“2003 yılı, Orta ve Güney Amerika’daki El Nino yıllarından biriydi. Meksikalı arkeolog Sergio Gomez Chavez, o sabah tam saatinde işyerine geldi. Yağmur dinmiş, etrafa toprak kokusu yayılmıştı. Her sabah aynı şeyi yapardı: Ofisinden çıkar, piramit şeklindeki tapınağa yürür, bir tur atardı. O gün tapınağın merdivenlerinin başladığı düzlüğe geldiğinde tuhaf bir şeyle karşılaştı. Önünde bir metre genişliğinde bir çukur vardı. Hafızasını yokladı. Önceki akşam oradan ayrıldığında böyle bir şey yoktu. Etrafında dolaştı. Evet, yıllardır her gün üzerinden yürüyerek geçtiği yerde, bir metre genişliğinde bir çukur açılmıştı.
O çukurun açıldığı tünelin sonunda göreceklerinin bütün dünyayı hayretler içinde bırakacağı, aklının ucundan bile geçmedi. Oysa orada, inancın ve Tanrı'nın tarihi yeniden yazılmaya başlanacaktı.”
İnsan, tarih boyunca yaratılışı sorguladı. Önce tanrıları sonra da Tanrı'yı anlamak istedi. Her şeye rağmen hep inancın limanına sığındı. Ertuğrul Özkök, gördüğü yerler, konuştuğu kişiler, sorduğu sorular ve okuduğu kitaplarla bir inanç hikâyesi anlatıyor. Tanrı'yı Gören Son İnsan, insanın bu en büyük arayışının izinde, muhteşem bir yolculuk.
Bazı kitaplar siz onları okumadan vadettikleri ile okunmaya başlıyorlar. Bazılarının hiçbir vaadi olmuyor; yazarın adı yeterli oluyor kitabın kütüphanenizde yer alması veya elinizde bulunması için. Tanrıyı gören son insan kitabı, benim için arka kapakta yer alan iddialı vaadiyle kütüphanemde yer aldı. Peki kitap vaadini ne oranda yerine getirdi ?
Kitap ilk sayfalardan itibaren Tanrı’nın gerçekten var olduğu mu yoksa insanlar tarafından mı var edildiği sorusuna cevap bulmaya çalışıyor. Bu cevabı ararken de ilkel kabilelerdeki tapınma ritüellerinden ilk insan yerleşkelerindeki ibadethanelere, bilimin modernist bakış açısından, deneysel tecrübelere kadar uzanan bir yolda bulgular sunuyor önümüze. Öncelikle kitaba çok ciddi emek harcanmış. Kitapta bahsi geçen mekanları yazar tek tek ziyaret etmiş, oradaki uzmanlarla görüşmüş ve anekdotlar oluşturmuş. Hatta yazar yanında profesyonel bir fotoğrafçıyı da gezilere dahil etmiş. Ancak mekanlara ait fotoğraflar kitapta yok denecek kadar az. Yazımsal anlatımın görsellerle desteklenmemesine anlam veremedim. Kitapta az sayıdaki instagram tatil fotosu benzeri görseller bana çok anlamsız geldi.
Kitapta dikkatimi çeken bir diğer nokta ise; yazarın Tanrı inancını sorgulayan kişilerin başına tarihte bir şeylerin geldiği imasını sürekli vurgulaması. Böyle bir araştırma kitabı için bu yaklaşım biraz garibime gitti. Olaya mistik, lanetli havası verilmesi çok dar bir görüş oluşturmuş.
Kitabın sonlarına gelirken yazarın itiraflarıyla aslında bu kitabın ölüm öncesi bir günah çıkarma olduğu hissine kapılıyorsunuz. Yazar yetmişli yaşlarında değil de otuzlarında olsa kitaba farklı bir yön verebilirdi, bu da bir araştırma kitabı için rahatsız edici bir durum.
Sonuç olarak beklentilerimin çok altında kalmış, bilgilendirici ancak doyurucu olmayan bir kitap oldu benim için. İyi okumalar 6/10