"Tüm deliler buraya toplanıyor ve birbirlerini buluyor galiba..." diye bir cümle düşen Orhan Duru'nun, yıllar boyu yazıp "şişelediği" yedi öykü yer alıyor bu kitapta. "Fantastik, humoristik ve sismik..." yedi öykü. Sözcüklerin simyasından anlayanların kahkahalar atarak, tarih meraklılarının ise gözlüklerini takarak okuyacakları son yılların azgın enflasyonundan etkilenmemiş ender, saf ve eşsiz öyküler bunlar.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni bitirdi (1956). Bir süre veterinerlik ve aynı fakültede asistanlık yaptıktan sonra gazeteciliğe yöneldi. 1961’de Ulus’ta başladığı mesleğini 1993’e dek Cumhuriyet, Milliyet, Güneş, Hürriyet ve Star TV’de sürdürdü; bir süre Yeni Yüzyıl gazetesinde yazdı. İlk öyküsü “Kadın ve İçki” 1953’te Küçük Dergi’de çıktı. Mavi, Evrim, Yeni Ufuklar, Pazar Postası, Yelken ve Dost dergilerindeki ürünleriyle dikkat çekti. “a Kuşağı” ve “Mavi Hareketi” yazarları arasında yer aldı; 1950 Kuşağı öykücüleri arasında öne çıkan isimlerden biri oldu. “Ağır İşçiler” adlı öyküsüyle 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülünü, Sarmal ile 1996 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü, Fırtına ile 1998 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Öykü: Bırakılmış Biri (1959), Denge Uzmanı (1962), Ağır İşçiler (1974), Yoksullar Geliyor (1982), Şişe (1989), Bir Büyülü Ortamda (1991), Sarmal: Toplu Öyküler (1996), Fırtına (1997), Yeni ve Sert Öyküler (2001), Düşümde ve Dışımda (2003), Kazı (2006), Küp (2008), Sarmal: Bütün Öyküleri I (2011), Boğultu: Bütün Öyküleri II (2011). Deneme: Hormonlu Kafalar (1992), İstanbulin (1995), Tango Geceleri (1999), Durgun ve İşsiz (2004), Öykü Yazmanın Sırları (2008), Roman Medyadan Önce Gelir - Seçme Yazılar (2012). Öbür kitapları: Kıyı Kıyı Kent Kent (1977; 1987’de Mavi Gezi adıyla genişletildi), Kısas-ı Enbiya (1979; Cihat Burak’ın desenleriyle), O Pera’daki Hayalet (1996; Sezer Duru’yla birlikte). Çeviri ve Uyarlamalar: Sierra Madre’nin Hazineleri (B. Traven), Gizli Tarih (Prokopius), Çağdaş Fizik’te Doğa (Werner Heisenberg, Vedat Günyol’la birlikte), Amerika (Ginsberg ve Ferlinghetti, Ferit Edgü’yle birlikte), Durdurun Dünyayı İnecek Var (Antony Newley ve Leslie Bricuss), Sınırdaki Ev (Slawomir Mrozek), Üzbik Baba (Alfred Jarry’nin Kral Übü’sünden).
1989 yılında basılmış olan kitabı bir solukta okudum. Öyküleri okurken yazarın sözcüklerle bezeli fantastik dünyasına yolculuk ediyoruz. Kitapta yer alan "Kargınmış Ozan" öyküsünü okuduğumda, yazarın yaratıcılığı ve mizahı ustalıkla harmanlamış olduğunu gözlemledim, yedi öykü arasında sanırım en çok bu öyküsünden etkilendim.
“Sırt üstü uzanıp gökyüzüne bakınca, bir büyük bilinmezin içine düşüyormuş gibi oluyor insan, bu kuru ve açık gecede… Burçlar beliriyor ve yok oluyor ağır çekimle birbiri ardından, sanki bir planetaryum gibi. Yay Burcu, Oğlak Burcu, İkizler ve Yengeç, sonra bilgisayarlı yıldız falı, bakla falı ve dökülmüş kurşunun oluşturduğu gizemli biçimler”
Cinematograf ve İkonoklast'taki 80ler entel kuntel havası nostalji yarattı, Mücap Ofluoğlu'nun filan barda şiir okuduğu ortamları, filmleri anımsattı. Yine de İkonoklast eh ve fazla uzun ve ee?
Kargınmış Ozan'da benzer yanlar var, gizem daha fazla, keske sacma yerine karanlik olsa dedirtti.
Binbir gecenin son gecesi eh. Biraz daha gelistirilseymiş. Ben olsam karşılıklı felsefi bir tartisma koyardim aralarina sürpriz son oncesi mesela.
Öööö... ise öörgh. "Gerisin geri ileri'yi hic yakistiramadim.
İkonoklast ve Cinematograf öyküleri dışında oldukça sönük kalan bir kitap olduğunu gözlemledim, Orhan Duru düş ve gerçekliği birbirine perçinleyen bir yazar olmasına rağmen karakter derinliği ve hikaye serimi konusunda bazen yalpalıyor.
Karmaşık öyküler. Bazıları, son öykü olan Şişe çok güzel. İlk öyküyü de beğendim. Ustalara saygısızlık olmasın ancak en azından geri kalanlarını ben anlamadım diyeyim.