Kitap "Mutlu Yaşam Üzerine" ve "Yaşamın Kısalığı Üzerine" olacak şekilde iki bölüme ayrılmış. İki bölümü de okumak gayet zevkli ve göz açıcıydı. Kitaptan memnunum.
Mutlu Yaşam Üzerine:
Bu kitaptaki en belirgin vurgu hazlara karşı kayıtsız/ilgisiz olmak. Seneca kitap boyunca birçok noktada epikürcülüğü (hazcılığa dayanan bir yaşam felsefesi) eleştiriyor ve kontrolümüzde olmayan hazlara bağlı olmamızın gerçek mutluluk açısından ne kadar zararlı olduğuna vurgu yapıyor. Sahip olduğumuz hazların yoğunluğu ne kadar fazla ise bu hazların yokluğunda çekeceğimiz acının da bir o kadar büyük olacağını, kendimizi kaptırırsak hazlarımızın kölesi olacağımıza vurgu yapıyor. Haz ile erdem arasındaki farklara, bu ikisinin neden aynı şeyler olamayacağına, erdemin hazzı getireceğine ancak erdemli olmanın amacının hazzın kendisi olmadığına ve olmaması gerektiğinde vs. değiniyor. Seneca, bölümün ortalarına doğru kendisine zengin olduğu için tutarsız davranıyor olduğu şeklinde yöneltilen eleştirilere cevap veriyor. Ona göre zenginlik gibi hazlara karşı bağımsız olmamız, bu şeylerin kendisini elde etmeye çalışmamamız veya eğer bunlara sahipsek bunlardan faydalanmamamız gerektiği anlamına gelmiyor: Kontrolü koruduğumuz ve elimizdeki bu şeylerin geçiciliğini kabullendiğimiz sürece zenginlik gibi şeylere sahip olmakta herhangi bir sakınca yok, hatta bu şeyleri farklı açılardan erdemli davranışlar sergilemek için araç olarak dahi kullanabiliriz.
Bu özet kısa oldu ancak dediğim şeyleri vurgulayacak, belirli alıntıları paylaşmak isterim:
“En yüce iyi, şansın getirdiği şeyleri ciddiye almayan bir zihindir ve sadece erdemle mutlu olur.” (8)
“İnsan hazza üstün geldiği gün, acıya da üstün gelecektir. Ancak bir insan, en sağı solu belli olmayan ve kendini kontrol edemeyen efendilere, yani hazlara ve acılara köle olduğunda bu köleliğin ne kadar da kötü ve tehlikeli olduğunu görüyorsun. Dolayısıyla özgürlüğe kaçmalıyız. Bunu mümkün kılan da sadece talihe kayıtsız kalmaktır.” (9)
“Birbirine benzemeyen, hatta zıt olan şeyleri niçin bir araya getiriyorsunuz? Erdem yüce, soylu, krallara layık, yenilmez ve tükenmez bir şeydir, haz ise bayağı, kölelere layık, zayıf ve güdük bir şeydir, onun durağı ve ocağı genelevler ve meyhanelerdir. Erdemi tapınaklarda, forumda, mecliste, surların önünde dururken, toz içinde ve boyalı, elleri kabuk bağlamış halde bulacaksın, hazzı ise çoğun hamamların, rahatlama salonlarının ve aedilis’ten çekinilen yerlerin çevresinde saklanırken ve karanlık bir yer ararken, şarap ve buharla ıslanmış, bir ceser gibi sararmış, boyanmış ve makyaj yapılmış bir halde bulacaksın.” (11)
“Karakteri değişken olan şey mutlak değildir, bu yüzden çarçabuk gelip geçen ve kendi sonunu getiren bir şeyin gerçek bir varlığının olması mümkün değildir, nitekim haz biteceği yere ilerler ve başlar başlamaz sonunu arar.”
“Birileri çıkıp ‘Ama sen de sadece haz beklentisiyle erdeme saygı gösteriyorsun’ diyebilir. Bir kere erdemin haz vereceği kesin olsa bile erdem sadece bu nedenle aranmaz. Zira erdem sadece onu vermez, fazladan onu da verir, bunun için çaba harcamaz, başka bir şeye yönelince ona da ulaşır.” (14)
“Dolayısıyla erdemi ararken neyi amaçladığımı sormakla ve onu aşan başka bir en yüce iyinin olup olmadığını merak etmekle hata yapıyorsun. Erdemle neyi hedeflediğimi mi soruyorsun? Kendisini hedefliyorum. Onun kendisinden daha değerli başka bir şeyi yok.” (14)
“Erdem tüm bu şeyleri dağıtır, hazlara izin vermeden önce onların değerini hesaplar, onayladıklarına az değer verir ya da izin verse bile duyduğu hazları ihtiyaç olarak görmez, aksine dizginleyerek değerlendirir. Ancak bu dizginleme hazları azaltırken senin en yüce iyine zarar verir. Sen hazzı kucaklıyorsun, ben ona gem vuruyorum; sen hazdan hoşlanıyorsun, ben onu kullanıyorum; sen onun en yüce iyi olduğunu düşünüyorsun, ben onu iyi olarak bile görmüyorum; sen haz için her şeyi yapıyorsun, ben hiçbir şey yapmıyorum.” (15)
“Ben herhangi bir şeyin, hazzın dahi egemen olabildiği birine bilge demem. Haz için uğraşan biri zorluğa ve tehlikeye, insan yaşamını kuşatan onca tehdide ve yoksunluğa nasıl direnebilir? Böyle yumuşak bir düşmana bile boyun eğiyorsa ölümün yüzüne, acılara, dünyanın ve en acımasız düşmanların neden olduğu yıkımlara nasıl katlanabilir?” (15)
“Erdem önden gitsin, işaretleri taşısın Hazzımız da olacaktır, ancak onun efendisi ve dizginleyeni olacağız, bir şey bizi ikna etmiş olacak, hiç zorlamayacak. Ancak liderliği hazza verenler, ikisinden de yoksun kalır, erdemi yitirirler, hazza da sahip olamazlar, aksine haz onlara sahip olur, hazzın yokluğu onlara işkence gibi gelir, fazlalığı ise boğazlarını sıkar. Hazdan mahrum kalınca zavallı, hazza boğulunca ise daha zavallı olurlar” (20)
“İyi şeyler yerine kötü şeyleri tercih eden biri için başarıya ulaşmak tehlikelidir. Nasıl vahşi hayvanları güçlükle, tehlikeye katlanarak avlarsak ve yakaladıklarımızı da kaygıyla elimizde tutarsak -zira genelde sahiplerini yaralarlar- büyük hazların durumu da böyledir, büyük bir felakete dönüşür ve yakalanan yakalayan olur.” (20)
“insanın hazları ne kadar çok ve büyükse, o insan bir o kadar küçüktür ve daha çok sayıda kişinin kölesidir.” (20)
“Kuşkusuz kim erdem ile haz arasında, denkliğin olmadığı bir birliktelik kurarsa, kötü olanın zaafından ötürü iyi olanın da sahip olduğu gücü azaltır ve o ana dek kendisinden daha değerli hiçbir şey tanımadığı, o sarsılmaz özgürlüğü boyunduruğa vurur. Böylece insan talihe muhtaç olur, ki bu da en büyük köleliktir, bunu kaygılı, şüpheli, ürkek, koşulların korkunç kıldığı ve zamana bağlı değişimlerin muallakta bıraktığı bir yaşam izler.” (21)
“bu eleştirilere ben de katılacağım ve kendime senin düşündüğünden daha şiddetle karşı çıkacağım, ama şimdi sana şöyle cevap veriyorum ‘Ben bilge değilim ve benimle ilgili kötü düşüncelerini daha da beslememek için söyleyeyim, bilge olmayacağım. Bu yüzden benden en iyilerin seviyesinde olmamı değil, sadece kötülerden daha iyi olmamı bekle. Her gün kusurlarımı biraz azaltmam ve hatalarımı eleştirmem bana yeter …’ ” (24)
“Bilge, talihin kendisine sunduğu armağanları hak etmediğini düşünmez. O zenginliği sevmez, ancak ona sahip olmayı tercih eder; onu yüreğinde değil, evinde ağırlar ve sahip olduğu zenginliği reddetmez, aksine onu korur ve erdemine yardımcı olacak daha büyük bir imkan olarak düşünür.” (30)
“Zenginliğin bende nasıl faklı bir yeri olduğunu mu öğrenmek istiyorsun? Zenginlik gittiğinde benden kendisi dışında hiçbir şeyi götürmez, oysa o senden ayrıldığında sen sersemleyeceksin ve onun tarafından terk edilmiş görüneceksin, zenginliğin bende bir yeri var ama sende en yüksek yerde bulunuyor, sonuç olarak zenginlik bana ait ama sen zenginliğe aitsin.” (31)
“Ben zenginliğin iyi olduğunu kabul etmiyorum, zira öyle olsaydı insanları iyi yapardı. Oysa günümüzde kötü insanların elinde bulunduğu için zenginliğe iyi denemeyeceğinden, onu böyle nitelendirmeyi reddediyorum. Bununla birlikte zenginliğin arzulanabilir, yararlı ve yaşamı kolaylaştıran bir şey olduğunu kabul ediyorum.” (34)
“Zenginlik bilgeye göre köle budalaya göre efendi konumundadır. Bilge zenginliğe hiç önem vermez, sizin içinse zenginlik her şeydir; zenginliğe, sanki biri size, ona ebediyen sahip olacağınıza dair söz vermiş gibi, davranıyor ve bağlanıyorsunuz, bilge ise fakirliği en çok, zenginliğin tam ortasında dururken düşünür” (37)
Yaşamın Kısalığı Üzerine:
Seneca kitabın bu bölümünde insanların zamanın kısalığından yakınmalarına karşın onu harcama şekillerindeki ikiyüzlülüğe vurgu yapıyor. Birçok insanın önemi olmayan şeylerin peşinde koşarken yaşamını harcamasından, çoğu kişinin geleceğin hayalini kurarken anı kaybettiğinden, insanların kendilerine vakit ayırmamalarından yakınıyor. Genel olarak gayet iyi bir bölümdü, aşağıda bu bölümde beğendiğim alıntıları paylaşıyorum:
“Kısıtlı bir zamanımız yok, sadece çoğunu boşa harcıyoruz. Yaşam yeterince uzun ve tamamı iyi düzenlenirse, en büyük işlerin başarılmasına fazlasıyla yetecek kadar bahşedilmiştir, buna karşılık yaşam herhangi bir iyi şeye adanmadığında, lüks ve umursamazlık yüzünden tükenir ve kaçınılmaz sorun baskısıyla, bizden uzaklaştığını anlamadığımız yaşamın çoktan geçip gittiğini kavrarız.” (46)
“kısa yaşam bulmayız, onu biz kısaltırız, ondan yoksun değiliz, onu tüketiyoruz.” (46)
“kim olursan ol, bazen başkası mağrur bir yüzle de olsa sana bakar, kulaklarını açıp söylediklerini dinler, yanında durmana izin verir, ancak sen kendini dinlenmeye değer biri olarak görmezsin. Dolayısıyla başkasının da bunları yapmakla mükellef olduğunu düşünmenin bir gereği yok, zira sen üzerine düşeni yaparken, başkasıyla birlikte olmak istemiyordun, sadece kendinle olmayı beceremiyordun.” (47)
“Parasını paylaşmak isteyen biri bulunmaz, ancak her insan yaşamını birçoklarıyla paylaşır. İnsan malvarlığını korumak konusunda oldukça hesaplı davranır, ancak açgözlü olmanın onur vesilesi sayılacağı tek konu olan zamanın harcanmasına gelince oldukça bonkör davranırlar.” (48)
“Birçok kişinin şöyle dediğini işiteceksin: ‘Elli yaşına gelince inzivaya çekileceğim, altmışıncı yaşım beni tüm yükümlülüklerimden azat edecek.’ Peki daha da uzun yaşayacağının güvencesini nereden alıyorsun? Bunun planladığın gibi olmasına kim izin verecek? Yaşamının geri kalan kısmını kendine ayırman ve iyi bir zihin yaratmaya sadece hiçbir işin yapılamayacağı bir dönemini adamak seni utandırmıyor mu? Son verilmesi gerektiği zaman geldiğinde yaşama başlamak için artık çok geçtir! Tüm planları ellinci ve altmışıncı yaşlara kadar ertelemek ve az kişinin ulaştığı bir noktada yaşama bağlanmayı isteyerek ölümlülüğü unutmak ne büyük aptallık!” (49)
“Fasces’in [bir çeşit makam] hayalini kuran adam, ona kavuştuğunda ondan kurtulmayı arzular ve çok geçmeden şöyle der: ‘Bu yıl ne zaman bitecek?’ Oyunlar düzenleyen adam oyunların sorumluluğu kendisine verilince bu sefer şöyle düşünür: ‘Bunlardan ne zaman kurtulacağım?’ Avukat Forum’da bin parçaya bölünür ve sözünü ulaştırabileceğinden daha büyük bir kalabalıkla birlikte her yeri dolanırken ‘Şu tatil ne zaman gelecek?’ diye hayıflanır. Herkes günün yorgunluğuyla yaşamında acele eder ve gelecek arzusuyla çabalar durur. Buna karşılık zamanını kendisi için kullanan insan her gününü son günüymüş gibi düzenler, yarını arzulamaz ve yarından korkmaz. Herhangi bir saatin ona getirebileceği yeni bir haz mı var? Her şeyi bilir, elde ettiği her şeye doymuştur. Geri kalan her şeyi sahibemiz talih dilediği gibi düzenleyebilir, neticede yaşamı artık güvenceye kavuşmuş. Belki ona bir şey eklenebilir ancak ondan hiçbir şey koparılamaz, bununla birlikte, tatmin olmuş ve arzulamasa da koruyabileceği besinle doyuma ulaşmış biri olarak belki bir eklemeyi kabul edecektir.” (55)
“birisinin beyaz saçlarına ve kırışıklarına bakıp uzun yaşadığını düşünmenin alemi yok, o uzun yaşamadı, sadece uzun süre var oldu. Güçlü bir fırtınanın limandan koparıp oradan oraya sürüklediği veya farklı yönlerden esen çılgın rüzgarların etkisiyle aynı yerde dönüp duran bir adamın, uzun bir deniz yolculuğu yaptığını düşünmenin ne anlamı var? Uzun bir deniz yolculuğu yapmadı, sadece uzun süre fırlatıldı durdu.” (55)
“İnsanlar yıllık gelirlere ve armağanlara aşırı değer veriyor, tüm çaba, emek ve dikkatleriyle onlara odaklanıyor. Kimse zamana değer vermiyor, onu bedavaymış gibi, müsrifçe kullanıyorlar. Oysa aynı kişilere hastalandıkları zaman bak, ölüm tehlikesi yanlarına kadar gelince hekimlerin dizlerine yapışıyor, ölüm cezasından korkunca, yaşayabilmek için, hazırlığını yaptıkları her şeyi bırakıyorlar.” (56)
“Şu insanların görüşünden daha aptalca bir şey olabilir mi, hani şu kendi basiretiyle övünenlerin? Daha iyi yaşayabilmek için sürekli bir şeyle meşguller, yaşamlarını harcayarak yaşam inşa ediyorlar! Uzun vadeli planlar yapıyorlar, oysa bu tür bir erteleme en büyük yaşam israfıdır, bu erteleme öncelikle onlardan günü çalar, daha sonrasını vadederken bugünün yaşantısını koparıp alır. En büyük yaşam engeli, yarına dayanıp bugünü tüketen beklentidir. Talihin elindeki şeyin planını yapıyor, kendi elindeki şeyden vazgeçiyorsun. Ne umut ediyorsun? Amacın ne? Gelecek olan her şey tam bir belirsizlik içinde, sadece yaşa!” (57)
“geçmişi unutların, şuanı es geçenlerin ve gelecekten korkanların ömrü çok kısa ve kaygıyla doludur. Zavallılar sona geldiklerinde, geç de olsa, hiçbir şey yapmadan ne kadar uzun süredir meşgul olduklarını anlarlar.” (68)
“Geceyi bekleyerek gündüzü, ışıktan korkarak da geceyi yitiriyorlar!” (69) [İnsanların anlık hazların aruzusunu kurarken anı yitirmelerinden, anlık hazları yaşarken de onları kaybetme korkularına atıfta bulunuyor.]
“Şansla gelen hiçbir şey kalıcı değildir, ne kadar yükseğe çıkılırsa, düşme olasılığı da o kadar artar. İleride bitecek olan şeyler kimseyi mutlu etmez, dolayısıyla kazanmak için çok çalıştıkları şeyleri [servet, insanların saygısı, yetki gibi şeylerden bahsediyor] koruma uğruna daha da çok çalışmak zorunda olan insanların yaşamının sadece en kısa değil, en sefil yaşam olması kaçınılmazdır. İstediklerini zahmetle kazanır, kazandıklarını da kaygıyla ellerinde tutarlar. Bu arada asla kaybettikleri zamanı geri alma fırsatları olmaz. Meşgul oldukları eski işlerinin yerini yenileri alır, umut umudu, hırs da hırsı uyandırır. Sefaletlerine son verme değil, sadece yöneldikleri şeyi değiştirme arayışındadırlar.” (70)
“Genelde pratexta giymiş, adı Forum’da iyi bilinen birini gördüğünde, onu kıskanma, bu şeyler yaşam karşılığında alınır. Adlarıyla anılan bir yılları olsun diye tüm yıllarını harcarlar.” (74)