Bir insan elli yıldan fazla bir zamandır, editörlük, yayınevi ve dergi yönetmenliği, hele gazetecilik gibi başka uğraşlara da dalmasına karşın çeviri yapmadan edememişse, önüne gelen kitabı çevirmemiş, belirli bir beğeniye yaslanmaya özen göstermiş olsa da yarım yüzyılda doksana yakın kitap çevirmişse, ona “çevirgen” denmez de ne denir!
Usta bir çevirmen kadar bir kültür insanı ve edebiyatçı kimliğiyle de öne çıkan Celâl Üster’in bu uğurda yarım yüzyılı aşan serüvenine tanıklık ediyor Bir “Çevirgen”in Notları. Bu serüvenin anılar kısmında “çevirgen”liğe kendini ilk kez kaptırdığı çıraklık günlerini, Memet Fuat gibi bir ustanın yanında yetişmesini, Mamak Cezaevi’nin zorlu koşullarında çeviri uğraşında nasıl ısrar ettiğini anlatıyor. Bundan başka edebiyat sevgisine, tutkuyla çevirdiği yazarların kendisine verdiği esrikliklere, ustaların dünya şiirinden olağanüstü dizelerin olağanüstü çevirilerine ve bazı çeviri analizlerine de yer veriyor bu yazılar. Ayrıca Karl Marx, James Joyce, J.L. Borges, George Orwell gibi büyük yazar ve düşünürlerin eserlerinin ülkemizdeki çeviri ve yayımlanma serüvenine ışık tutuyor.
“Bir ‘Çevirgen’in Notları’nın çeviri üstüne kuramsal bir kitap olmasından özellikle kaçındım,” diye yazıyor Celâl Üster, kitabın öndeyişinde.
“Notlar, daha çok, yarım yüzyıllık bir çevirmenin bu uğraş için yelken açtığı dalgalı denizlerde geçirdiği ömrün bellekteki izdüşümleri…”
Writer and translator. He attended the Private English High School for Boys, Robert College and graduated from Istanbul University, Faculty of Literature, Department of English Philology. He was on the editorial board of the Robert College review İzlerimiz. He directed the art page of the daily newspaper Aydınlık. He worked at Gelişim and Adam Publications. After 1980, he worked at Cumhuriyet and supervised the culture department of Cumhuriyet, the Cumhuriyet Book Club’s magazine Çerçeve and Cumhuriyet Kitap. He became the editor of the book Philsa'nın Metropolis (Philsa’s Metropolis), of Belgelerle Türk Eczacılığı (Turkish Pharmaceutics with Documents) published by the Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Association and of National Geographic Fotoğraflarıyla İstanbul (İstanbul with Photographs by National Geographic) published by Türkiye İş Bank. He has continued his column Yeryüzü Kitaplığı in Radikal Kitap since 2001, which had previously featured in the newspapers Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl and Binyıl Kitap. After 1996, he became the chief editor of the review Sanat Kültür Antika and the Erotik Us series published by Okuyan Us Publications. After 2004, he became the editor of Can Publications.
Saygı duyduğum, çevirilerinin önemini bildiğim Celal Üster’in kitabını görünce, dayanamadım hemen başladım. Fakat biraz okuduktan sonra, ara ara kapağa bakmak zorunda kaldım. Kimin kitabını okuyorum acaba sorusunu sordum kendime.
Ne kadar kıymetli bir çeviri üstadı olduğunu zaten bilmeyen yoktur. Elbet yaptıkları kazandırdıkları çok değerli ama bunları onun değil, bizim söylememiz doğru olur sanırım. Ayrıca bu kadar çok ünlem olması, sürekli benzer konularda dönmesi beni çok şaşırttı.
Çevirilere yaptığı eleştiriler ise bence sorun değil. Bunları birilerinin söylemesi lazım diye düşünüyorum. Çünkü ülkemizde rezalet bir çeviri mantığı var. Bu yüzden tam bir edebiyat çöplüğü haline geliyor o muhteşem eserler. Klasikleri sıkıcı kitaplar olarak gören milyonlar var bu ülkede peki neden? Çeviri yüzünden elbette.
Hala devam ediyor işin en tuhaf yanı. Şu zamana kadar İş Bankası Kültür Yayınları ve Yapı Kredi Yayınları haricinde düğer tüm yayın evlerinde karşılaştım. Hatta bazıları merakla takip ettiğim, severek kitap dizilerini tamamladığım yayınevleri. Örneğin İthaki yayınları, bu kadar enfes kitaplar basıp, bu kadar berbat çevirmenler ile nasıl çalışıyorlar anlamıyorum. Bir kez bile okumuyor musunuz yahu!
Konu biraz dağıldı ama Celal Üster’e hak vermemek çok zor. Ben bir okuyucu olarak bu kadar sinirleniyorsam, o bir çeviri ustası olarak kimbilir neler yaşıyordur.
Bir Çevirgen’in Notları edebiyata ciddi anlamda meraklı herkesin yararlanabileceği ve özellikle çeviriye ilgi duyanların keyifle okuyabileceği yazılardan (anılar/denemeler) oluşuyor. Yaptığı çevirilerle Türkçe’ye büyük emek/hizmet vermiş olan Celal Üster’i yakından tanımamızı sağlıyor, bazı kitaplara da el atmaya teşvik ediyor. Öte yandan, yapılan birçok yanlış çeviriyi - haklı olsa da - öne çıkararak dolaylı bir övünme havası da sezilmiyor değil bu yazıların bazılarında. Bir de birçok çevirisinin, sadece İngilizce bildiğinden, çevrinin çevirisi olduğuna pek değinmemesi dikkatimi çekti. Ama yine de okunmaya değer güzel bir derleme. Keşke ülkemizde herkes işine böyle bağlı olsa…
İnanılmaz bir kitap. Bir metin çevirmek için uğraşırken kafayı yemek üzere olduğum, kelimeler, cümleler arasında kaybolduğum anlarda bu kitabı karıştırdım durdum, bana güç ve şevk verdi. İçinde çok hoş anılar var, çok acımasız eleştiriler, müthiş hoş söyleşiler. Celâl Üster hem bir parçalı otobiyografi yazmış hem de çeviriyle uğraşanlar için bir "el kitabı". Türkiye'nin çelişkisi var kitapta: Bir türlü istediğimiz kadar ilerlemeyen entelektüel yaşam fakat bunu ilerletmek için canla başla çalışan entelektüeller.
Joyce, Stevenson, Borges ve daha pek çok tanıdık yazarla ilgili çeşitli öyküler, maceralar var. Bunları takdir etmesi zaten çok kolay. Fakat bunun yanında Claudwell, Arenas, Rulfo, O'Casey gibi Türkiye'de pek de bilinmeyen yazarlarla da tanışmış oldum. Belki bir gün hakkını vererek okuyabilirim bile bu insanları. Keyifli kitap, alınız okuyunuz.
“…İnsan ne yapabileceğini bilim yoluyla öğrenir, bu yüzden de dış gerçekliğin zorunluluğunu bilim açığa çıkarır. İnsan ne yapmak istediğini sanat yoluyla öğrenir, bu yüzden de insan yüreğinin özünü sanat açığa çıkarır.” (Christopher Caudwell, 26)
“Başka kuruluşların, dergilerin “nesnel” olmaya çalışarak yaptığı seçkilerden farklı, çünkü onun kişisel beğenisi ağır basıyor, bu da bir kimlik kazandırıyor o yıllıklara.” (29)
“Kimileyin bir şiirden, bir öyküden ya da bir kitaptan derinliğine etkilenirsiniz de, o sırada bu büyülü etkinin pek o kadar ayırdında olmazsınız.” (47)
Düşlerde Fener Olmak (Wolfgang Borchert) B. Necatigil
“ben ölünce/ bir fener olsam;/ tek başıma geceleri, uykulardayken dünya, / gökte ayla senlibenli/ sohbete dalsam.” (52)
“…insanlık dışı bir ortamda kendi kendini zihinsel doyuma ulaştırmanın bir anısı…” (76)
Pedro Paramo (Juan Rulfo)
“Annem resim çektirmekten nefret ederdi. Resimler büyüde kullanılır, derdi,…” (94)
“Ben hep çevirmenin bukalemun gibi olması gerektiğine inanmışımdır. Çevirmen de, derisinin rengine yaşadığı çevreye, ortama uyarlayan bukalemun gibi, dünyasına daldığı yazarın kılığına, ruhuna bürünmeli diye düşünmüşümdür.” (98)
“Şiir, en kötü çevirilerde bile büsbütün gitmeyen şeydir.” (Sabahattin Eyüboğlu, 99)
“Pound’un derdi çeviri yapmak değil, şiir yazmaktır. İşin aslını ıskalamayanlar, İngiliz romancı ve eleştirmen Ford Madox Ford ile T.S. Eliot olur.“ (107)
Budunbilim - etnoloji
“Hiç bilmedikleri konularda bile kendilerinden çok emin konuşmakta bu İngilizlerin üstüne yok…” (121)
Jorge Luis Borges-Horhe Luis Borhes (122)
“…içinde yaşanılan despotluk ortamının insanı dara boğduğu, insana kirpi kürkü giydirdiği…” (158)
“Marx’ın, modern toplumun iktisadi hareket yasasını açığa çıkarmayı amaçladığı, kapitalist sistem ve bu sistemin gelişme yasalarıyla ilgili kuramını ortaya koyduğu ve kapitalizmin iç dinamikleri sonucunda yıkılacağını savunduğu…” (230)
“Kapital’de bilimsel bir yapıt olma ile bir sanat yapıtı olma arasında hep gidip gelen bir üslupla karşı karşıya kalırız.” (234)
“Kapital’i yalnız Marsizm ve sosyalizm açısından değil, bütün düşünce tarihi açısından da eşsiz kılan, günümüz toplumunun iktisadi temellerini açığa çıkarmış, bu arada kârın kaynağı muammasını çözmüş olmasıdır. Bunu yaparken hem kârı sermayenin ve sermayesinin ‘hizmetleri’nin hak edilmiş bir karşılığı olarak gören burjuva iktisatçılardan hem de onu bir ‘hırsızlık’ valisi sayıp ‘mahkûm’ eden ütopik sosyalistlerden ayrılır.” (234)
“…kapitalizmin ezelî ve ebedî değil, geçici ve bu anlamda tarihi, tarihin belirli bir dönemiyle sınırlı bir düzen olduğu içgörüsü…” (235)
“Camus, özellikle ‘Ne Kurban Ne de Cellat’ başlıklı ünlü denemesinde yaşadığı çağı, yani yirminci yüzyılı ‘Korku Çağı’ diye adlandırırken, … modern insanın türlü erkler karşısındaki güçsüzlüğü ve çaresizliği, kendini hep duvarların ve beklenmedik çıkışsızlıkların karşısında bulması, içinde artık insanca ilişkiler kurma olanağının kalmadığı, sadece soyutlamalardan oluşma bir dünyada yaşaması — Kafka’nın insanoğlunun yazgısı diye tanımladığı bu durumları daha sonra Camus ‘içinde yaşadığımız sürekli terör’ diye nitelendirecektir…” (Ahmet Cemal, 241)
“…işçi sınıfının siyaset sahnesine çıkmasıyla birlikte burjuvazi gericileşmişti. Bu da tek başına Fransa’yla sınırlı kalmayan bir gelişmeydi.” (245)
“Jale Parla’nın Joyce’u, “dili kronolojik anlatıya tutsaklığından kurtarıp bir sözcük ya da ifadeyle birkaç zamanı yakalamak iddiasındaki en ünlü modernist yazar” diye tanımladığını…” (250)
“O aralar geleneksel sanatsal araçların işlevlerinin sorgulanması, sınırlarının yeniden çizilmesi, bunlara yeni işlevler tayin edilmesi, dünyaya yeni gözlerle bakılması söz konusu.” (253)
Kitabın arka kapağında yazdığı üzere bu çeviri hakkında akademik bir kitap değil. Kitabın çevirmenin anılarından oluşacağını düşünmüştüm. Başlarda öyle de gidiyordu ama sonra denemeye dönmeye başladı. Oldukça bilgilendirici, yazarın kişisel düşüncelerini açıkladığı, hangi kitabı nasıl çevirmeye başladığını anlatan denemeler. İyi bir çevirinin ne kadar araştırma, birikim, bilgi gerektirdiğini gözler önüne seriyor. Özellikle Marksist yapıtların çeviri süreçlerini anlatıyor. Türkiye’nin çeviri sürecine açılan bir pencere. Özensiz, çevirmenin kendi görüşlerini yansıtması için oynama yaptığı çevirilerin yanında daha çok şiir çevirilerinden olmak üzere başarılı olanları da veriyor. Türkiye’de edebiyatın gittikçe vasatlaşmasının başlıca nedenlerinden biri yıllardır aynı, gerektiği gibi kontrol edilmeyen eserler. Alaylı bir çevirmen olarak kötü çevirileri sert ve direkt ifadelerle eleştiriyor. Çeviri kitap alırken dikkatli olmaya yönlendiriyor. Üster’in titiz, çalışkan bir çevirmen olduğu anlaşılıyor. Sadece sol elinin baş parmağıyla yazıyor olması ilginç. Anı kitabı olarak devam etmesini tercih ederdim.
Virgül kullanımında sıkıntılar var. Öz Türkçe kullanmaya dikkat ederek kullanılan kelimelere ne yapmak lazım acaba (tansık, tecimsel, esritmek, izlek, …)? Genel olarak rahat okunan bir kitap. Yazarken özen gösterildiği belli.
Hayatinin yarisindan cogunu edebi eserleri dilimize kazandirmaya harcamis Celal Uster'in ceviri seruveninin en basindan bugunlere kadar nerelerden gecip ulastigini kendi kaleminden okuma sansini yakaliyoruz. Kitabin sonunda bazi kotu cevirileri elestirdigi, ornekler verdigi bir bolum var. Bu kotu cevirileri gormenin, okumanin bize bir fayda saglayacagini dusunmuyorum. Onun yerine cok begendigi, takdir ettigi birkac iyi ceviri ornegi verse daha keyifll bir okuma olacagi kanaatindeyim. Kotu cevirilerde sucun sadece cevirmene atilmamasi gerekir (yetkin olmayan birine boyle bir is vermek basli basina hata); o kisiye bu yetkiyi veren yayinevi ile ceviriyi okuyup, yanlislari varsa bunlari belirleme, duzeltme gorevi olan duzeltmen ve redaktorler de ayni olcude suclu ve yetersizdir. Uster de buna bir cumleyle deginmis, ancak kotu cevirilerin sahibi olan cevirmenleri ifsa ederek daha cok onlari tasin altina sokmus.
Okuyan çevirmenler için oldukça ilham verici, cesaretlendirici ve merak uyandırıcı bir kitap. Alanında var olan büyük bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Yalnızca kitabın son bölümü, Söyleşiler, beni tatmin etmedi. Çevirgenimizin anılarını okumaktan daha çok zevk aldım.