Neden aranıyordu?” “Kralına ihanetten.” “O halde idam edilecek… Zaten ölü bir adamı mı iyileştirdim ben şimdi?” “Son nefes verilene kadar hayattan umut kesilmez, kızım. Bunu en iyi sen bilirsin.”
Labirentlerle dolu bir hapishane olan Ngola Lu’da yıllardır hapis yatan genç bir kız bulunur: Uli… Ömür boyu mahkûm! Onu herkesten koruyan Başgardiyan Durwa ile büyük bir sırrı paylaşırlar: Uli normal insanların aksine hızla iyileşebilme yeteneğine sahiptir ve başka insanları da dokunarak tedavi edebilmektedir. Durwa, sonsuza dek Uli’nin yanında olamayacağını bilir, yaşı ilerlemiştir ve geleceği hakkında endişenlediği Uli için bir şans yaratmak ister: ömür boyu mahkûm olmaktansa kaçak olmak… Umut dolu bir çözüm!
Bir gün kızın hücresine iyileştirmesi için ölümcül yarası olan birini getirir. Bu adam, vatanına ihanet etmekle suçlanan Arkay Krallığı’nın eski kanat beyi Moita’dır. Uli, Moita’yı iyileştirir ama bu tedavi diğerlerinden farklı olarak ikili arasında farkında olmadıkları gizemli bir bağ yaratır. Durwa, kurtardıkları adamın Uli’ye yeni bir hayat verebilmesi için hapishaneden kaçmalarına yardımcı olur. Böylelikle Uli’nin uzun bir inziva olan yaşamı, Moita ve arkadaşlarıyla çıktığı beklenmedik yolculukla yeniden başlar.
Kimliğini saklayan, çölün kavurucu sıcaklarında yaşam mücadelesi veren, diyar diyar dolaşıp yazları sirk kuran bir çingene kabilesine karışan Uli’nin macerasının anlatıldığı “Şifacı”, Hatice Dırmıkcı’nın kaleminden; heyecan uyandıran, okura gizemin büyüsünü tattıran ve aşka dair yumuşak hisler duyuran sürükleyici bir fantastik roman!
Kitabı genel anlamıyla beğendim. Hatta beklediğimden çok daha iyi çıktı. Başlangıçta temposu biraz yavaştı, olaylar ağır gelişiyordu ama sayfalar ilerledikçe konu da hızlandı ve hem karakterlere hem de olaylara ısınıverdim.
Kitap mucizevi bir iyileştirme gücüne sahip olan, Uli adındaki bir genç kızın başından geçenleri konu alıyor. Bilinmeyen bir nedenden ötürü bir hapishane hücresinde tanışıyoruz kendisiyle. Bununla birlikte başgardiyan kendisine gayet iyi bakıyor. Ancak arada sırada yaralıları ona getirip iyileştirmesini de talep ediyor. Yeteneklerinin keşfedilmesini istemeyen Uli buna gönülsüz olsa da sonunda dayanamayıp herkese yardım ediyor.
Günün birinde Moita adındaki bir yaralı Uli'yle aynı hücreye kapatıldığında işler değişiyor. Moita başına ödül konmuş, ünlü bir kaçak. Ve artık iyice yaşlanan başgardiyan Uli'ye daha fazla bakamayacağı için genç kızı bir şekilde kandırarak bu ünlü kaçakla birlikte hapishaneden kaçırıyor.
Uli başlarda çok ketum olsa da sayfalar aktıkça aslında ne kadar başarılı bir karakter olduğu ortaya çıkıyor. Şifa gücü gelişiyor, başka özellikleri ortaya çıkıyor ve her sayfada aslında kim ve ne olduğunu daha çok merak ediyorsunuz. Yabancı bir diyardan geldiği için deyimleri anlamaması gibi komik bir durum da var kitapta :) Mekân ve kişi isimleri için Lazca ve Eski Türkçe kullanılması da kitaba ayrı bir tat katan başka bir unsurdu. Sonlara doğru işin içine başka sürprizler de katılıyor ve konu iyice meraklanıyor.
Kitapla ilgili tek sıkıntım, bir-iki tanesi hariç neredeyse bütün erkek karakterlerin aşağı yukarı aynı davranması oldu. İsimlerini kaldırırsanız onları birbirlerinden ayıran çok fazla özellikleri yok. Bir de başta da dediğim gibi, ilk yarısı benim okuma zevkime göre biraz yavaş ilerliyor. Gerçi ben taslak hâlini okuduğum için basılı versiyonunda farklılıklar olabilir elbette.
Yine de bir "ilk kitap" için bence gayet başarılı. Hatta öyle bir yerde bitti ki devamını da merakla bekliyorum :)
Kitabın rengi,tasarımı,dokusu çok hoşuma gitti -yine Serap ablanin keşfi ve hediyesi- daha önce hiç görmemiştim iyi ki keşfetmiş çünkü güzel bir kitaptı. Yaratılan dünya karekterler falan güzeldi sadece isimler yazım tarzı karmaşıktı benim için okuması zor oldu başlarda ama Türk yazardan epik fantastik okuduğum için gurur duydum diğer kitapta daha güzel olucağını olaylarin açılacağını düşünüyorum giriş kitabı olarak değerlendirilirse iyiydi💪
Kitap kötü değildi ama bana göre asıl olaya son 50 sayfada yer verilmiş ve hemen bitmiş...ilk kitap sanki bir kitabın uzun giriş bölümü gibi olmuş...nasıl desem çok ağır ilerledi ve "tamam" şimdi heyecan başlıyor derken bitti,hani kitap 600 sayfa olsa bu kitabın giriş ve bir tık gelişme bölümü gibi olmuş...Yarattığı dünyayı sevdim...(kitabı değerlendirirken kaile almadim sonuçta kitap ama sirklere karşıyım)
Kitabın yazarıyla çok uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz var. Hatta yazım hayatlarımıza birlikte başladığımızı, birlikte pek çok uzun, kısa fantastik kurgu hikayeleri karaladığımızı söylemem gerekir. Yine de bu çalışmanın manevi değeri benim için ne kadar büyük olsa da elimden geldiğince tarafsız bir yorum yapmaya çalışacağım.
Yazarımızın basılı ilk eseri olma özelliğini taşıyan Şifacı bizlere güçlü kalemiyle yeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Mekânın büyüsüne kapılıp gitmenize neden olacak tasvirleri, sanki aralarındaymış gibi hissedeceğiniz canlılıktaki karakterleri ve aralarında kurulmuş derin bağlarla okunması gerçekten keyifli bir kitap. Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim yazarın kitapta kullanmayı tercih ettiği isimlerin büyük çoğunluğu Lazca ve ciddi anlamda çok hoşlar. Okurken ayrı bir tat alacağınızdan şüphem yok.
Gelelim kitabın konusuna.
Hikayemiz, uzun yıllardır Uli adında gizemli bir mahkûma ev sahipliği yapan ve çok sıkı güvenlik tedbirlerine sahip Ngola Lu adındaki hapishanede başlıyor. Kralına ihanetten aranan eski kanat beyi Moita’nın ağır yaralı bir şekilde hücresine bırakılmasıyla birlikte çok sevdiği yalnızlığını kaybeden Uli sadece başgardiyan Durwa’nın bildiği bir şifa yeteneğine sahiptir. Sıska bir oğlan çocuğundan farklı görünmeyen Uli’yi uzun yıllardır koruyup kollayan Durwa genç kadından Moita’yı iyileştirmesini ister. Uli başta bu isteği yerine getirmekte gönülsüz davransa bile sonunda vicdanı adamın ölüp gitmesine izin vermez ancak şifalı dokunuşu Moita ile aralarında daha öncesinde hiç tecrübe etmediği ve farkına bile varmadıkları bir bağ kurulmasına neden olur.
Sağlığına kavuşan Moita iyileşmiş olsa da hala hapistir ve kendisini bırakan ödül avcısına teslim edilmeyi beklemektedir. Ancak baş gardiyanın başka planları vardır. İlerleyen yaşıyla birlikte bunca zaman sahip çıktığı Uli’nin tek başına hapis yaşantısına devam etmek zorunda kalmasından endişe eden Durwa, genç kızın haberi olmaksızın Moita ile bir anlaşma yapar. Hapishaneden çıkmasına yardım etmesi karşılığında eski kanat beyi, Uli’yi de yanında götürecektir.
Hapishaneden kaçışlarını, peşlerindeki ödül avcısından sakınmak için girdikleri çölün amansızlığını, hayatta kalma mücadelesi veren Uli’nin diyar diyar dolaşıp yazları sirk kuran bir çingene kabilesine karışmasını ve tüm bunların arasında kimliğini gizlemeye devam eden genç kadının soluksuz macerasını okuyoruz.
Kitabı sadece fantastik kurgu olarak değil, aynı zamanda yıllarını hapishanede, erkek kılığında geçirmiş genç kadının değişimini, kabuğunun yavaş yavaş çatlamasını ve ruhsal çözümlemelerini vermek konusunda da çok başarılı bulduğumu söylemek isterim.
Ve yorumumu arka kapaktan ufak alıntı ile bitirmek istiyorum.
Sevgiyle kalın :)
“Neden aranıyordu?” “Kralına ihanetten.” “O halde idam edilecek… Zaten ölü bir adamı mı iyileştirdim ben şimdi?” “Son nefes verilene kadar hayattan umut kesilmez, kızım. Bunu en iyi sen bilirsin.”
Böyle kaliteli Türk fantastik kurguların basıldığını gördükçe gözlerimden kalpler fışkırıyor! Okudukça ise kalbimde çarpıntılar oluşuyor! Kitabın yazarı Hatice Dırmıkcı ile Kayıp Rıhtım'da karşılaşmış, tavsiyesiyle Mühür Kıran'la tanışmıştım. Ne zamandır sevgili Uli ile de buluşacağımız zamanı bekliyordum, sonunda geldi çattı. Vee iyi ki dedirtti. :)
Kitabın kapağına bayıldığımı söyleyerek başlayayım...
Aslında Şifacı'yı okurken hiç şaşırmadım çünkü beklentim tam da buydu. Bu kalitede olması... Karakterleriyle, Lazca isim seçimleriyle, olayların geçtiği mekanlarla kesinlikle rengarenk bir serüvendi. Karakterlerinin samimiyeti, diyaloglar, büyük sürprizler barındıran Uli'miz, serüven boyunca yeri geldiğinde gülümseten ve yeri geldiğinde gözleri pörtleten detaylar... hepsi çok güzeldi. Kitap hakkında en sevdiğim unsur ise yazım diliydi. Kolay okunabilirliği sayesinde oldukça akıcıydı; bu nedenle de benim son zamanlarda zaten fazlasıyla yorgun olan zihnimi yormak yerine aksine adeta okşadı.
Karakterlerin gelişimi güzel yansıtılmıştı. Örneğin; birinci bölümdeki Uli ile son bölümlerdeki Uli arasında bariz farklılıklar vardı. Tam da olması gerektiği gibi... Olayların, yaşananların insanları nasıl etkileyebileceğini algılıyorsunuz ve bunun sayesinde de hikaye çok daha fazla canlanıveriyor; kendisini çok daha sevdiriyor. Hani süper kahraman filmlerinde ilk yarı o karakterin gelişimine ortak oluruz ya, Şifacı da aslında tam olarak böyle bir kitaptı. Bize harika bir evren sundu, o tatlı karakterlerini tanıttı, düşmanları ve neler yapabileceklerini gösterdi, nihayetinde de zihnimize "dahası yolda" diye mesaj yolladı. Birçok olayın ikinci kitapta açığa çıkağı ve o kitapta bombalar patlayacağı öyle belliydi ki... :) Kitap keşke daha uzun olsaydı... Sarışın çingenelerim (Cinave'li bölümler favorim) şimdiden burnumda tütmeye başladı. İkinci kitapla da eeen kısa zamanda buluşuruz umarım. Kitap bittikten sonra isimler kısmını es geçmeyiniz diyorum. ;)
Sıcak renklerle bezenmiş kapağı çevirdikten sonra kaplanın vahşi çığlıklarının ardına geçtiğimiz bu kitapla, muhteşem bir fantastik kurguyla karşılaşmanız an meselesi. Sayfaları çevirdikçe bambaşka bir coğrafyada, incelikle işlenmiş karakterlerin peşi sıra zorlu bir maceraya düşüyoruz. Birçok mihenk taşını içinde barındıran olay örgüsü, tahmin edilemezliğini korurken her cümleyle genişlemeye devam ediyor. Sayıca zengin bir karakter dağılımına sahip bu romanın, son sayfasındaki “İsimler” kısmı yazarın detaycılığını vurgular nitelikte. Keza isim tercihinin Lazca olması beni heyecanlandıran detaylardan biriydi. “Diyar Haritası” da kurgudaki akışta okuru destekler nitelikte bir dokümandı. Kurgu birçok farklı mekânı kapsamakta ve geçişler istemsizce kitabın enerjisinde de gökkuşağını andıran bir çeşitlilik sağlamaktaydı. Tona ton bir macera ve çok daha fazlasının bizlere sunulacağı bariz ortada diyebiliriz. Hapishanenin durgunluğu, çölün kasveti, çingenelerin neşesi ve daha birçokları… Anlayacağınız Berweuli’nin yaşamına girmek birçok gizemi ve efsunu da hayatımıza dâhil ediyor. Ruhunuzu, zihninizi ve hayal gücünüzü besleyecek bu romanda herkesin payına bir miktar şifa düşeceğine eminim! Şifacı, Türkiye’de fantastik edebiyata deva olmaya geliyor gibi sanki? Ne dersiniz?