Paperback. 14,00 / 21,00 cm. In Turkish. 128 p. Hayata umutla sarilmayi, mücadele etmeyi, iyilikseverligi; güzel ve iyi fikirler gelistirerek yasamayi gösteriyor bize Sefiller romaninin kahramanlari. Sefiller'de okur, kötülükten iyilige, adaletsizlikten adalete, sahtelikten gerçege, hirstan vicdana, çürümüslükten hayata, canavarliktan görev duygusuna, cehennemden cennete uzanan bir yürüyüse tanik oluyor adeta. Victor Hugo (1802-1885) da, bu essiz eserinin ön sözünde, "erkegin yoksulluk yüzünden alçalmasi, kadinin açlik yüzünden düskünlesmesi, çocugun cehalet yüzünden yeteneklerini gelistirememesi sorunlari çözümlenmedikçe … yeryüzünde cehalet, sefalet bulundukça bu gibi kitaplar faydasiz olmayacaktir" diyor. Elestirmenlerin tüm zamanlarin en iyi romanlarindan biri olarak nitelendirdikleri Sefiller, pek çok defalar beyaz perdeye ve tiyatroya uyarlanmasinin yani sira müzikal olarak da sergilenmis bir klasiktir.
After Napoleon III seized power in 1851, French writer Victor Marie Hugo went into exile and in 1870 returned to France; his novels include The Hunchback of Notre Dame (1831) and Les Misérables (1862).
This poet, playwright, novelist, dramatist, essayist, visual artist, statesman, and perhaps the most influential, important exponent of the Romantic movement in France, campaigned for human rights. People in France regard him as one of greatest poets of that country and know him better abroad.
* Victor Hugo , bu eserini sürgün yıllarında yazmış ve ilk basımı 1862'de yapılmış. Victor hugo , bir dostuna yazdğı mektupta Sefiller için şunları diyor : " Bu kitabı herkesin okuyup, okumayacağını bilemem. Ama ben onu herkes için yazdım. Çünkü insan her iklimde can çekişir,her dilde inler."( arka kapaktan ).Victor Hugo, Sefiller adlı kitabının önsözünü şöyle bitirir :" Yeryüzünde yoksulluk ve bilgisizlik egemenliğini sürdükdükçe, böylesi kitaplar gereksiz sayılmayabilir." Kitapta ki bir cümle 823 Fransızca kelimeden oluşuyor ve Fransiz Edebiyatindaki en uzun cümledir. Hikâye 1815’te başlıyor ve 1832’deki Paris Haziran Ayaklanması’nda son buluyor. Sefiller yazarın Notre-Dame’ın Kamburu ile “Din”, Deniz İşçileri ile “doğa” konularını işlediği roman üçlemesinin “toplum”u ele alan, en görkemli ayağıdır. Bu demektir ki " Deniz İşçileri" de alınıp okunacak. " Notre Dame'ın Kamburu" var, tekrar okunacak. Bu üçleme bilgisi ile . sırıtma * Bugüne kadar değişik yayın evlerinden bir çok çevirmenle çok baskısı yapılmış bir eser; o yüzden dil, akıcılık vb. gibi konulara değinmeden dikkatimi çeken başka bir konuya değineceğim. Biyografisini okuyunca Hugo, bir generalin oğlu, Latin Edebiyatı eğitimi alıyor, Hukuk fakültesini bitiriyor, dergi çıkarıyor, edebiyat dünyasına giriyor, Ulusal Meclis üyesi oluyor. Ama Sefiller'de çok detaylı olarak ; Paris'in sokak yapısından, lağımlarından bahsediyor; çatışma sırasında şilteye ateş ederek düşürmesi , sonra kalkan yapması, sonunda da şilte ile barikattaki gediği kapatması ; onun farklı konularda ( mimari, şehir planlama, savaş sanatı gibi) eğitim aldığı ya da çok araştırma yaptığı hissini uyandırdı bende. (tabii bu araştırmaları Google'da yapamadı maalesef ) * Hogo, Sefiller'de Paris şehrinin tarihsel, siyasal, toplumsal olaylarına , sosyal yaşamına değinirken okura ; iyilik - kötülük , intikam - vefa, aşk -nefret , dürüstlük - dolandırıcılık, suç - ceza- adalet, toplum baskısı - gerçekler gibi birçok konuda düşündürtüyor ( gri hücreler faaliyette ) sorgulatıyor, empati yaptıyor, iç hesaplaşma ile büyük bir vicdan muhasebesi oluşturuyor. * Öyle bir kurgu yapmış ki , romanda ki karakterler birbirinden bağımsız ( başta öyle zannediyorsunuz ) ama hepsi Jean Valjean'a bağlanıyor ; olaylar gelişip, ilerledikçe diğer karakterlerinde bir yerlerde, bir şekilde yolları kesişiyor. Buda merkezinde Jean Valjean'ın olduğu bir örümcek ağını andırıyor. Karakterler, yaşadıklarıyla toplumdaki her yaraya parmak basıyor. * Okurken sizi düşündürdüğü kadar duygularınıza da hitap ediyor, kendinizi olaylara kaptırıyorsunuz ( şahsen bana öyle oldu ) : Jean Valjean'ın mahkemedeki dürüstlüğünü takdir ediyorsunuz;Javert'in görevine bağlılığını takdir ederken intikam takıntısına kızıyorsunuz; Cosette'nin babasına bağlılığını takdir ediyorsunuz ; Marius'un önyargılarına kızıyor ama Cosette'e sevgisini takdir ediyorsunuz; Tenardiye'yi ise cezalandırmak istiyorsunuz ( ceza size kalmış ister boğun, ister falakaya yatırın ) dalavere de sınır tanımıyor, vicdan sömürüsü için evlatlarını gözünü kırpmadan zarar verme pahasına kullanıyor. * Gurur veren küçük bir ayrıntı: Cosette'in odası anlatılırken, Türk halısından bahsetmesi sizi gururlandırıyor. Yazıldığı dönem düşünülürse o şartlarda bile halılarımızın ünü oralara kadar gitmiş. * Bugüne kadar roman birçok dile çevrildiği gibi birçok kez sinemaya uyarlanmış ve müzikalleri yapılmıştır. Kompozitör, Claude-Michel Schönberg ve Alain Boublil tarafından, 1980’de Paris’te müzikalin açılışı yapılmıştır. İngilizce versiyonu 1985’te ve bunu takiben iki yıl sonra da Broadway’de sahne almıştır. Bu da Sefiller’i dünyaca ünlü yapan önemli faktörlerlerdendir. Ben 1998'de Liam Neeson 'un oynadığı filmi Süreya Sinemasında izlemiştim.11.00 seansına gittim ama tadı damağımda kaldı. Film bitince çıkış kapısından çıktım ve gişeden tekrar bilet alıp 2. defa izledim. Müzikal film uyarlaması da yapıldı. 2012 yılında Hugh Jackman'ın oynadığı müzikal filmi aldım ama hala izlemedim. Romanın ve ilk izlediğim filmin büyüsünü bozarsa diye. * Böyle Dünyaca kabul görmüş bir eser tabii ki okunmalı her zaman, her yaşta. Hatta bana kalırsa duruma göre 3 - 5 yılda bir tekrar okunmalı ; değişen zaman ve olgunlaşan bizler değişik bakış açılarıyla yeniden okuyup değerlendirmeliyiz. Yazılışının üzerinden 158 yıl geçmesine rağmen karakterler, olaylar, yaşananlar, sefalet ve sefillikler maalesef hala aynı...
Jan Valjan romanın kahramanı, yeğenlerini doyurabilmek için çaldığı ekmek ve bu suç için aldığı mahkumiyet ve tüm hayatına yön veren bir başlangıç.
Piskopos Miryel hayatının dönüm noktası. Tekrar işlenen suça rağmen, affedilmesi ve ona yeni güzel bir hayata başlangıç için verilen fırsat.
Fantin, aşık olan ve terkedilen hamile bir genç kız. Kızı Kozet için yaşadığı zorluklar, çektiği acılar.
Jan Valjan'ın Madlen babaya dönüşmesi... "para kazandığını görenler, onun için tüccar demişlerdi, parasını yoksullara dağıttığını görenler ona cömert demişler, şan ve şerefi reddettiğini görenler onu maceracı olmakla suçlamışlardı. kendisine yapılan çağrıları reddetmesi karşısında, onu kaba olarak tanımlamışlardı." Ve halk onun için "hiçte kibirli olmayan zengin bir adam, hiçte neşeli olmayan, mutlu bir adam" olduğunu söylüyordu.
"İlk adalet insanın kendi vicdanıdır." Kadının anlattıklarını duydum. Vicdanım neyi emrediyorsa onu yapacağım. Madlen baba ve Fantin'in hayatlarının kesişmesi..
Javer, polis memuru. Aralarındaki kovalamaca neredeyse romanın sonuna kadar devam edecek.
"Seyahat etmek, her an doğup ölmek gibidir. Belki de yolcu değişen ufuklarla insan yaşamı arasında bir yakınlaşma yapıyordu. Hayatta birçok şey bizden kaçmaktadır. Gölgeler aydınlığı kovalar. İnsan bakar, koşar, durmak ister, el uzatır, ama geçenleri yakalayamaz. Her olay bir yol kavşağı gibidir. Birden insan kendini yaşlanmış bulur, heryer kararmıştır. Bizi sürükleyen hayatımızın kara atı, birden durur ve peçeli ve bilinmeyen birinin atı gölgelerde süzülerek uzaklaştığını dehşetle görürüz."
Kozet. Fantin'in kızı. Bundan sonra yapacağı herşey onun için. Artık hayatına o yön verecek.
Nasıl güzel nasıl akıcı nasıl şaşırtıcı...Cosette, Marius ve tatbiki de Jean Valjean.. ben kısaltılmış halini okudum, Orijinalini (2103 sayfa.) emeklilikte okuyacağım diye umuyorum 😊