“Günlükten anlaşıldığı kadarıyla Melek, bu kentte mutlu bir çocukluk geçiriyordu. İki katlı, yeşil panjurlu evlerinin arka bahçesindeki elma ağaçlarına tırmanıyor, üstünü başını rezil ederek dönüyor, annesinden azar işitiyor ama bu azarlara pek de aldırmayarak ertesi gün gene, bahçedeki kümese giriyor, henüz sıcak olan yumurtaları topluyor, üstünü başını gene rezil ediyordu. (...) Geceleri de yatağından elma ağacına tünemiş olan baykuşu seyrediyor, annesinden gene baykuşa çok bakarsa, giderek kendisinin de baykuşa benzeyeceği yolunda azarlar işitiyor, annesi perdeleri kapatıp odadan çıkar çıkmaz, fırlayıp perdeleri gene açıyor, baykuşun önünde sonunda kendisine bir masal anlatacağından emin ama masalı bekleyemeyerek uykuya dalıp gidiyordu. Deniz ve baykuş ona bir şey anlatacaklardı sonunda; ama henüz pek küçüktü, baykuşun masalı hep uykusuna yenik düşüyordu.”
Çocukluğu boyunca günlüğüyle arkadaş olur Melek... Yalnızlığını, sıkıntılarını, kaygılarını ve arzularını günlüğüne işler. Odasının penceresinden görünen baykuşla bir alıp veremediği vardır. Yıllar sonra günlüğünün tüm gerçekleri açığa çıkaracağını tahmin dahi edemez; elbette bilemeyeceği başka şeyler de vardır bu dünyada: Kocasının onu bir ihaleyi kazanmak uğruna satacağını, aşık olduğu adamın karşısına şans eseri çıkmayacağını, bir cinayet ile her şeyin darmadağın olacağını... Melek, hayatı değişsin istemeyecekti ama başkaları onun hayatını değiştirecekti...
İstanbul'da doğdu. İstanbul Alman Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. 1993'te profesör unvanını aldı. İstanbul, Mimar Sinan, Marmara ve Yeditepe üniversitelerinde dilbilim, göstergebilim ve edebiyat kuramları dersleri verdi; bu alanlarda birçok makale yazdı. Göstergebilime Giriş (1987), Anlam - Çeviri - Karşılaştırma (1991), Göstergebilime Giriş (2005), Tıp Öğrencileri İçin Almanca (2006), Dile Genel Bir Bakış (2008), Edebiyat ve Kuramlar (2010) gibi mesleki yayınları ile tanındı.
Yumuşak, sempatik bir kitap. Beğendim. Çok özel kitaplara 5 yıldız verdiğim düşünülürse 4 en yüksek puanım. O zaman da 3 bayağı iyi. 5000 yıl öncesinin esintileri falan hoş detaylar var. Deniz taşları benzetmeleri hoş. Sadece kaptan Harun’un kilidi çözülmüş değil. Niye geldi, kimdi, hırsız mıydı? Onu da okuyucuya bırakmış. Bence bir mahsuru yok.