel öncülerden biri olmuştu ve şairleri öğrencilere tanıtmıştı, iskemle kalmadığı için çoğu öğrenci yerlerde oturuyordu, şairler açıktan açığa faşizmi yerecek biçimde konuşmamışlardı, böyle bir şey yapamazlardı ama şiirleri gelenekçiliğe karşıydı ve bir bakıma devrimci sayılırdı, devrimci sözünü tırnak işareti içine almak gerekir çünkü o zamanlar her şey tırnak içindeydi. Sf: 26-27
(...) Kitaplar yazdım, diye fısıldadım, günahım budur. Rahip, bunlar ahlaka aykırı kitaplar mıydı? diye sordu. Yok canım, dedim, ahlaksızlıkla hiç ilgileri yoktu, sadece gerçeği küçümseyen bazı şeylerdi. Rahip purosundan bir nefes daha çekti. Affedersiniz Aziz Peder, dedim, lütfen dumanı yüzüme üflemeyin, dikkatimi toplayamıyorum. Rahip dumanı havaya üfledi ve küçümseme, büyük kilisemizin ilkelerine göre kibir demektir. Sen kibirli olmak günahını işledin ama daha açık söyle, dedi. Bakın, dedim, bir zaman geldi, hayalimdeki öyküleri gerçekten olmuş gibi düşünmeye başladım ve kötü öyküler yazdım, sonra kötülüğün yaşamda gerçekten var olduğunu büyük bir şaşkınlıkla fark ettim, kısacası, olaylara öncülük ettim, işte benim kibirliliğim budur. Rahip, sonra? diye sordu. Ne sonrası? dedim. Rahip, yaşamında işlediğin bütün öteki günahlar, dedi, kim bilir daha ne çok günah işledin. Bir sürü, dedim, ama onlar önemli değil, insanların zavallılıklarıyla ilgili şeyler, aldırma, boş ver. Rahip, burada fakirlere çorba dağıtır gibi günahları affetmiyoruz, dedi, önce itiraf edilir sonra affolunur, kural budur. Sf: 90-91.