Mahmut Yesari, kıvrak kalemiyle İstanbul’un bu “antika” tipleri arasında geziniyor. Her birini ince ince allayıp pullayarak tanıtıyor ve 20. yüzyıl başı İstanbul’unun şehir hayatına dair keyifli bir okuma sunuyor.
Bugüne kadar gazete sayfalarında kalmış bu eğlenceli yazılar nihayet günümüz okuruyla buluşuyor.
“[Mahmut Yesari’nin] asıl kıymeti hayatında kavranmış değildir, ölümünden ve nesillerden sonra değeri artacak ediplerdendir.”
Refik Halid Karay
“Mahmut Yesari, kendisinde ve benzerlerinin şahsında zürriyeti kurumaya yüz tutmuş bir bohem neslinin son mümessillerindendi. (…) Mahmut Yesari’nin ölümü, Türk edebiyatını ve gazeteciliğini benzeri az bulunur bir rikkat ve fazilet örneğinden mahrum bıraktı.”
1895 yılında İstanbul'da doğan Mahmut Yesari, 16 Ağustos 1945'te öldüğünde arkasında en az yirmi beş roman, yüzlerce hikâye, elliden fazla oyun bıraktı. Geçimini kalemiyle sağladı; otuz yılı aşkın çalışması, İstanbul'da, Yakacık Sanatoryumu'nda veremle bitti. Yazar Afif Yesari'nin de babasıdır. Romancılıktaki şöhretini ilkin Çoban Yıldızı (1925) ile sağlayan Yesari, romanlarında toplumsal sorunlara, hayat sahnelerini açık dille ve ustalıkla yansıtarak eğildi.
Yazarın çok eğlenceli bir dili var. Etrafında gördüğü "cins" kişileri gözlemleyerek yazıya aktarmış. Tasvirleri çok başarılı. Kütüphaneden ödünç aldığım için biraz peşpeşe okudum yazıları. Belki zamana yaymak, arada bir bakmak daha keyifli olabilir. Okuduğum ilk eseriydi. Roman veya öykülerini okumaya çalışacağım ilk fırsatta.
Fakülte yıllarımda kütüphaneye kapanıp eski gazeteleri karıştırmaya bayılırdım. Resmi Gazete’den mecmualara ne bulursam dokunmak bile hoşuma giderdi. Bu kitap beni o anlara götürdü. Belki anlatılan tipler çok antika değil belki hepsi Yesari’nin çilingir sofrası arkadaşı ama bu neyi değiştirir ki? Neticede güzel ve özenli bir çalışma okumuş oluyorsunuz. Özellikle içindeki çizimler, yeni nesil için eski kelimelerin izahı çok çok güzel olmuş. Boş zamanlarda değerlendirilebilecek arada karışırıp tebessüm edilecek bir okuma. Tavsiye ederim, keyifli okumalar!
İstanbul’un yaşayanlarıyla arkeolojisini yapıyor Yesari. Çok eğlenceli bir kitap. İstanbul hakkında ne yazılsa okuyacak biriyim. Geçmişten tipler anlatılması da çok hoşuma gitti.
Geçmişin tiplerini görmek güzel de, yeterince antikalar mı? Sanki Mahmut Yesari'nin rakı masası dostudur çoğunluğu. Betimler sade, anlatım basit, tipler de aslında sokakta şu an dokunulabilecek kişiler. Yine de tarihin arka sokaklarında gezmek iyidir.
Yazarla tanışma kitabımdı. Elimde bir başkası daha var. Okurum umarım.
Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümü pek beğenmedim. Yazarın anlatım tarzı iyiydi, akıcıydı. Betimlemeleri iyi olsa da anlattıkları insanları sevemedim, yakınlık kuramadım ve hayatlarını merak etmedim.
Fakat orta bölüm çok hoşuma gitti. Keşke başlı başına bir kitapta yer alsaydı. Anlatılan insanlar ilgimi çekti. Son bölümde ikisinden de biraz vardı diyebilirim. Yazarın kendi deyimiyle "Bilinmeyen ünlü insanlar"ı okumak fena değildi.
Ayrıca birçok eski kelime ve cümle öğrendim. Bu hoşuma gitti.
"Bu çocuklara beşiklerinde ağlamamaları, uyumaları için haşhaş tohumu verirlermiş. Beşikte beyni uyuşmuş olan bu çocugun mektepte uyanmasına imkan yoktu."
Bir İstanbul kitabı görmeyi bekliyordum. Oysa Mahmut Yesari'nin hatıratı mahiyetinde bir kitap. Tasvirler, kullandığı dil, yazıldığı dönemi yansıtıyor ve okuması keyif veriyor.
Tipler ne antika ne de İstanbul'a has, büyük şehirlerde olabilecek yazarın sofrasını paylaşan arkadaşları. Kitap ismi yanıltıcı. Eser "Konağımıza Girip Çıkanlar" bölümünden sonra daha eğlenceli.
Gazete ya da mecmualara yazıldıkları için olsa gerek, oldukça kısa yazılardan oluşan bir kitap. Benzer mahiyetteki tiplemeler de birbirini tekrarlıyor gibi.