Kâzım Karabekir hayatına ve tanık olduğu olaylara dair neler yazdı? Yazmaya ne zaman başladı? Eğitim hayatı nasıl geçti? Aile yapısı nasıldı? Enver Bey (Paşa) ve Resneli Niyazi birlikte Balkanlarda komitacılara karşı nasıl mücadele etti? Sultan Abdülhamid devrini nasıl anlattı? İşte Türk askerî ve siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biri olan Kâzım Karabekir’in kendi kaleminden hayatı…
“Herkesin hayatı, mükemmel bir tarih parçasıdır. Hele çocukların ibret alacağı güzel bir kitaptır. Şahsının ehemmiyetine göre böyle bir kitap bütün vatan evlatlarının da istifade edebileceği hakiki bir rehber olabilir. Ne idik, ne olduk? Mutlak bilinmelidir” şiarını benimseyen Karabekir Paşa, bu eseriyle birlikte 1882-1907 yılları arasındaki süreci, yani yaşamının ilk 25 yılında tanık olduğu her şeyi aktarıyor.
Askerî tarihçi – yazar Erhan Çifci’nin editoryal katkılarıyla yayına hazırladığı bu eser, Kâzım Karabekir’in yaşadıklarını yazma sebebiyle başlar, ailesi ve eğitim süreciyle birlikte tanıdığı insanları ve gördüğü şehirleri anlatmasıyla devam eder. Oldukça objektif biçimde ele aldığı konular arasında askerî ve siyasi başarılar kadar başarısızlıklar da geniş yer bulmaktadır. Onun fikirleri günümüzde de önemini korumaktadır ve bazı çıkış yolları için kapı aralamaktadır.
Hayatım, bir paşanın bir imparatorluğun en zor zamanlarını kaydetmesi sebebiyle kaynak niteliği taşımaktadır…
(23 Temmuz 1882, İstanbul – 26 Ocak 1948, Ankara) Baba mesleğini seçerek askeri öğrenim gördü. 1902’de Harbiye Mektebi’ni, 1905’te Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni birincilikle bitirdi ve kurmay yüzbaşı oldu. Kurmay stajını Manastır’da Üçüncü Ordu emrinde tamamladı. 1907’de Enver Bey (Paşa) ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Manastır şubesini kurdu. 1909’da, 31 Mart Olayı patlak verince, Hareket Ordusu’nun İkinci Tümen kurmay başkanı olarak isyanın bastırılmasında görev aldı. 1912’de binbaşı rütbesiyle Balkan Savaşı’na katıldı. 1914’te yarbaylığa, 1915’te albaylığa, 1918’de mirlivalığa (tuğ-tümgeneral) yükseldi. 2 Mart 1919’da Erzurum’daki 15. Kolordu komutanlığına atandı ve Milli Mücadele hareketine katılan ilk komutanlardan biri oldu. Erzurum Kongresi’nin düzenlenmesinde büyük emeği geçti. Milli Mücadele hareketi boyunca Edirne milletvekili ve Doğu cephesi komutanı olarak görev yaptı. 1920’de, Ermenilerce işgal edilen toprakları geri aldıktan sonra, 31 Ekim 1920’de ferikliğe (korgeneral) yükseltildi ve 2 Aralık 1920’de Ermenilerle Gümrü Antlaşması’nı imzaladı. Milli Mücadele hareketi başarıya ulaştıktan sonra Ankara’ya geldi ve 30 Ekim 1922’den başlayarak TBMM’nin çalışmalarına katıldı. Ordudaki görevlerinden izinli sayılan asker milletvekillerinin Meclis veya ordudaki görevlerinden birini seçmeleri kararlaştırılınca, 24 Kasım 1924’te milletvekilliğini tercih ederek Birinci Ordu komutanlığından ayrıldı. 9 Kasım 1924’te Halk Fırkası’ndan istifa ederek 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu ve bu partinin başkanlığına getirildi. Partinin 3 Haziran 1925’te hükümetçe kapatılmasından sonra milletvekilliğini bağımsız olarak sürdürdü. 1926 yazında İzmir’de Atatürk’e karşı bir suikast planının ortaya çıkarılmasından sonra, ülkenin önde gelen muhalifleriyle birlikte İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Ama suikastle ilgisi görülmeyerek beraat etti. 1 Mart 1927’de milletvekilliği sona erince ordu kadrosunda açığa alındı, aynı yıl 1 Kasım’da emekliye sevk edildi. Bu tarihten başlayarak, 12 yıl boyunca, İstanbul Erenköy’deki bugün müze olan köşkünde, siyasetin dışında bir hayat sürdürdü ve anılarını kaleme aldı. 26 Ocak 1939’da yapılan ara seçimde yeniden İstanbul milletvekili oldu. 1946’da seçildiği TBMM başkanlığı görevindeyken Ankara’da öldü.
Kazım Karabekir'in, 1882'den 1907'ye kadar ele aldığı otobiyografi eseri. Genel olarak sade bir dille yazılmakla beraber akıcı ve sıkmayan bir anlatıma sahiptir (sıkıcılık göreceli olabilir). Kitap ayrıntı açısından sizi şaşırtabilecek düzeyde olabilir, sebebi Paşa'nın anılarını küçük yaştan beri (rüştiye zamanlarından beri) yazıya dökmesinden kaynaklıdır. Ki burada garip bir detay olarak yaşadığı sokağın krokisini bile görebilirsiniz.
Paşa'nın küçüklüğünden bahsetmek gerekirsek, benim açımdan en önemli özelliklerinden birkaçı; daha önce bahsettiğim gibi anılarını sürekli bir şekilde not alması, sormaktan, sorgulamaktan korkmaması ve meraklı bir genç çocuk olması, yaşına göre sahip olduğu ağır başlılığı (bazı istisnalar bulunmakta tabii ki), başarılı bir eğitim hayatı olmasına rağmen disiplininden taviz vermeyip böbürlenmeyişi ve egosunu tatmin edecek davranışlarda bulunmaması ve daha nice özellikleri...
Ayrıca ,Kazım Paşa'ya ön yargısı olan kişilerin kesinlikle göz atması gereken bir eser. Döneminde yaşanmış haksızlıklar ve saçmalıklara sesini erken yaşlarında çıkarmaya başlamış olması ön yargıları kırma açısından büyük bir etken.
Kazım Paşa'nın hayatını kaleme alması sayesinde gerek imparatorluktaki, gerek imparatorluğun çevresindeki olaylara kendi anlatımı ve düşünceleriyle şahitlik ediyoruz. (ki bu dönemler imparatorluğun en kötü dönemleridir).
Bu eserin ön sözünde bahsettiği gibi Paşa; her insanın hayatının tarihin bir parçası olduğunu ve de özellikle çocukların ders çıkarabilmesi için önemli bir unsur olduğunu savunmuştur. Medenî alemde insanların ceddini ve kendini tanıması gerektiğini; bu yüzden anılarını ve hayatlarını kaydetmeleri gerektiğini vurgular. Ayrıca, başkalarının ders çıkarabileceği gibi zarara uğratabileceğinden de bahseder.
Öncelikle hayatındaki kayıtları kitaba dökme kararı aldığı için Paşa'ya, ardından kitabı okuduğum için de kendime teşekkür etmekteyim. Hürriyet sizinle olsun.
Meşrutiyet ilan edilmeden önceki dönemin şartlarını anlamak için çok güzel bir eser. Ayrıca cumhuriyeti kuran kadroların nasıl bir ortamda yetiştiklerini, Osmanlı’nın dağılma dönemini de anlıyorsunuz.
Balkan savaşları öncesinde Balkanlardaki çeteler, yabancı devletlerin bu çetelere bir yandan destek verirken bir yandan da Osmanlı’ya yapmış oldukları baskılar geçen zamanda bazı şeylerin değişmediğini de gösteriyor.
Daha önemlisi memleketin en önemli gerilimlerinden olan alaylı mektepli kavgasının orduyu nasıl böldüğü güzel anlatılmış.
Kazım Karabekir’in okul anıları ile eğitimin bilerek ne kadar kötü hale getirildiğini ve onun sonuçlarını yansıtıyor.
Altını çizdiğim noktalar:
- Sabahları babam kendi eliyle çay pişirirdi. Semaver ve madeni bir çekmece ortaya çıkar, biz etrafına diziliriz. (Kendime not çayın kültürdeki yeri ile ilgili)
- Ordu çok zayıf. Pek yaşlı ve alaylı ümmi ümera çok... Zabitlerden alaylı çok. Asker yer yer ihtilâl için dağılmış. Talim ve terbiyeden eser yok. Bu gidişle bu havalinin elde tutulması imkânsız zabitleriyle görüşürken alaylı binbaşıları geldi. Kardeşim beni takdim etti. Herifin sözü şu oldu: “Mektepliler toplanmış. Kim bilir bu erkân-ı harbe bizim binbaşı, eşeğin biridir dersiniz...”
- Büyük kumandanlar dünyadan bihaber... Küçükler kendi havalarında. Bu vakalar beni pek meyus etti.
- Ömer Efendi ’ye yüzbaşı şu talimatı vermiş: “Biz alaylıyız, onlar mekteplidir. Bizi ezmek isterler. Sen onlara uyma. Hem o misafir, bölüğün esas kumandanı benim. Ondan korkma... Bölüğü iyi idare edememesi biz alaylılar için bir zaferdir.”
- Bu sene sınıfımızdaki Şamlı ve Bağdatlı arkadaşlar da mühim bir his değişikliği var. Türkler e karşı soğuk duruyorlar. Ayrılık muhabbetlerine şahit oluyorum.
- Bir sundurma altında yatan bir düzine kadar 24 ’lük sahil topu gördük. Bunlar birkaç yıl önce Karadeniz Boğazı için getirilmiş fakat Rusya hükümeti tesirini bildirince irade çıkmış, şimdilik dursun... (s400’ler de mi böyle olacak acaba)
-Bize vaziyetimizi lâzımı gibi derslerde anlatır, sonra sigorta olarak padişahın etrafı berbat, yoksa kendisi iyi derdi...
- İdama mahkûm olan bu adamı Sultan Hamid affetmiş, ihsan vermiş ve Avrupa ’da aleyhindeki cereyanlar ve suikastlardan haber vermek üzere maaşlı hafiye yapmış. Koca Sultan, bu işleri bir gün senin öz Türk milletin de yapacak ve sen onların elinden yakanı kurtaramayacaksın.
- Eğer aklın eriyorsa fikirleri boğma, onlara yol ver ve hürmet et.
- Muhitini saran cahil veya riyakâr, murdar ahlaklı insanları dağıt da Avrupa hükümdarları gibi milletini saadete götür. Sen de milletinin sevgisi arasında mesut yaşa.
- Fakat fikirler ölmüyor, birbirine zincirleniyor. Muhakkak her müstebit gibi fikirler arasında sen de boğulacaksın.
- Yarabbi, Türk e bu pis ahlakı neden mukadder kılıyorsun... Bizi de ikinci bir Endülüs yapmak için mi? Böyle ise; isyankârlardan biri de ben olurum.
- Fakat bizi kıta ile temasa getirmek Sultan Hamid ’in evhamına dokunuyordu. O kadar topçu kıtası olduğu halde bir bataryanın hareketlerini bile göstermemişlerdi.
- Fakat iş bir harbe müncer olursa felâket muhakkak. Ordu berbat ellerde. Silahlar berbat. Teçhizat yok.
- Biz! Biz müthiş uyuyoruz.
- Ataların gafletinin cezasını evlatları ödüyor, daima da böyle olacak...
- Karılarına kadar çete ruhu giren bu halkın daha ilerlerde neler yapacağını hasbıhal ettik. Biz ne kadar geç kalmışız. Zavallı bizim Türk köyleri her şeyden ve her histen mahrum.
- Rumların, Bulgarların ve Ulahların mektepleri bizimkilere nazaran pek ileriydi. Beden terbiyesi, ses terbiyesi, musiki o mekteplerde büyük yer tutmuştu. Bir örnek elbiseye de ehemmiyet veriyorlardı.
- Hususiyle Florina ’ya gelirken perişan kıyafetli bir Türk e rast gelmek daha fena bir mukayese yaptırdı. Yanımdaki neferim Mehmet ’e sordum: “Mehmet, bu adam Türk mü, yoksa Bulgar veya Rum mu?” dedim. Cevap verdi: “Efendim, İslam dır o.” “Nereden bildin Mehmet?” “Kıyafetinden belli efendim, Hıristiyanlar hallice oluyor...”
- Bu sürgünlerin hali ve haykırışları beni çok müteessir etti. Bunlarla Osmanlı milleti diye kendimizi aldatmada mana yoktur. Onlar Bulgar, Rum, Sırp, Ulah...
Geç Osmanlı-Erken Cumhuriyet dönem okuyarak bitecek bir dönem değil. Mesela 1908-1923 arasındaki 15 yıl 50 sene gibi. Tam da bu yüzden dönemin hatıratları okumaya başlayanda bağımlılık yapıyor. Bıkmak mümkün değil.
Kitap Kazım Karabekir'in 1907'ye kadar tuttuğu günlüklere dayanıyor. En başta dikkatimi Manastır'dan Mekke'ye kadar uzanan, arada İstanbul, Van, Harput'a uğrayan bir çocukluğun bizim deneyimimizden ne kadar uzak olduğu çekti. Zaten bu kozmopolit, emperyal çeşitlilikteki yaşam, içerdiği dağılma, alt üst oluş ve şiddet sarmalı iler beraber, benim için mevzu bahis dönemin en ilgi çekici yanını oluşturuyor.
Karabekir'i ilginç kılan stereotip düzeyinde standart bir Osmanlı askeri eliti portresi çizmesi. Kendisi gibi genç askerler dışında kimseyi gözünün görmemesi, homojen bir ulus devlete olan arzusu, siyasal ve askeri çıkışsızlıktan doğan komitacılık hevesleri ve en çok da hırslarıyla imkanları arasındaki büyük boşluktan türeyen trajedisi... Özellikle bu trajedi, geç ve tehdit altında modernleşme yoluna giren coğrafyalardaki emperyal elitlerin ortak hikayesi aslında. Bizim de hikayemiz belki.
Hatırat yukarıdaki meseleleri o kadar güzel yansıtıyor ki başta da dediğim gibi standart bir Osmanlı askeri eliti hatıratı nasıl olur sorusuna cevap olarak yazılmış gibi hissediyor insan. Karabekir'in çalışkan, düzenli, inatçı, zeki ve onurlu yapısını tamamlayan tek boyutlu düşünce dünyası ve narsist kişiliği, ortaya bir tür ideal tip çıkmasında etkili. Zira aynı özellikleri Enver'den M.Kemal'e kadar dönemin önde gelen askeri kişiliklerinin çoğunda görmek mümkün.
Kurtuluş Savaşı öncesi hayatında olan olayları anlatıyor Karabekir. Meşrutiyeti, İttihat ve Terakki'yi, istibdatı ve fazlasını. Okul ve ilk görev yerindeki askerlik anıları daha çok yer alıyor kitapta. Balkanlarda komitacılarla yaptığı mücadeleleri okurken neden balkanları elde tutmanın imkanı olmadığını da idrak ediyorsunuz. "Çeteleşme" işinin doğasını anlatıyor yazar. İsmet İnönü ve Enver Paşa ile olan birkaç anı da yer alıyor kitapta.
Kazım Karabekir paşa bu kitapta tamamıyla çocukluk, öğrencilik ve mezuniyet sonrası balkanlardaki Bulgar çetelere yaptıkları baskınlar ve müdahaleleri anlatıyor. Kitap kurtuluş savaşı başlamadan hemen önce bitiyor. (1. Dünya savaşına kadarki dönemi içeriyor) Ben özellikle Ermeni olayları hakkında bilgi alabileceğini düşünerek almıştım kitabı ancak bu konu kitapta yer almıyor. Gene de o dönemin şartlarını, Osmanlı ordusunun durumunu, kurmay subayların bu duruma yaklaşımını vb. gayet net ortaya seriyor. İbret alınacak bir dönemi ve içinde bulunulan olayları, insanların tavırlarını çok güzel aktarmış. 1 yıldızı Ermeni olayları hakkında detaylı bilgileri kitapta bulamamaktan dolayı kırdım, ama okunmasını tavsiye edeceğim bilgi dolu bir kitap yazmış.
Kazim Karabekir'in vatansever asker kisiligini ortaokul ve lisede ogrendiginiz Kurtulus Savasi tarihi derslerinin otesinde ogrenmek istiyorsaniz bu kitabi okuyun.
Kitapta cocuklugundan baslayarak 1880-1900 arasi Anadolu, Arabistan ardindan at kosturdugu ceterlerle mucadele ettigi Kurtulus Savasi oncesi Balkanlari anlatiyor. Memleketin haline, kontrolsuzlugune, icten ice ulkeyi yiyen bitiren kifayetsiz asker, yonetici ve devlet erkaninin haline tanik oluyorsunuz.
1900 lerin basindaki Osmanlinin halini Kazim Karabekir'in kaleminden okudukca Mustafa Kemal Ataturk ve silah arkadaslarinin ne kadar imkansiz birseyi basardiklarina bir kez daha kanaat getireceksiniz. 🇹🇷
"Herkesin hayatı, mükemmel bir tarih parçasıdır." Bu sözle başlamış ve kitabı bu sözü kesinlikle doğruluyor. Kitapta özellikle mekke anıları ve burada maruz kaldıkları kolera salgını çok ilgimi çekti. Korona virüs salgını ile uğraştığımız şu günlerde biz unutsak da insanlığını defalarca bu salgınlara maruz kaldığını bunun da birinin daha 100 yıl önce yaşandığını hatırlatıyor. 1894 yılında gerçekleşen İstanbul depremi ile deprem gerçeğinin değişmedi görülebiliyor. Dönemin askeri okullarını, dönemin subayı ve düşüncelerini bunun yanında balkan savaşına yol açan gelişmeleri anlamak açısından da çok değerli. Diğer kitaplarını da okumaya çalışacağım.
İlber Ortaylı’nın Atatürk kitabında bahsi geçince meraklanıp tanımak istediğim biri oldu Kazım Karabekir. Bu yüzden onun kendi kaleminden kendi hikayesini okumak istedim. 1920-30lardaki hatıralarını da okumayı çok isterdim ama biraz erken bitti, hatta sanki yarıda kesildi. Atatürk, askeri görevinden istifa edip milli mücadeleyi başlattığında etrafındaki rütbelilerin kendini yalnız bırakması sebebiyle umutsuzluğa kapılmak üzereyken tarihin akışını değiştiren, cesur, gözü kara ve vatansever bir asker oldu: Kazım Karabekir.. Bu iki kahramanın aralarının neden bozulduğunu şimdi daha da merak ediyorum.
Kitap Kazım Karabekir’in doğumundan 1907 sonbaharına kadar olan hayatını kendi kaleminden anlatıyor. Dönemin hayatını, olaylarını anlamak açısından oldukça faydalı bir kitap. Özellikle Balkan savaşlarında neden başarısız olduğumuzu, ittihatçıların veya cumhuriyeti kuran neslin neden Abdülhamite düşman olduğunu bu kitap sayesinden anlayabiliyorsunuz. İttihat ve Terakkiyle ilgili hususları İttihat ve Terakki Cemiyeti kitabında anlattığı için bu kısımlardan bahsetmiyor. Oldukça faydalı bir kitap, tarihseverlere tavsiye ederim.
Karabekir köyünü, dedesini, babasını, çocukluğundaki anılarını, mektebini, dönemin toplumsal ilişkilerini anlatıyor. Erzurum, Van, Mekke geçen senelerini anlatırken başından geçen olayları, duyduklarını da anlatımına eklemiş. Kuleli'deki öğrencilik yılları var. Rusya-Japonya Savaşı, Bulgaristan Harbi'ni anlatıyor. *"Herkesin hayatı mükemmel bir tarih parçasıdır."
Okurken sadece pasamizin hayatini değil de 130-140 yıl önce hayatlarin nasıl yasandiğini da oğrenmis oluyoruz. Kazım pasamizin bu eserini okuduktan sonra düzenli günlük tutmaya karar verdim. Geriye dönüp çocuklarımın torunlarimin okurken beni dusuneceği bir sey olsun ellerinde diye. Tabii ki pasamizin hayatı kadar olmasa da belki bizim yasadiklarimiz da başkalarının yolunu aydınlatır.
Kitap Kazım Karabekir’in tarih sahnesine çıktığı ve etkin olduğu dönemleri (İttihat ve Terakki-Meşrutiyet-Kurtuluş Savaşı-Cumhuriyet) anlatmıyor. Bu nedenle başlığa bakarak böyle bir böyle bir beklentiye girilmemesi gerekir. Öte yandan Kazım Karabekir’in gençlik anıları, içindeki detaylarla Osmanlı Devleti’nin meşrutiyet öncesi halini ve balkanlardaki karışıklığı güzel bir şekilde anlatıyor.
Aslı merkan edilen kısmından önceki hayatını anlatsa da o dönemim şartlarını ve toplumun, aydının algısını, bakışını anlayabilmek için güzel bir kitap. özellikle tarih meraklıları için tavsiye ediyorum ama hemen hemen aynı dönemi anlatan suyu arayan adam bence daha güzel
Kazım Karabekir çocukluk yıllarından başlayıp 1907 yılına kadar olan dönemde Abdulhamit döneminin baskılı günlerini, Osmanlı'nın toprak kayıplarını ve Balkanlardaki isyanları, İttihat ve Terakkiye katılımını, Enver Beyle tanışmasını akıcı bir dille anlatmış.
Kazım Karabekir'in hayatının 1907'ye kadar olan dönemini kendi ağzından dinleme şansı veren eser. Ayrıca istibdat, Avrupa devletlerinin Rumeli üstündeki yoğun istekleri ve baskılarını anlamak için, dönem şartlarını oldukça iyi hissedebileceğiniz bir anlatım mevcut.
İstibdat dönemini Paşa’nın gözünden okumak müthiş. Kendisi çok küçük yaşlarda not tutmaya başlamış, güzel detaylar var. "Vatan ve milletin selameti için hayatımızı tamamıyla vakfetmiştik."
Kazım Karabekir rol modellerinden birisi oldu. Bu kitapla tanıdım kendisini, önceden tanımıyordum. Bazı açılardan ufuk açıcı bir kitap oldu benim için.
Türk tarihinin hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğüm kahramanlarından olan adaşım Kazım Karabekir’in hayatını okumak muazzam bir tecrübe oldu benim için. Kitaba kurtuluş savaşı ve ilk dönem cumhuriyet yıllarını da okurum beklentisiyle başladım ama Paşa’nın Balkanlardaki görevleri esnasında bitiyor kitap. Biraz da yarım kalmış hissi verdi. Yine de iyi ki okumuşum dedirtti.
Milli Mücadele'nin en kilit isimlerinden biri olan Kazım Paşa'nın çocukluğundan 2.Meşrutiyet'in öncesine kadar olan bölümü kendi ağzından anlattığı kitaptır. Mekke'de arap arkadaşları ile başını derde sokmasından, eğitimi sırasında öğrendiği yabancı dillere, Balkanlarda görev yaptığı sırada ayrılıkçı Sırp ve Bulgar çeteleri ile mücadelesinden, büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki baskılarına kadar...
Kazım Karabekir’in günlüklerini okuyunca karşımda zeki, disiplinli, cesur ve içi temiz, saf bir insan buldum. Yanlışı gördüğünde gözlerini merakla açıp “Neden böyle? Bu doğru değil!” diyebilen, doğrusu için de fikrini çekinmeden söyleyen cesur biri. Okuduğum kadarıyla cesareti düzgünlüğünden ve çalışkanlığından kaynaklı. Bu günlükleri okuyunca kendisi hakkında daha fazla okuyup daha iyi fikir sahibi olmak istedim.
İlkokulda haksız dayak yiyeceğini sezince kaçan, yakalanınca “Ben dayak yemem!” diye yırtınan küçük Kazım’dan; Harp Okulu’nda hem hak eden hem etmeyen tüm komutanlara saygı gösterirken mantıksızlığı sorgulayan, kendi çözümünü öneren genç subay Kazım… Devamlı bir adalet arayışı. Babası 11 yaşında ölünce ailenin yükünü sırtlanıyor; savaşta kendi gibi yetim kalan çocuklara sahip çıkıyor.
Kazım Karabekir'le aynı şeyleri hissediyoruz bu arada. 1900’lerin başındaki manzara bugünkünden pek farklı değil: yabancı devletlerin güdümünde bir yönetim, susturulan vatanseverler, yasaklanan kitaplar, korku ve rüşvet… Okuduğu kitapları kendi elleriyle yakmak zorunda kalmak... kendisinin yarısı kadar akıllı veya kültürlü olmayan, iktidar yalakası cahil cüheyla zabıtalarla uğraşmak. Okurken içim buruldu; Türkiye olarak hâlâ aynı dertlerle uğraşıyoruz. Yine de güçlü olmak, mücadele etmek zorundayız.
Karabekir’in hem saf hem güçlü olması çok iyi geldi bana. Yanlışı sorgulamak ve doğruyu savunmak hâlâ geçerli bir yol.
Musa Kazım Karabekir paşanın çocukluğundan başlayarak meşrutiyet döneminde kadar olan dönemde yaşadıklarını anlattığı muazzam bir kitap. Eser aynı zamanda siyasi baskıların revaçta olduğu meşrutiyet öncesi döneme ilişkin olarak askeri öğrenci gözünden çeşitli mesajları içermekte.
19. yüzyıl sonu (afilicesi fin de siecle) Osmanlı memur/ zabitan sınıfının duygu/ fikir dünyasını anlamak açısından son derece faydalı bir eser. Kitabı okurken Falih Rıfkı Atay'ın "Çankaya" kitabında Karabekir'i "karakterli, narsist ve orta zekalı" olarak nitelendirmesi hatırıma geldi. Çankaya'yı okurken, Atay'ın bildiğimiz anti-Karabekir Kemalist duygularla bu nitelenmeyi yaptığını düşünmüştüm. Ancak Karabekir'in otobiyografisini okurken Falih Rıfkı'nın Karabekir tasvirinde muhtemelen epey bir gerçeklik payı olduğunu fark ettim.