Омъжена млада жена катастрофира с чужд мъж по време на разходка извън града... За щастие оцеляват и двамата. Вместо упреци и презрение, съпругът предлага романтично пътуване по море. За младата жена се зареждат тихи лунни вечери на яхтата, тя узнава за трогателни човешки съдби и историите на малкия екипаж. Очарователните разходки по крайбрежието са смутени от тревожното усещане, че не оценява по достойнство загрижения, тактичен и благороден мъж, за когото се е омъжила, водена от дълг, без да му даде сърцето си. Ще преодолее ли моминските си представи и ще остави ли любовта да разцъфне, или ще продължи криворазбраното поведение на модерна и силна жена? Турският класик Решат нури Гюнтекин /1889-1956/ представя проблема за модерността и старото под интересен ракурс: не като сблъсък или отрицание на непримирими схващания, а като горещо възприети, но зле тълкувани ценности, които обричат една истинска любов.
Reşat Nuri Güntekin (Istanbul, 25 November 1889 - London, 13 December 1956) was a Turkish novelist, storywriter and playwright. His novel, Çalıkuşu ("The Wren", 1922) is about the destiny of a young Turkish female teacher in Anatolia; the movie was filmed on this book in 1966, and remade as TV series in 1986. His narrative has a detailed and precise style, with a realistic tone. His other significant novels include Yeşil Gece ("Green Night") and Yaprak Dökümü ("The Fall Of Leaves")
Biography
His father was a major in the army. Reşat Nuri attended primary school in Çanakkale, the Çanakkale Secondary School and the İzmir School of Freres. He graduated from Istanbul University, Faculty of Literature in 1912. He worked as a teacher and administrator at high schools in Bursa and Istanbul, then as an inspector at the Ministry of National Education (1931). He served as the deputy of Çanakkale between 1933 and 1943 in the Turkish Parliament, the chief inspector at the Ministry of National Education (1947), and a cultural attaché to Paris (1950), when he was also the Turkish representative to UNESCO.
After his retirement, he served at the literary board of the Istanbul Municipal Theatres. He died in London, where he had gone to be treated for his lung cancer. He is buried at the Karacaahmet Cemetery in İstanbul.
reşat nuri yine yapmış yapacağını. hem geriye dönüşlerle hem lineer zamanla öyle güzel bir aşk romanı yazmış ki bu kadar az bilinmesi yazık resmen. genç bir kazanovayla yaşanan trafik kazasından sonra hastanede uyanan züleyha ne kadar kendisini ve arkadaşlarını modern sansa da evli bir kadın olarak bu biçimde gazetelere düşünce yapayalnız kalır. onu gelip hastaneden çıkaracak, masraflarını karşılayacak tek bir kişi var: ayrılamaya karar verdiği kocası yusuf. yusuf’un konuyu hiç açmayarak züleyha’yı tekrar silifke’ye, memleketine götürecek olması romanın temel izleği. deniz havası iyi gelsin diye küçük bir gemi, “taşucu”yla önce marmara’yı sonra ege’yi geçip yavaş yavaş akdeniz’e ineceklerdir. şimdi yusuf ile züleyha hikayesini bambaşka bir yerden çizen bu roman hem bir yol romanı hem aşk romanı. hem de ikisi de mükemmelen yazılmış. kopmuş bitmiş ve aslında mecburen yaşanmış bir ilişkinin bir aylık gemi yolculuğunda yaşananlarla bu kez gerçekten aşka doğru yelken açması o kadar güzel, o kadar tatlı anlatılmış ki ergenliğimde okuduğum aşk romanlarından aldığım hazzı aldım. ve arka planda bu ikilinin geçmişte nasıl tanıştıkları, aralarındaki sınıf farkı, istanbul -taşra başkalığı, bir yandan yeni kurulan cumhuriyet, modernleşmeye çalışan hatta mecbur kalan bir halk… romanda yok yok. sosyolojik ve edebi olarak öylesine zengin bir metin ki. ve züleyha’nın “eski hastalık” diye andığı aşkı ilk kez tatması ama işte romans gereği birbirine hakikatleri açıklamayan kadın ve erkek. saklananlar, içe atılanlar, yanlış anlamalar, nefis bir birliktelik olacak bu kez, hem aşk, hem tutku, hem dostluk derken… reşat nuri bize bir plot twist yapıyor ki, kalakaldım. seks konusu, evli çiftin ayrı odalarda yatması, züleyha’nın rüyasında yusuf’la seviştiğini görmesi filan o kadar kapalı anlatılmış ki biraz daha net olsaymış tadından yenmezmiş. ama koskoca reşat nuri, milli eğitim müfettişi seks yazabilir mi allah aşkına :(( bir kadının erkekte aradığı koruyuculuk, sorun çözme becerisi, şefkat, züleyha’nın babası ve yusuf’un komutanı ali osman’ın ölümünden sonra aralarında kurulan apayrı bağ beni çok kişisel bir yerden yakaladı. çok sevdim.
Bu kadar basit bir konuyu insanın bu kadar yüreğini ağzına getirerek anlatabilmek büyük marifet. Kürk Mantolu Madonna'dan beri bu kadar içinde kaybolduğum bir roman olmamıştı, özellikle son 50 sayfa çok etkileyici.
Benim için ne kadar eksiği olursa olsun Reşat Nuri Güntekin Türk Edebiyatı'nın romancıları içinde üst sıralarda. Bu zamana kadar okuyup da keyif almadığım bir romanı olmadı sanırım. erek merak edici kurguları gerek karakterleri tasvirdeki başarısı Reşat Nuri'yi ayrı bir yere koymama sebep oluyor. Eski Hastalık ile birlikte onun başarısını bir kere daha anladım diyebilirim.
Eski Hastalık, okuduğum romanlarının birçoğuna göre çok daha "oturmuş" bir romandı. Gerek olay örgüsü gerek karakterleri bakımından son derece başarılıydı. Yalnızca ben Yusuf'un iç dünyasına biraz daha fazla inebilmeyi çok isterdim. Bazı yerlerde ne hissettiğini tam olarak çözememek beni bir miktar üzdü. Bununla birlikte Reşat Nuri, tıpkı diğer romanlarındaki gibi yine çok başarılı bir kadın yaratmış. Züleyha'yı okumak oldukça keyifliydi.
Eski Hastalık, Reşat Nuri'nin pek bilinen bir kitabı değil. Ben de tavsiye üzerine okudum, iyi ki okumuşum. Kesinlikle okunması gereken Reşat Nuri kitaplarından biri. :)
Прочитавши аннотацію до книги, можна подумати, що перед нами любовний роман. Але це - хибна думка. "Стара хвороба" - серйозний і глибокий твір, у якому автор розмірковує щодо сімейних цінностей, родини і любові. ⠀ Головна героїня Зулейха - жителька Стамбулу, надто прогресивна і вільнодумна для свого часу. Рідні не поділяють її бажання вчитися, а в подальшому працювати і вивозять її із столиці. Дівчина погоджується на шлюб із батьковим службовцем, старшим за неї і мудрішим, адже упевнена, що кохання - це хвороба минулого, яка давно віджила своє, а у сучасному світі потрібно шукати вигоду. Втім невдовзі їй стає нудно із закоханим чоловіком і вона прагне розлучення. Згодом, потрапивши у халепу і отримавши допомогу лише від колишнього, Зулейха переосмислює своє життя і ставлення до оточуючих людей. ⠀ Книга доволі меланхолійна і неспішна, читалася легко, але довго. Автор повільно звнурював у цю історію, без карколомних пригод, інтриг і несподіванок. Розказував і міркував. Показував, як легко можна заплутатися у хитросплетіннях життя. Проте не повчав, залишаючи за кожним право вибору.
Bu kitapta eşine az rastlanır harika bir anlatım özelliği var o da şu ki çok derin duyguları duygusal bir dil kullanmadan anlatıyor ve bu her nasılsa daha çok içine dokunuyor insanın. 1 puanı ise maalesef sonunun tatmin etmemesinden kırıyorum ama no spoiler
Son sayfalarda hikayenin guzel bitmesi icin guclu bir istek duydum ve kalp atislarim hizlandi. Son sayfayi okurken, aslinda hayatimizin son ani icin yasadigimizi ve tum kararlarimizin neticesini orada bulacagimiza dair bir duygu kalbimde somut bi sekilde belirdi. Benligimde Zuleyha'nin ve Yusuf'un her ikisinden de parcalar buldum ve her ikisini de anlayabildigim icin aci cektim. Benzer bir duyguyu Anna Karenina'da da yasamistim.
Bence Yusuf ve Züleyha arasındaki sosyokültürel fark ve cumhuriyet dönemi modernleşme çabaları çok çok iyi yazılmıştı ancak diğer kısımlar ve romanın bitişi açıkçası biraz ellerimi boş bıraktı. Genelde kitaplar hakkında önce detaylı bilgi sahibi olup sonradan okumaya başlıyorum, bu defa böyle yapmamıştım ve sanırım sadece bir aşk romanı olduğunu bilerek okumam gerekiyormuş. Bilemiyorum… evet güzeldi ama ben Çalıkuşu’nun tadını hiçbir şeye değişemiyorum.