Bu gece birini öldüreceğim. Kim olduğu fark etmeyecek. Kulağımı çekeni, ayağıma çelme takanı, kıçımı açıkta bırakanı, yüzüme tüftüf atanı, bana sidikli, bana aptal, bana moron, bana ezik diyeni, benim küçük parmağım terastaki oyun alanında demirin arasına sıkışıp morardığında hemen koşup acil yardım çağırmak yerine yüzüme katır gibi güleni. Önüme ilk çıkanı.
Yetimlik böyledir. Anan baban sağdır yine de yetimsindir. Şu dünyaya fırlatılmış da unutulmuşsun gibi. Hatırladıklarında çok geç olabilir, o zamana kadar kaç cinayet işlemiş, kaç okulu kundaklamış, kaç evden kaçmışsındır.
Hatice Meryem Yetim’i anlatıyor bu kez. Rüyalar gibi, masallar, cinaî romanlar gibi. Film gibi. “Varlığı zaten başlı başına suç” olan bu küçük kızla birlikte bütün o zorlu yolu katettiriyor bize. Karanlık yokuşlardan, ıslak çarşaflardan, soğuk avlulardan, arka bahçelerden geçiyoruz, değişip dönüşüyoruz. Yetimlik nedir, anlıyoruz.
1968 Kasımı'nda İstanbul'da doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü'nden mezun oldu. Üç buçuk yıl bir bankada çalıştı. 1994 yılında mesleğini bırakıp Londra'ya gitti. Orada temizlikçilik, çocuk bakıcılığı, ütücülük, gazete dağıtıcılığı gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1996-2001 yılları arasında Öküz dergisinin Genel Yayın Koordinatörlüğü'nü yaptı. 1999 yılında Varlık dergisinin düzenlediği "Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Yarışması"nda "Siftah" adlı öyküsü öykü dalında dikkate değer bulundu. 2000 yılında Siftah adlı öykü kitabı Varlık Yayınları'ndan çıktı. Öyküleri Varlık ve E dergilerinde yayımlandı. "Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun" adlı kitabı 2002 yılında yayımlanmış ve Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. 2008 yılında "İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar" adlı romanı yayımlanmıştır. Amatör olarak fotoğrafçılıkla uğraşıyor.
Yıllardır tanıyorum romandaki kızı; elimde büyüdü, içimde büyüdü, beraber büyüdük. O zengin muhitlerini de, varoşları da adım adım gezdim onunla. Annesi babası; alay eden, dışlayan arkadaşlar, herkes çok tanıdık. Ama, en çok babaanne tanıdık. Yanındayken kıymeti bilinmeyen, kimseye gücün yetmeyince gelip gidip çattığın, nazını çeken tek insan...
Her zamanki gibi duyguları, insanları çok iyi yakalamış Hatice Meryem ama yapabileceğinin en iyisi değil elimizdeki kitap. Daha çok zaman ayırmalı, daha çok detay vermeliydi sanki. Bu kadar içten bir konuyu onun kaleminden daha detaylı, daha uzun uzun okuma isteği belki içimdeki yarım kalmışlık hissini yaratan. Yine de sıcacık bir kitap, iyi ki okudum.
Çok beğendim. Hatice Meryem, alışık olmadığımız ama ihtiyacını duyduğumuz bir sese sahip. Feminist Fight Club gururla sunar :) Aşırı melodram ile kolaya kaçacak sanarken ters köşe yapması, büyüklerden zeki çocuklar ve nihayet bir kadın/çocuk kahraman beni pek mesut etti. Bunu beğenen bunu da aldı tarzı kitap tavsiyelerine açığım. Ayrıca yazarın okumadığım kitaplarını da acil surette okuyacağım.
Tokat gibiydi, böğrüme taş gibi oturdu. Ya kedilerden cok etkilendim. Babaanne karakteri efsaneydi. Hatice meryemden okuduğum ikinci kitap. Senaryo yazarı olduğu çok belli.. sevdim. Öyle tokat gibi...
Gece saat 03:18 ve Vangelis'ten Chariots of Fire'ı dinliyor ve bu rivüüğüvü giriyorum,zira son dört sayfada kitapta geçen sahnede bu melodi zihnimde dolandı durdu(Kitabın son 4 sayfasını okuyan anlayacaktır)
1. Sanırım Hatice Meryem en güzel kitabını yazmış, kitap keşke daha uzun olsaydı. Bu yetim karakterin iç sesine ve karakterin kötülükle ilgili tüm başarısız denemelerini daha fazla okusaydık( kulağa biraz sadistçe geliyor ama tüm bu denemelerde mizah da var)
2. Hatice Meryem burayı okur mu bilmiyorum ama umarım Yekta Kopan'ın twitter'da kitabı beğenip bundan iyi bir oyun çıkar tarzı abukladığı tweet'e kulak asmaz. Film de olmasın, gerek var mı? Edebiyat bu özel karakterinin ve sesini başka bir alanda hemen kaybetmesin. Kötü oyunculuklarla sahnede sergilenmesin ya da kötü bir kurguyla film falan olmasın.
Saçma bir dilek olacak ama umarım devamı gelir bu hikayenin.
Sen hiç yetim kaldın mı? Peki ya yetim tanıdın mı? Nasıl bir duygu tahmin edebiliyor musun? Bazen ana baban yoktur bazense var ama seni soran olmadığından yetim kalmışsındır. Bazı sabahlar uyandığında kendinden utanırsın çünkü yine yatağını ıslatmışsındır. Saklanır mı böyle bir şey? Denersin ama utana sıkına olan olmuştur. Her şeyden öte sen çocuksundur fakat yetimlikten çocukluğunu yaşayamamışsındır. Misal fakirlik ya da anne özlemi ağır basmıştır. Misal boşanmış bir aile çocuğusundur. Hepsi bir etken senin yetim kalmana fakat daha fenası var bu işin. Katil olabilirsin, birini öldürmek isteyebilirsin. Neden? Çocukluğun gitmiş senin, sevgisiz kalmışsın bir kere; ya sormadın mı neden diye? Hesap sormalı insan; katil neden olunur, neden istenmeyen çocuk olunur, neden seni kötü bir insana dönüştürürler? Ne yaptın ki onlara? Koca bir boşluk dışında hiçbir şey yapmadın. O zaman bunun hesabını kim sormalı? Tabi ki sen! Bakma öyle yargılar gibi... Sen yetimin ne olduğunu bilmiyorsun ama sana onun gözünden anlatan bir yazar var karşında. Aç kulaklarını ve kitaptan sana fısıldadığım cümleleri iyi anla okur; Annesi yokmuş! Babası ayyaşmış! Babaannesini o öldürmüş! Şeytan! (mış kısmı sen okuduktan sonra şekillenecek) Hatice Meryem aslında bir senarist ve bu yüzden hikayenin bazı kısımlarında aklından bir film karesini izliyormuşsun gibi geliyor sana. O kötü şartların içindeki bocalamayı hissettiriyor, iyi ile kötü arasındaki sentez çok güzel bir çizgide yansıtılmış. Bence kalbe dokunacak satırlar var, okumanızı tavsiye ederim.
Kitap güzel başladı ama ortala doğru biraz bocaladı sanki. Yani olayı bize sanki yazar anlatıyormuş hissine kapıldım. Oysa bu küçük bir kızın hikayesiydi ve anlatım dili onun tarzında olmalıydı bence. Daha iyi olmasını beklerdim açıkçası. Ha kötü bir kitap mı? Hayır, kesinlikle okunmayı hak ediyor ama ben daha vurucu etkiye sahip bir hikaye bekliyordum.
Çocuk dünyayı nasıl görür? "İyi idare ediyor yavrucak" aslında nasıl kara örtüdür, herşey altında kalır. Çocuklar nasıl idare eder? Kim okur kim okumaz bilemiyorum da öğretmenler okumalı fikrimce.
Küçük bir kızın yatılı okulda ve sonrasında babaannesinin evinde yaşadıklarını anlatan hüzünlü bir uzun öykü. Olanlar küçük kızın ağzından anlatılmasına rağmen kullanılan dil ben de küçük bir çocuğun kullanabileceği anlatım gibi gelmedi. Bir günde hızlıca okunup geçilecek bir kitaptı.İmla hataları ve anlatım bozuklukları da cabası. Yine de şu satırlar hoşuma gitti: " Yorganın altında nefessiz kaldım da ondan. Boğulacak gibi oldum ve anladım ki yün yorgan insanın kafasına çekip de hayatı hakkında düşünmesine imkan tanıyan bir şey değil. Bir kere insanı nefessiz bırakıp terletiyor. Ve yine anladım ki zenginler, her zamanki gibi işlerini biliyor, rahat rahat düşünüp kaz tüyünden hafif yorganların altında geleceklerini tasarlayabiliyorken fakirler ağır yün yorganların altında yorgunluktan uyuyakalıyor." sayfa 77.
kitaptaki tek vurucu ifade arka kapakta yaziyor. yazarlarin empati yapamadiklari ya da bilgi sahibi olmadiklari durumlari ve kisileri yazma cabalari cok gulunc. iletisim yayinlarindan boyle cig bir kitap nasil cikti, sasirdim acikcasi.
Kitabı finali hariç hiç sevmedim. Finalde vermek istediği mesajı güzel veriyor ama hikayenin bütünü darmadağınık, anlatılanlardan hangileri çocuğun başına sahiden geliyor, hangilerini hayal ediyor o bile belirsiz. Anlatım dili de bir çocuğun ağzından anlatılan hikaye için fazla zorlama.
Bir nefeste okudum. O kadar yalin bir anlatimi var ki.. sadece bir iki yer icin biraz elestirim var.. cocuklugumdaki Gülten Dayıoğlu,Ömer Seyfettin romanlarıni da hafiften anımsattı.