Babasının beylik tabancasıyla sevgilisi Salih'i ensesinden tek kurşunla öldüren Soyka, yüzünü arı sokan Başkomiser Demir tarafından tutuklanıyor. Genç kadının konuşmayacağını anlayan Demir, ona kelimeler veriyor ve kelimelerin onun için anlamlarını, çağrışımlarını, hikayelerini anlatmasını istiyor. Birlikte suç nedir, suçlu kimdir üzerine bir sorgulamaya giriyorlar. Soyka öyle bir hayattan geliyor ki, “Salih'i öldüren silahı, tetiği, kurşunu nasıl ki tutuklayamıyorsan beni de tutuklayamazsın,”diyor.
Bedia Ceylan Güzelce bir sorgu odası hikayesi anlattığı Soyka'da, sevmenin öğretilmediği insanların trajedisini kelimelere bölüyor.
Güzelce'nin kendine has üslubuyla gerçek hayatların gerçeküstü anlatımı var bu romanda.
Bedia Ceylan Güzelce, (d. 1982 Ankara, Türkiye) Türk gazeteci ve yazar. Bedia Ceylan Güzelce, okul hayatı boyunca resim, müzik ve özellikle de kompozisyon yarışmalarında ilçe, il ve ülke birincilikleri elde etti. Adana, Ankara ve İzmir'de yaşadıktan sonra 1998 yılında ailesinin kararı sonucunda İstanbul'a taşındılar. İstanbul Üniversitesi'nde Klasik Arkeoloji okudu. Üçüncü sınıftayken Atlas dergisi'nde çalışmaya başladı. Atlas dergisinde yayımlanan ilk yazısı, Büyükada'dan Rum göçü oldu. Tarih, azınlıklar ve din gibi konuların üzerinde sık sık durdu. Bedia Ceylan Güzelce, Habertürk televizyonunda "Skala" adlı kültür sanat programını hazırlayıp sundu. İlk romanı 1473 2011 yılında, ikinci romanı Göğün Bütün Çeyrekleri 2015 yılında yayımlandı. İZ TV'de Savaş Sırları, İstanbul'un Eski Sakinleri ve İstanbul'un Edebiyat Haritası programlarını hazırlayıp sundu. Şu an beinİZ TV'de Kent Hikayeleri adlı programı hazırlayıp sunmakta, aynı zamanda Kafa Dergisi'nde yazmaktadır. Daha önce Arapça'ya çevrilen 1473 adlı romanı 1 Mayıs 2017'de Kingston University Press tarafından İngiltere de yayımlandı.
Gözle görülen, gün gibi ortada olan suçların cezalandırıldığı bir dünyada Soyka suçlu. Çünkü babasının beylik tabancasını aldı ve sevgilisi Salih’i ensesinden tek kurşunla vurarak öldürdü. Ve inanır mısınız bu kitap hakkında bir ipucu değil, onun yanından bile geçemez.
Bedia Ceylan Güzelce, Ankara doğumlu Türk gazeteci ve yazar. Soyka benim yazarla tanışma kitabım oldu. Bir videoda bahsedildiğini duyduğum an okumam gerekiyor bu kitabı dedim. Şimdi de bitirmiş halimle iyi ki okudum diyorum.
Kitabımızın ismi, Soyka, ne demek biliyor musunuz? Ben size söyleyeyim, ölüden geriye kalanlar demek. Eskileri, artıkları, insanları... Bir kelime anlamı ile ne kadar ağırlaşabiliyor değil mi? Hele bir insanın sırtında, kambur olup kalıyor. Dahası bunu bir çocuğa yapıyorlar, Zeynel’e. Evet adı aslında Zeynel onun ama kimse ismiyle hitap etmiyor. Annesi, babası bile ona Soyka diyor. Bu kelime ise Zeynel’in ruhunda çok derin fırtınalar koparıyor.
Zeynel çok güzel bir kadın. Hani derler ya gören bir daha dönüp bakar diye, o denli güzel. Çocukken de yaramaz bir çocuk değildi. Hep ailesi nasıl isterse öyle biri oldu. Bir suçu olmadı mesela hiç, tabii günümüzdeki cinayetini saymazsak. Yaşadı, okudu, çalıştı durdu. Gerçi kendisine sorulsa var olmak istemiş midir, emin değilim. Ancak o var, o doğdu ve birisi artık. Kimse kabullenmese de bu dünyada var, adı da Zeynel.
Kitabımız Zeynel’in sevgilisi Salih’i öldürmesi ile başlıyor. Yakalanmasının ardından kendisi ve başkomiser ile birlikte bir odada buluyoruz kendimizi. Tüm olay burada geçiyor. Başkomiser Demir’in, gerek Zeynel’in karakterinden etkilenmesi, gerek kendi yapısı gereği onu konuşturmak için farklı bir yöntem deniyor. Kelimeler veriyor ona sorgu odasında. Her bir kelime ile Zeynel ruhunu ortaya döküyor. Ne kadar sevilmediğini, ne kadar görülmediğini anlatıyor. Kocaman bir yaşanmışlık altmış altı kelime başlığına sığıyor. Kısacası bir suçlunun konuşması ile, genç bir kadının hayatındaki asıl suçluları yakalıyoruz.
Hikayesi zor bir kadın Zeynel. Beni çok etkiledi. Son dönemde benzer kitaplar okumuş olmanın etkisiyle, anlatımın güzelliği ile çok rahat anlayabildim onu. Okuyunca ise sizin ruhunuzda da ufak bir leke bırakıyor. Nerede ismini, lakabını duysanız o leke akacak ve kendini belli edecek gibi duruyor.
Kitabı çok sevdim. Unutamayacağım kitaplar arasına yerini aldı. O kadar çok cümlenin altını çizdim, o kadar çok içine dahil olabildim ki... Bunda kalemin yalınlığı ve sürükleyiciliği tabii ki en büyük etken. Her bir karakter mesela, çok sağlam temellere oturtulmuş. Siz oturduğunuz yerden bazılarını sarsmak istiyorsunuz ama maalesef sarsamıyorsunuz. Ve konu olarak aile temasını böyle gerçeklikleriyle işleyen tün kitapları ayrı seviyorum. Çünkü tüm toplumca kutsal görülen bu birimin enkazı hep çocukların üzerine kalıyor. Onların ruhlarının yorgunluğu hiç bitmiyor. Kanayan yaraları onları ölüme götürüyor. Bunlar yadsınamaz gerçekler, bu romanda gerçeklerin bir yansıması. Ufacık bir kız çocuğu nasıl katil olur biliyor musunuz? Bu kitaptaki gibi sevilmezse, kanadı daha oluşmadan kırılırsa, o da tetiği çeker. Bu kadar basit aslında.
Bu kitabı okuyup sevenler için, Ayşegül Kocabıçak’ın run Gülüzar Run’ını öneriyorum. Benzerlikleri okuyunca keşfedeceksiniz.
Bu senenin favori kitaplarından biri oldu benim için. Ne yazildiysa yazar ne anlattiysa hepsini en derinde icimde hissederek okudum. Okumadim yasadim resmen
BCG'nin 1473 kitabını çok beğenmiştim. "Bir savaş ancak bu kadar iyi anlatilabilir" demiştim. Soyka'yi ise sevemedim.
Kitap içinde fazla tutarsızlıklar var. Üç İstanbul, Huzur ve Ağır Roman'ı okuyor ama Ermeni nedir bilmiyor? Salih'in Galata köprüsüne kadar esamesi okunmuyor, sonra birden Adana'daki herkes onu konuşuyor...
Cok uzamış, bir çok şey eklemek istemiş ama bazıları çok yüzeysel kalmış.
Bir Adana'lı olarak Soyka kelimesini çok duydum ama bu kadar derin bir yerden algılamamıştım. Yazar'ın Kafa dergisindeki yazılarını okuyor ve çok beğeniyorum. Okuyucuya en net verebildiği duygu keder diyebilirim. Kayıp ve yas sonrası duyarsızlaşmak ve kabul arasındaki krizi ve duygusal yükü çok güzel aktarıyor. Sadece Soyka'nın Salih'e telefon alabileceğini samimi bulmadım. Soyka bu kadar her şeyi kabullenmişken Salih'in yaralarına olan özensizliğini kabullenemedim. Çarpıcı bir son olduğunu kabul ediyorum. Ama yazarın ustalaştığı dergi yazılarından sonra bazı cümlelerindeki ürkekliği hissettim.