“İslam ve Batı medeniyetleri arasında devam eden gerginliğin temel sebeplerinden biri de budur. Her iki medeniyet de etnik, kültürel ve dini mânada lokal kalmayı reddetmekte, evrensel bir "medeniyet grameri" inşa etmeye çalışmaktadır. Bir başka ifadeyle İslam ve Batı, evrensellik iddiasında bulunan iki medeniyettir.”
İsmiyle müsemma bir kitap. İbrahim Kalın doğuşundan itibaren kaçınılmaz bir şekilde birbiriyle temas ve rekabet halinde bulunun bu iki kavramın öyküsünü, anlamlarını, ifade ettiklerini/edemediklerini ve aslında biraz da birbirlerini tanımamanın hikayesini izletiyor bize. Bir borsa grafiği gibi zaman içerisinde bir birinin bir diğerinin lehine/aleyhine dalgalı akışı takip ediyoruz. “Convivencia” kavramını hüzünle cebime koyuyorum mesela bu kitap vesilesiyle. Elbette bugün itibariyle daha sıkışmış (?) bir ele sahip olan İslam’ın tarih boyunca adilce tartılmadığına dair gayet somut örnekler de sunuyor. Hakikat bir yana, onun sunumu, ifade edilmesi de önemli. Burada hemen bir alıntı verelim kitaptan:
“İnsanlar kendilerine sunulan imajlara, samimi bir şekilde inanmaya başlarlar. Çağdaş medya çalışmalarının da gösterdiği gibi imaj, gerçekliğin yerine geçer. İmajı kontrol eden, gerçekliği de kontrol etmeye başlar.”
Yine öğretici ve düşündürücü bir deneyim. Finalde bir çözümsüzlükle de başbaşa bırakmıyor okuru. Kalın’ın iyiye dair bu iyimserliğini hüsnüzannını önemsiyorum, dikkate alıyorum. Fakat bende etkisi kısa sürüyor biraz. İnşallah tezahür eder. İyilerin teması ve ortak müşterekte bir şekilde buluşmanın yolunu arama temennisiyle sonlanıyor kitap. Ben kitabın kapağını kaparken Trump’a suikast girişimi gündemi sallamaktaydı. Ve yine az evvel Almanya Baden-Württemberg’den bir silahlı saldırı haberi önüme düşüyor. Dünya bir taraftan Princip’in kurşununun ucunda gibi, bir taraftan da ümitvar olmaktan başka çare yok.
“İnsanlığın elinde daha adil ve barışçıl bir dünya düzeni için pek çok imkan var. Bunun için bizden farklı olan insanlarla belli ahlaki ilkeler çerçevesinde yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Ötekiyle barış içinde olabilmekse, kendimizle barışık olmamıza bağlı.”