“Kült?” diye soran gözlerle baktım. Filmlerde böyle güzel bir kız benim gibi vasat birinin hayatına girerse mutlaka bela da birlikte gelirdi. “Kayıp Yazarlar Loncası,” dedi kız. Ne diyeceğimi bilemeden yutkundum. Kayıp yazarlar? Ortadan kaybolacak bir sonraki kurban ben miydim?
Kendi halinde bir roman yazarı olan Ouz Kök, süpermarkette düzenlenen korkunç bir imza gününde güzeller güzeli bir hayranıyla tanışır… Bu tanışmanın galaksiler arası bir sergüzeştin ilk adımı olacağının farkında değildir. Dünyaların kaderi artık Ouz’un ellerindedir!
Edebiyatını farklı kıyılara taşımaktan ve risk almaktan çekinmeyen Orkun Uçar’ın “psikedelik punk bilimkurgu” romanı KÜLT’ü okurken bir hız trenine binmiş gibi hissedeceksiniz!
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldu. Uzun yıllar gazete ve televizyonlarda çalıştı. 1999 yılında Nostromo Dergisi Bilimkurgu Kısa Öykü Yarışması'nda birincilik ödülü alınca yazarlığa profesyonel olarak devam etmeye karar verdi. 2000 yılında internet üzerinde Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü'nü hayata geçirdi. 2002 yılında Sibel Atasoy'la birlikte Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayimevi'ni kurarak Türk bilim kurgu ve fantastik edebiyatının ilk adımlarını atmaya çalıştı. Bu yayımevi 2004 yılının Haziran ayında kapandı.
Burak Turna ile birlikte yazdıkları Metal Fırtına adındaki roman Türkiye'de en çok satan kitaplar arasında oldu. Uzun süre Türkiye'nin gündeminden düşmedi.
Yazar 2007 yılı başında Ahmet Burak Turan ile birlikte yazdıkları politik gerilimle, gizemciliği birleştiren, aksiyon dolu Zifir adlı roman büyük ses getirdi.
Romanda bir fikir var ki özellikle dikkatimi çekti. Çok gelişmiş bir uygarlık her 23 bin yılda bir sıfırlanan ve yok olan diğer uygarlıklardan özellikle de sanatçılar ve yazarlar yoluyla "hikayeler" topluyor. Bu hikayeler "kayıp yazarlar loncası" eserleri altında saklanıyor. Bu fikir bana epey değerli geldi. Yıllar önce bir şiir karaladığımı gören iş arkadaşım heyecanla "sakın onu silme" demişti. "O sadece sana ait değil, tüm insanlığa ait." Sadece bu örnek bile hepimizin aynı enerjinin parçaları olduğumuzu bana hissettirmişti. Şimdi buna benzer bir fikri kitapta görünce çok sevindim. KISSADAN HİSSE: Yazarların ve sanatçıların tüm eserleri insan uygarlığının ortak malıdır.
İtiraf etmeliyim ki okuduğum ilk Orkun Uçar kitabı "Kült" oldu. "Metal Fırtına" efsanesinin esip gürlediği dönemleri kaçırmıştım. Bu buluşmayı sağlayan ve "Kült" gibi bir eseri bizlere sunan başta Dedalus Yayınları genel yönetmeni Sedat Demir, editör Ozancan Demirışık, düzeltileri yapan Baran Güzel ve kapak tasarımcısı Barış Şehri'ye teşekkür etmek lazım. "Kült" son derece eğlenceli, hınzır bir dille yazılmış çok sürükleyici, anlatı dili alışkanlık yapıp hızlı okunmasını sağlayan bir kitap. Açıkcası "Orkun Uçar keşke hep yazsa, okusak" dedirtti bana. Büyük keyif aldım.
2019’a ise Dedalus Kitap’tan çıkan “Kült” ile, merhaba, dedi. Psikedelik Punk Bilimkurgu Romanı olarak tanımlanan eseri kapağında yazandan daha doğru nasıl anlatabiliriz emin değilim. Kayıp Yazarlar Loncası ile başlayıp gizli örgütler, galaksiler arası savaşlar, ırklar, evrenler derken ipin ucunu asla yakalayamayacağınızın garantisini vereceğim eserin derinlerine hep birlikte inelim.
İyi bir bilimkurgu okuru olduğum söylenemez. Ama iyi hikâye gördüğümde anlayabildiğimi hissediyorum. Kült her iyi hikâye gibi klasik bir şekilde başlıyor: Kendi hâlinde bir karakterle. Ouz Kök. Sıradan bir roman yazarının süpermarkette düzenlenen imza günüyle açılan roman Ouz’un fazla güzel bir hanımla tanışmasıyla hız kazanıyor. Kayıp Yazarlar Loncası’nın teklifini Ouz’a ileten Alev fitili ateşliyor. Kitabın arka kapağında dendiği gibi “bu tanışma galaksiler arası bir sergüzeştin ilk adımı” oluyor. Tahmin edebileceğiniz üzere, dünyaların kaderi artık Ouz’un ellerinde!
Güzel bir kitap değil. Kötü bir kitap da değil. Orkun Uçar gibi profesyonelleşmiş bir yazardan beklemediğim kadar çok "amatör diyalog" vardı. Çok basit ve açıkçası "uydurma" temeller, çok düz bir anlatım, karakterin yapma imkanı olmayan ama yazarın kayırması sayesinde erişebildiği akıl yürütmeler... Birkaç yerde anlatım bozukluğuna bile denk geldim. Kapağında yazanın aksine bir bilimkurgu değil. "Saykodelik" kısmıysa kısacık bir sekansla sınırlı. Bilimkurgudaki "punk" türevleriyle alakası yok. Dümdüz bir kitap. Fikirleri orijinal olmadığı gibi, günümüzde popülerleşen diğer eserlere aşırı derecede benziyor. Ancak, onların aksine, temelsizler.
İçinde takdir ettiğim yegane kısım, yazarın Xasiork dönemlerinden beri romanlarında kullandığı "ek içerik öyküsü" geleneğini burada da sürdürmesi oldu lakin o öyküyü de pek beğenemedim. Fazla "dediskürsif"ti. Temellendirmeler ve keşifler arası atlamalı zıplamalıydı. Karakter normalde yapamayacağı şeyleri yazar kayırmasıyla yapıyordu. Eh, belki Şaman kültürünü içerdiği fantastik bölümler de fena değildi.
Sıkça tekrarlanan "güzel kadın" bahisleri beni bunalttı.
Gene de, kötü bir kitap değil. Sadece, Orkun Uçar'a yakışmayan bir kitap.
EKLEME: Kitabın tamamı belki "saykodelik" kısmı karşılıyordur ama bunun genel atmosfere yayılmamış olması onu saykodelik olmaktan uzak tutuyor. Okurken değil, bitirince, azıcık alıyorsunuz o tadı.
Bazı kısımlarında küresel çaplı bilimkurgu kokan ve betlerindeki merak uyandırıcılıkla betiğin nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Sonuyla Oyayubi Hime Monagatari (Parmak Konçuy'un Öyküsü) animesini hatırlattı. Aradaki fark ise betiğe normal bir imza günüyle başlarken animede Maya'nın olgunlaşması için büyücü kadından yardım istedi. Kadın da ona Parmak Kız ertekisi betiği veriyor. Animenin konusunu daha önceki incelemelerde değindim. Burada tekrar değinemem ve sadece benzer noktalar olduğunu diyorum. Mesela Zenobya'nın Enzera'dan farkı başkaraktere ihanet ediyor. Enzera, anime boyunca Maya'yı kötülüklerden kurtarıyordu.
Evren'de yalnız olmadığımıza inanıyorum. Kişimsi (humanoid) yaratıkların olduğu gezegenler vardır. Kişimsi olan amazonlar, Ouz gibi şehvet budalası hemcinslerimin korkulu düşü olmasını çok istiyorum çünkü kadınları zayıf varlıklar olarak algılamaktan vazgeçmeliyiz. Cinsel obje gibi görmeyi bırakıp onlara bu sınavdaki yardımcılarımız olduğu bilincine varmalıyız.
Tanrı vardır. Yazılı kaynakları olan Sümer Dini ilk din değildir. Köklerinin, İslamiyet'ten önce inandığı Göktanrı inancı ve Hz.İbrahim'e gönderilen Haniflik, ilk göksel dinlerdir. Kutsal betikleri ve metinleri bulunmadığı için bütün Dünya (Yer), ilk din olarak Sümer Dini kabul ediyorlar. Betikte Türk Ulamış Bilgisi'nde faydalandığı motifleri görünce çok gururlandım: Ouz (Oğuz) ve Ulu Kayın.
Uçkuruna düşkün Ouz'un sevişme sahneleri, yüzeysel olarak anlatılması manidar geldi. En azında bir sahneyi birazcık detaylı anlatabilirdi. Okurken okurlarda orgazm etkisi yaratılmalıdır. Karakter ve yer adları beğenmesem de kalemini sevmeye başladım. Kurgusu için okunacak bir eserdir. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Kesinlikle beklentilerimin ötesinde. Hiçbir beklentim olmadan, "Orkun Uçar'ın Metal Fırtına dışında kitabı mı varmış?" sorusuyla raflarda gördüm. Açıkçası kapağı da ilgi çekici olunca gün içinde okuması rahat olur diyerek aldım. Ama hiç de öyle olmadı.
Kitabın kapağını açmamla içine daldığım hikaye, inanılmaz bir merak yarattı. Nitekim sonradan anladım ki, kitabın da kendi güvendiği ana şey bu hikayesiymiş. İnanılmaz yaratıcı ve güçlü hikayesi, kitabın sonuna kadar asla hızını ve yaratıcılığını kesmeden devam ediyor - ve her adımda daha da enteresan bir hale geliyor.
Kitap hakkında derin diyaloglar ya da kapsamlı betimlemeler beklemeyin. O açıdan daha derin beklentisi olanları üzecektir, ancak zaten kitabın öyle bir kaygısı olduğunu da sanmıyorum. Kitap bir zamanlar Türkiye'de de birkaç sayısı yayınlanmış Heavy Metal çizgi romanı tadında karakterler ile, etkileyici bir psikedelik macera. Ben de kısa sürede bunu kabul ederek ve kitabın başındaki Led Zeppelin tüyosunu alarak, tüm kitabı Mothership ve Physical Graffiti albümleriyle bitirdim.
şimdi, yazar bize ne vaat ediyordu bilmiyorum. özünde bu kitap her ergen erkeğin ıslak rüyası gibi bir şey: poposunun üstünde oturduğu yerden seçilmiş kişi olmak, hayatta hiçbir şey başarmamış olmasına rağmen bi anda güçlenmek ve tüm bunlar olurken etrafında pervane olan dünya güzeli kadınlar. ki bunda bi sorun yok, bilim kurgu olarak okuyoruz ve açıkçası ilk altmış yetmiş sayfa gayet de keyif aldım. ama sonra kayışlar tamamen koptu. başı sonu olmayan, aradaki evrenlerin bağlantısını kuramadığım, ve hatta ana karakterin bi ara 30 sayfa boyunca (ki kitap 200 sayfa) kendi yazdığı hikayeyi paylaştığı ilginç bi bulamaça döndü. rahat bi kafayla okuyordum, pek bir beklentim de yoktu ama ona rağmen zor bitirdim maalesef
Konu ilgi çekici, kitabın içerisinde hayal gücü zorlanmış. Çok fazla farklı eserlerin toplamı gibi duruyor yani esinlenme oldukça fazla(bence). Kitabı genel olarak beğendim. Beğenmediğim tek nokta uzun betimlemeleri sevmeyen benim bile kitapta bir betimleme vs. araması. Böyle sanki köyde kahvede bir hikaye anlatılıyormuş gibi, hikaye sizi tam olarak içine çekemiyor.
tansiyonu bir sayfalığına bile düşmeyen bir kitap. farklı maceralarda sürüklenen baş karakter gibi hissediyorsunuz kendinizi okurken. çok akıcı, çok eğlenceli. okurken aldığım keyif bir anlığına bile sıkılmaya dönüşmedi. teşekkür ederim.