Paperback. 13,50 / 19,50 cm. In Turkish. 224 p. Katkida Bulunan (Içerik) : Tugrul Çelik "Bir kebapçida karnimizi doyurduk ve bu esnada hemen hemen hiçbir sey konusmadik. Onu kandirmaya imkân yoktu. 'Seni çagirip zahmet verdik, affedersin!' de denilemezdi. Ben bunlari düsünürken kebapçidan çiktik. Ali bir sey söylemek ister gibi birkaç kere yutkundu ve boynunu bükerek: 'Sizi mahcup çikardim beyim, sakin kusura kalmayin!' dedi. Sonra, hayret edilecek bir seyden bahsediyormus gibi gözlerini hafifçe açarak ilave etti: 'Ben o odada bir türlü sesimi bulamadim!'"
Sabahattin Ali (February 25, 1907 – April 2, 1948) was a Turkish novelist, short-story writer, poet, and journalist.
He was born in 1907 in Eğridere township (now Ardino in southern Bulgaria) of the Sanjak of Gümülcine (now Komotini in northern Greece), in the Ottoman Empire. He lived in Istanbul, Çanakkale and Edremit before he entered the School of Education in Balıkesir. Then, he was transferred to the School of Education in Istanbul, where he graduated in 1926. After serving as a teacher in Yozgat for one year, he earned a fellowship from the Ministry of National Education and studied in Germany from 1928 to 1930. When he returned to Turkey, he taught German language in high schools at Aydın and Konya.
While he was serving as a teacher in Konya, he was arrested for a poem he wrote criticizing Atatürk's policies, and accused of libelling two other journalists. Having served his sentence for several months in Konya and then in the Sinop Fortress Prison, he was released in 1933 in an amnesty granted to mark the 10th anniversary of the declaration of the Republic of Turkey. He then applied to the Ministry of National Education for permission to teach again. After proving his allegiance to Atatürk by writing the poem "Benim Aşkım" (literally: My Love or My Passion), he was assigned to the publications division at the Ministry of National Education. Sabahattin Ali married on May 16, 1935 and did his military service in 1936. He was imprisoned again and released in 1944. He also owned and edited a popular weekly newspaper called "Marko Paşa" (pronounced "Marco Pasha"), together with Aziz Nesin.
Upon his release from prison, he suffered financial troubles. His application for a passport was denied. He was killed at the Bulgarian border, probably on 1 or 2 April 1948. His body was found on June 16, 1948. It is generally believed that he was killed by Ali Ertekin, a smuggler with connections to the National Security Service, who had been paid to help him pass the border.[2] Another hypothesis is that Ertekin handed him over to the security services, and he was killed during interrogation. It is believed he was killed because of his political opinions.
Sabahattin Ali's 100th birth anniversary was celebrated in Bulgarian city Ardino in March 31, 2007. Ali is a well-known author in this country because his books have been read in schools in Bulgaria since 1950s.
Sabahattin Ali'nin öğretmenlik ve hapishane günlerinden kesitlerin de anlatıldığı kitapta 18 öykü bulunmakta. Hikayelerin tamamında insanın zavallılığı, hor görülmüşlüğü ağır basmakta. Diğer öykülerinden farklı olarak "Bir Skandal" öyküsünde, günümüzün tabiriyle mahalle baskısını ve bireyin toplumdan soyutlanmasını ilk defa ve çok iyi incelemiş; bu yönüyle diğer öykülerden sıyrılmış. "Duvar" ve "Arabalar Beş Kuruşa" öyküleri ise yürek titreten türden dram yönü ağır basan öyküler; iyi bir gününüzde okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar...
"Etrafımda yalnız aciz ve ahmak gördüğüm için kendimi olduğumdan çok kuvvetli sanıyordum. Budalalar beni haddinden fazla şımartmışlardı". (kitaptan bir alıntı)
Sabahattin Ali, yaşam sevincimizi içimizden söküp atmak, ruhumuzu karanlık bunalım kuyularında umutsuzluk içinde boğmak için yemin etmiş adeta bu öykülerinde. Her öyküde göğsüm giderek daha fazla daraldı. Ruh haliniz iyi değilken okumanızı tavsiye etmem.
Daha önce fark etmemiştim ama Sabahattin Ali adeta bir "kara öykü"cü. Yani bütün öyküleri öylesine gerçek ve öylesine acı ki, insanın boğazına bir yumru oturuyor resmen. Bunca öykü arasında bir tane bile mutlu son olmaz mı arkadaş? Yok! Hep hüzün, hep burukluk... Ama her şeye rağmen, onun kalemi bir başka. Canın da yansa, okumaktan vazgeçemiyorsun. Bütün romanlarını okumuş, öykülerinden de sadece "Değirmen"i sona bırakmış bir okur olarak -hâlâ okumayan varsa şayet- şiddetle tavsiyemdir. =)
Şimdiye kadar okuduğum onca Türk yazar arasından birkaçı kelimeleriyle can evimden vurmuştur beni. Sabahattin Ali de onlardan biri... Kalemi asla eskimeyecek, kelimeleri tesirini asla yitirmeyecek. Sabahattin Ali bu topraklardan geçmiş iyi ki'lerden. Hem de kocaman bir iyi ki!
İçerisinde kısa etkili fakat donuk finalli veyahut sanki hiç bitmemiş hissi veren hikayecikler barındıran Sabahattin ALİ'nin etkili kaleminden çıkmış bir kitap. Her şeye rağmen okumak keyfliydi.
18 öyküden oluşmakta olan bir eser. Kitap iki bölmeden oluşuyor. Kağnı ve ses. Bu bölümler toplam 18 öyküden oluşmakta. Öyküler kısa ve akıcı, günümüzde kullanılmayan kelimerin parentez içinde açıklanması güzel bir ayrıntı olmuş. Kitapta dikkatimi çeken bir cümle beni açıkcası düşündürdü ve hoş bulmadım. Cümle "skandal" adlı öyküsünde yer alıyor.kahramanın yerleştiği bölgedeki insanlar ile zıtlığını aktarırken "Kendi basit dillerinde söylenen sözlere metelik vermeyen bu adamlara ancak peygamber yalanları tesir edebilirdi." cümlesi inançlı okuyucuları olumsuz yönde etkileyecek, eser için negatif bir düşünceye sebep olacaktır. Yinede Sabahattin Ali 'nin kalemi iyidir.