Atatürk üzerine çalışmalarıyla tanınmış gazeteci, yazar Falih Rıfkı Atay 1894'te İstanbul'da doğmuştur. Öğrenimini İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde yaptı. 1908 devriminden sonra "Tanin" gazetesinde gazeteciliğe başladı. Bir yandan gazetelere, dergilere yazılar yazıyor, bir yandan da Babiâli Mektubi Kalemi'ne devam ediyordu (1913). Bir süre sonra, oradan Dahiliye Hususi Kalemi'ne kâtip olarak geçti. Falih Rıfkı Atay Birinci Dünya Savaşı'na yedek subay olarak katıldı. Bir süre sonra 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, Kudüs'te ve Suriye'de bulundu. Bu arada, resmi görevle birtakım Avrupa yolculuklarına da katıldı. Savaş sona erince, Bahriye Hususi Kalem Müdür muavinliğine atandı. O sıralarda iki arkadaşıyla birlikte "Akşam" gazetesini kurdu (1918). Devrim aleyhinde bulunanlarla çetin bir savaşa girişen Atay, 1922 yılında Bolu'dan milletvekili seçildi, 1950'ye kadar milletvekili kaldı. Bu arada, "Hakimiyet-i Milliye", "Milliyet", "Ulus" gazetelerinin de başyazarlığını yaptı. 1950'de siyasi hayattan çekilerek kendini tamamen gazeteciliğe adadı. Kısa bir süre "Cumhuriyet" gazetesine haftalık sohbetler yazdıktan sonra, bir arkadaşıyla birlikte "Dünya" gazetesini kurdu.
“Belki anlatmışımdır ama, tekrarlamak sırası geldi: Irak Başbakanı rahmetli Nuri Sait Paşa Türkiye’ye gelişinde: -Osmanlı ordusunda iken Atatürk’le aynı cephede idik,dedi, bir akşam üst birlikte yemek yiyorduk. Sofrada bulunan bir asker hekim izinli olarak İstanbul’a gideceğini söylemesi üzerine Atatürk kızdı, ordu tifüsten kırılıp dururken nasul olur da bir hekim İstanbul’a keyfetmeğe gider devlet onu yetiştirmek için onbinlerce lirayı işte böyle günlerde görev başında bulunması için harcamıştır, diye tutturarak söylemediğini bırakmadı, hekim içkili olduğu için kendini kaybetti, Atatürk’ün başına bir şişe attı. İçeriki odaya alarak yarasını temizledik, sardıktı. Bu defa saraya gittiğimde karışıklı eski hatırlarımız arasında bu olaydan da kendisi söz açtı: “Acaba ne olmuştur o hekim? diye sordum. Bana bir ordunun sıhhıye reisi olduğunu cevabını verdi. Şaştım. Sonra: - Ne büyük kalbli adam! derken hafif.e gözlerinin yaşardığını gördüm” (s.51)
“Bir aralık İstanbul’da ihtilal kımıldanışları vardır. Padişah hakkında niyetler bozuktur söylentileri Sultan Hamid’i yeninden kuruntuya düşürür. Padişah bir gece vakti sadrazamaı saraya çağırır. Kendi dde ayaktadır. Onu da ayakta tutar. Bir çeyrek saat kadar payladıktan sonra, sarayda hapsettiği müşir Fuat Paşa’ya isnat olunan suç hakkında tutulmuş bir soruşturmayı kendisine verir. Sait Paşa daha okumaya başlar başlamaz padişah yanına sokulur. Aralarında bir adım vardır. Öfke ile kendisine bakıyor, ve çabuk cevap verilmesini istiyordu. Mesela şu: Sözde padişahı tahtan indirmek için Dağıstanlı’lardan bir cemiyetin üyeleri imişler. Sait Paşa da cemiyete reislik ediyormuş. Sadrazam daha okumayı birtirmeden padişah elinden kağıtları çekip almış.- Buna ne diyeceksin? diye sormuş. -Aslı faslı olmayan şeyler! yollu cevap verince, tekrar birkaç defa, -Ne diyeceksin? diye haykırdıktan sonra -Ver mührünü”der. Sait Paşa’nın bir ağası vardır. Dışarıdadır. Sadrazamlık mührünü de ondaki çanta içindedir. -Mabeyin dairesine gidip çantadaki mührü getireyimé deyince kuşkusu büsbütün artan padişah pantolonun yan ceplerine doğru meşin bir kılıf içinde taşıdığı küçük tabancayı çıkarıp başına tutmuş. Sadrazam: -Emir buyurun, çantayı getirsinler. Efendimizin emanetini vereyim. Bende olan Allah emanetini de sonra siz alırsınız demiş. Padişah salonun kağısından çıkarak: -Çantayı getirsinler, diye bağırtıktan sonra, dönüp tekrar tabancayı başına tutarak: -Mührüm çantadan çıkmazsa buradan ölün çıkar,der. Çanta gelir. Mühür Padişaha verilir. Fakat Hamid, hala, kendisini öldürecekler veya tahttan indirecekler. Sultan Murad’ı yerine geçirecekler, şüphesi içinde. Eğer böyle bir hal olursa kendisine parçalatacağını söyleyerek, ve kendi önüne düşererek Sait Paşa’yı haremle dairesi arasında bir odaya götürüp hapsederek kapıyı kitleler. O da Sultan Hamid’in sadrazamı ya, eğer bir gün mabeyinde tutulacak olursa ingiliz elçisine haber yollamasını karısına tenbih etmiş. Eşi haber yollamış. Elçinin müdalesi üzerine, on sekiz saat hapis kaldıktan sonra Sait Paşa’yı evine göndermişler” (s.62-63)
“Çünkü bir gün İstanbul’u hırsızlar, zevksizler ve kültürsüzler elinden kurtarmadıkça bize medeni demeyecekler” (s.96)
“Türkiye ıslahata kuyruğundan başladı” (s.111)
“Atatürk ölünceye kadar beni gazetesinin başyazarı olarak tutmuştur. Bütün devrimler edebıyatı benim ve Yakup Kadri gibi bir kaç, evet bir kaç arkadaşındır”. Kemalizm deyimi de bizimdir” (s.113)
“Francis Bacon’un şu sözü:- İnsan bildiğinden ibarettir” (s.164)
“Yalnız bozuk olan dil değil, bir de bozuk ağız meselesmiz var. Argo ve küfür bizim çocukluk ve gençliğimizde, aşağı katın ve arka sokağın bir ayıbı idi. Şimdi bir çeşit züppe süsü olmuştur” (s.166)
“Tarih diyecektir ki, böyle bir enerji kaynağından ne O hayatta iken iyi faydalanılabilmiştir, ne de öldükten sonra 0’nun mirası iyi kullanılmıştır.” Atatürk’ün bir ABD’li gazeteciyle yaptığı röportaja yer verilmiş, Avrupa’nın geleceği ile ilgili sorulara sanki 2. Dünya savaşını yaşamış gibi cevaplar vermesiyle ne kadar ileri görüşlü bir lider olduğuna özellikle değinilmiş. Yazar Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye’nin özellikle belli tarihlerdeki genel durumunu değerlendirmiş. Bu durumu Atatürk devrindeki ve Osmanlı’nın çöküş devrindeki örnek olaylarla pekiştirmiş. Ayrıca dünya ülkelerinden de çeşitli örnekler vermiş. Yakın tarihimizle ilgili şaşırarak okuduğum bir çok nokta oldu ve gördüm ki aslında her şeyin Atatürk’ün ölümünden kısa zaman sonra başlayıp, bugün çok daha ileri boyutlara varmış olması. Üzülmemek elde değil.
Atatürk'ün sofralarının değişmez konuklarından Falih Rıfkı Atay'ın gazete yazılarının birleştirilmesinden oluşan bir kitap. yazıların çoğu 1967 yılında yazılmış. üzerinden 55 yıl geçmiş olduğunu düşününce insan bir garip oluyor çünkü sanki bugünlerden bahsediyor gibi. Atatürk'ü çok yakından tanıyan bir yazarın onun ölümünden nerdeyse 30 yıl sonra ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili tespitlerini okumak bence çok değerli. tavsiye ederim.
Son derece çarpıcı bir eleştiri. Yazar kuvvetli diliyle neden bir türlü gerçek potansiyelimizi ortaya çıkartamadığımızı anlatıyor. Bunun da temelinin sadece bizim değil aslında tüm islam aleminin medrese ve yetersiz eğitim ile cehaletin sonucunda medeniyet karşısında çaresiz kalması olduğunu savunuyor. “Hendese ecbedi yener”
İlk defa Falih Rıfkı okudum. Okumaya devam edeceğim. Fakat kitap editoryal süreçten geçerken yoğun bakım dairesine uğramış herhalde. İnşallah yayınevinden çıkan diğer kitapları da böyle değildir.
kitap bir nevi sohbet tadında, köşe yazılarının biraraya getirildiği, Atatürk ideolojisi Atatürkçülüğün anlatıldığı gayet kaliteli bir metin, Teşekkürler. **
Falih Rıfkı Atay'ın şu 5 kitabını okuduktan sonra artık daha iyi anlıyorum;
10 puan! Atatürk Ne İdi? 10 puan! Çankaya 10 puan! Babanız Atatürk Bayrak Atatürkçülük Nedir? - Atatürk Ne İdi? 10 puan! Babanız Atatürk 10 puan! Mustafa Kemalin Ağzından Vahdettin 10 puan! Atatürk'ün Bana Anlattıkları Mustafa Kemal'in Ağzından Vahdettin 10 puan! Zeytindağı
anladım ki yüce Atatürk, gelecekten gelmiş, ortamı görmüş ve yapacağı her şeyi önceden kafasında düşünmüş-bitirmiş-yapmış olarak işe girişti, asla kararsızlıkta kalmadı.
amaaaa, cumhuriyet tarihinde iki büyük ve önemli toplumsal dönüşümü gerçekleştiremedi ömrü yetmedi.
1-toprak reformu, 2-eğitim seferberliği.
bunları daha sonra İnönü yapmak istedi fakat;
1-tarım-toprak işlerine bir toprak ağasının gelmesiyle, 2-komünizm tehlikesi-batıya yakınlaşma-batının pazarı olma nedeniyle halkın eğitimi-köy ens. vs. hep yarım kaldı.
Falih Rıfkı Atay, Atatürk’le en çok vakit geçiren, ona en yakın olan isimlerden biri. Yazarın Atatürk’ü anlattığı birçok kitabı var. Ders kitaplarında okuduğumuz birçok anının kaynağı da bu kitaplar. Bu yüzden yazarın kitaplarını okurken bazı anılar size tanıdık gelecektir.
Yazar kitabın başında Atatürk’ten bahsetse de sonradan Osmanlı Devleti’ne, padişahlara, vezirlere, sadrazamlara vs. çok fazla yer vermiş. Amaç karşılaştırma yapmak ama ben ismi Atatürk olan bir kitapta onu okumak isterdim. Bu beklentiyle kitaba başladığım için kitabı okurken yer yer sıkıldım.
2012 yılında Hürriyet gazetesi Falih Rıfkı Atay’ın kitap setini kuponla hediye etmişti. Atatürk Ne İdi de o setteki kitaplardan biri. Sanırım gazete yayınevinden kitaplar almamış, kitapları baştan basarak hediye etmiş. Bu da kitabın kalitesinde düşüşe neden olmuş maalesef. Kitabın sayfa kalitesi çok kötü. Kitapta birçok yazım yanlışı var. Bütün yazılar arka arkaya yazılmış. Kitap bölümlere ayrılmamış. Bu da hem okumayı zorlaştırıyor hem de kitaba ara vermek istediğinizde nerede duracağınızı şaşırmanıza neden oluyor.
Falih Rıfkı’dan Atatürk’ü okumak her zaman çok keyifli olsa da yazarla tanışmak için tercih edebileceğiniz çok daha güzel kitapları var. Önceliği onlara vermenizi öneririm.